Ukrayna’nın tarafsızlığı

Ukrayna’nın tarafsızlığı


Antalya Diplomasi Forumu’ndan sonra Türk hâriciyesi yeni bir başarıya daha imzâ attı. İstanbul’da Rus ve Ukraynalı heyetlerin görüşmesi sağlandı. Bu iki heyet ilk defâ görüşüyor değiller. Ama daha evvelki görüşmeler gizli tutulan bir yerlerde veyâ online yürütülüyor, sıklıkla karşılıklı restleşmeler üzerinden tıkanıyor ve dünyâ kamuoyunun pek de alâkasını çekmiyordu. Bu defâ İstanbul’da bir araya geldiler. Dünyânın dikkâti de İstanbul’da toplandı. Yeni ve açık bir zemin olarak İstanbul, heyetleri bir bakıma dünyâya her zaman olduğundan daha fazla profil vermeye ve görüşmeleri daha somut bir çizgiye taşımak gibi bir performansa zorluyordu. Ukrayna’nın burada inisiyatifi ele aldığını teslim etmeliyiz. Görüşmelerin nihâyetinde kameraların kadrajına ağırlıklı olarak Ukraynalı heyetin mensupları girdi. Rus tarafına, birkaç kalın çizgide hülâsa edilebilecek bir teklif götürdüler. Rus yetkililer ise daha pasif bir durumda kalmayı tercih ettiler; teklifi Moskova’ya taşıyacaklarını ve Putin’in değerlendirmesine takdim edeceklerini belirtmekle iktifâ ettiler.

 

Ukrayna’nın teklifi, kendisinden kabûl etmesi istenen tarafsızlık doktrinini benimsemiş görünüyor. Bunun somut karşılığı, Ukrayna’nın artık resmen NATO’ya girmek gibi istikâmet ve gâyesinin kalmamasıdır. Yeni doktrini, ilk bakışta, Ukrayna’nın Finlandiyalaştırılması olarak değerlendirebiliriz. Ukrayna’nın bu çizgiye gelmiş olmasının, Rusya açısından bir zafer olduğu düşünülebilir. Ama daha dikkâtli bakıldığında, teklifin teferruatlarına bakıldığında durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılacaktır. Bir defâ, NATO’ya girmek hedefinin Ukrayna anayasasında yer alan bir hüküm olduğunu biliyoruz. Hâl böyle olunca, meselenin anayasal bir değişikliğe gitmeyi icâp ettirdiği ortadadır. Bu da ancak referandum ile mümkündür. Ukraynalı delegelerin açıklamasına göre, referandumun selâmeti açısından Rusya askerî müdahaleden vazgeçmeli ve birliklerini geri çekmelidir. Buna Rusya’nın evet demesini beklemek hayâlcilik olsa gerektir. Farz edelim ki, bu teklifi kabûl etti ve birliklerini Ukrayna’nın hudutları dışına çıkardı; referandum neticesi Rusya’nın beklentisinin halefine tezâhür ederse ne olacaktır? Yâni Ukrayna halkı, “Hayır, biz bu değişikliği onaylamıyor, NATO’ya dâhil olma azim ve kararlılığı gösteriyoruz” derse Rusya, sil baştan bir askerî operasyon başlatacak; ele geçirdiği, lâkin referandumun hatırına boşalttığı yerlere yeniden mi girecektir? O zaman Rusya’da Putin’e, sen ne yaptın demezler mi? Doğrusu, bu kadarını Putin’in akledemeyeceğini ve “bu tuzağa” düşeceğini zannetmek safdillik olur.

 

Dahası, Ukrayna tarafı tarafsızlık statüsünü kabûl etmek için başka bir şart daha ileri sürüyor: Ukrayna’nın güvenliği… Bunu da bir garantörlük sistemiyle sağlama almak istiyor. Aralarında Türkiye’nin de olduğu, tamâmına yakını bizzat NATO’ya mensup bir dizi devleti garantör olarak görmek istiyor. Türkiye’nin dışında kimler var bu listede: ABD, Kanada, Almanya, Fransa, Polonya ve İsrâil. İsrâil hâriç, diğerleri tekmil NATO devletleri. Kabaca ifâde edelim: Ukrayna, “Ben NATO’ya girmeyeceğim ama NATO bana girecek” demektedir. Rusya’nın bu alicengiz oyununu görmeyecek kadar kör olduğunu düşünmek herhâlde pek de mümkün değildir.

 

Ukrayna, NATO’ya girme arzusundan vazgeçmenin karşılığında AB’ye girmesinin Rus tarafından kabûl edilmesini istiyor. Bu da ilk bakışta mâkûl görülebilir. Ne de olsa AB, sâdece ekonomik ve siyâsal bir birliktir. Bunda ne beis olabilir ki? Evet, AB bir ekonomik birlik olarak başladı. Daha sonra siyâsal bir birliğe evrildi. Üçüncü merhalede hukuksal bir birlik olmak vardı. Ama bu merhale akâmete uğradı. Eğer bunu başarabilse, askerî düzlemin dışında barışçı ideallerle donanmış bir ideal örüntü olarak kendisini daha inandırıcı bir zeminde ikmâl etmiş olacaktı. Olmadı. Gelin görün ki, AB son zamanlarda, üçüncü aşamanın başarılamamasının doğurduğu sukutuhayâlin travmaları daha atlatılamadan stratejik bir dönüşümün peşinde koşmaya başladı. AB’yi var eden ve siyâsal-ekonomik ve hukuksal ideallerde birlik oluşturmak idealinin yerini, bir Avrupa Ordusu kurmak, PESCO vb lâkırdılar almaya başladı. Birlik bir moral ideal olmaktan hızla çıkıp, reelpolitik ve machtpolitik hesapların döndüğü bir zemin hâline geldi. Pek çok kaynak bunu Fransa’nın neogaullist fantezisi olarak değerlendirdi. Almanya, II. Genel Savaş’ın mahcubiyet ve yasakları üzerinden susmayı tercih ediyor, belki de el altından “mahallenin ağzına geleni söyleyen çocuğu” Fransa’nın ön almasını destekliyordu. Ukrayna meselesi, evet NATO’ya gövde gösterisi yaptırdı. Ama bunu, reel düzlemde bir konsolidasyon olarak görmek aşırı bir yorumdur. Tam aksine, süreç NATO’nun derin çatlaklarını daha berrak gösterdi. Almanya, 100 milyarlık bir silâhlanma bütçesi çıkarma karârı aldı. Bu dinamiğin önümüzdeki günlerde daha da ilerleyeceğini düşünüyorum. Avrupa Ordusu ile NATO ilişkileri ne olacak, bilinmez; ama artık AB’nin ordu kurmaya her zaman olduğundan daha yakın olduğunu müşahede edebiliyoruz. Pekâlâ, Rusya bu dinamiği atlayarak Ukrayna’nın AB üyeliğine kolayca evet diyebileceğini öngörebilir miyiz?

 

Hâsılı, Ukrayna ve tarafsızlık kelimesi daha çok su kaldırır..

Google+ WhatsApp