Türkiye’yi NATO’dan çıkarabilirler mi?

Türkiye’yi NATO’dan çıkarabilirler mi?

Türkiye Fırat’ın doğusundaki terör örgütüne müdahale etti ve kızılca kıyamet koptu. Washington’da Senatörler Trump’la kavgayı sınırların ötesine taşımış durumda, Trump’ın her tweet’i, her açıklaması yeni bir olay, ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından çıkacak her kelimeyi,

Türkiye’yi NATO’dan çıkarabilirler mi?

 

Türkiye Fırat’ın doğusundaki terör örgütüne müdahale etti ve kızılca kıyamet koptu. Washington’da Senatörler Trump’la kavgayı sınırların ötesine taşımış durumda, Trump’ın her tweet’i, her açıklaması yeni bir olay, ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından çıkacak her kelimeyi, herkes bunca toz dumanın içinde heyecanla bekliyor. Başta ABD olmak üzere Batı dünyasının tüm başkentleri kaynayan kazan gibi…

ABD basını başta olmak üzere tüm Avrupa’da Türkiye hakkında yalan haberler ve kara propaganda zirve yaptı. Baksanıza, Türkiye’yi TSK envanterinde kimyasal silah bulundurmakla suçlamaya bile hazırlarmış. Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bugünkü açıklamasına göre, terör örgütünün kimyasal silah kullanıp suçu TSK’ya atmaya çalışacağına dair bilgiler geliyormuş Ankara’ya.

Süratle değişen gündemin içinde bugün Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 9 Ocak’ta yazdığı çirkin mektup ve buna karşılık olarak verilen ve aynı gün başlayan Barış Pınarı Harekatı ile Pence ve Pompeo ziyaretlerini konuşuyoruz; lakin bir süredir dikkatimi çeken ve benim dikkat çekmek istediğim husus başka…

Malum, uzunca bir süredir, neredeyse 2013-14 yıllarından beri aralıklarla Batı medyasında “Türkiye NATO’dan çıkarılmalı” makaleleri okuyoruz, tartışmaları duyuyoruz.

Normal şartlarda, üye bir ülkenin kendisi ayrılmak istemediği müddetçe NATO’dan çıkarılması mümkün değil. Peki koskoca diplomatlar, uluslararası ilişkiler uzmanları, analistler bunu bilmiyor mu?

Dediğim gibi, bir süredir bu tartışmalara kulak kabartıyor ve bu seslerin ziyadesiyle İsrail yanlısı düşünce kuruluşları ve medyadan yükseldiğini görüyordum. Bu konuda son 4-5 yılda birkaç kez yazmışlığım, birçok kez konuşmuşluğum oldu; komplo teorisi gibi gözükse de bu işe fazlaca kafa yordum.

Şimdi bu sesler, Barış Pınarı Harekatı ile birlikte, üstelik de Amerikalı/Batılı siyasetçiler nezdinde yeniden dillendirilmeye başlandı. Örneğin, Türkiye’ye karşı yaptırımların daha da artırılması konusunda Trump’a baskı yapan Senatörler, bugünlerde Türkiye’nin NATO’dan çıkarılmasını da konuşuyor. Peki bu cehaletten mi? Yoksa bilinçli bir söylem mi? Bana kalırsa ikincisi, zira Washington’daki Senatörlerin, hemen hepsinin geçmişi hukuk ve uluslararası hukuka dayanan Kongre ve Temsilciler Meclisi üyelerinin bunun normal şartlarda imkansız olduğunu bilmiyor olması, danışmanlarının onları uyarmıyor olması mümkün değil.

Daha önce de, Türkiye’nin S-400 alımıyla ilgili olarak Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası'nın (CAATSA) Türkiye’ye uygulanması gündemdeyken, Senato'ya sunulan önergede, Türkiye'nin NATO'ya üyeliğinin de yeniden değerlendirilmesi talep edilmişti.

Dediğim gibi, Türkiye’nin kendi istediği olmadan NATO’dan çıkarılması teknik olarak mümkün değil ve Türkiye’de bunu istemez, lakin uluslararası hukukun ayaklar altında çiğnendiği bir dönemde, NATO’nun Soğuk Savaş sonrası günlerden bugüne giderek kuruluş amacından uzaklaşmasına, hatta eskiyip köhnemesine karşı bazı revizyonlar yapmak isteyenlerin bir alavere dalavere çevirmeyeceğinden emin olmak bana biraz naifçe geliyor.

Böyle bir revizyonun yapıldığı, yani Türkiye’nin NATO dışına çıkarılmasının, ve örneğin İsrail’in dahil olduğu yenilenmiş bir NATO’nun, ya da yeni bir NATO’nun kurulmasının imkansız olduğunu düşünenler de maalesef yanılıyor. Dahası, ABD’nin artık NATO müttefiklerini değil, NATO dışı müttefiklerini daha çok önemsediğini görmezden geliyorlar. Elbette bugünden yarına olacak bir şeyden değil, orta/uzun vadede gelişecek, değişmekte olan dünya düzeninin olası sonuçlarından birinden bahsediyorum. Ancak buna ek olarak Barış Pınarı Harekatı’nın cini şişeden çıkarmış olabileceğini düşünüyorum.

Avrupa ülkelerinin NATO üzerinden Türkiye’ye baskı yapmaya çalışması, ancak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in adeta iki arada bir derede kalmışçasına açıklamalar yapması da, Batı ülkeleri ve Türkiye arasındaki tartışmanın, NATO içi bir kavgaya dönüşmesi ihtimalini güçlendiriyor.

Tabi dünyada bu tartışmalar olurken Türkiye de sessiz sedasız oturmuyor, gerekli yerlerde gerekli çıkışları yapıyor. Ancak, bu konuda en çok dikkat çekmesi gereken çıkışı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ak Parti Grup Toplantısı’nda yaptığını düşünüyorum. Türkiye’nin Suriye’deki terörle mücadelesini değerlendirirken NATO’nun neredeyse ana ilkesi olma özelliğini taşıyan 5. Madde ve Adana Mutabakatı sebebiyle yapıldığını söylemesi gözden kaçırılmaması gereken bir husus. Daha önce BM Anlaşmasının 51. maddesindeki Meşru Müdafaa hakkı dayanak olarak gösterilirken, NATO’nun 5. Maddesi ifadesi Cumhurbaşkanı tarafından birkaç kere daha dillendirilirse, bunu “Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması” tartışmalarına bir misilleme olarak görmek gerek.

5. Madde, yani “bir NATO üyesine yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması” İttifak tarihinde sadece bir kez, o da 11 Eylül saldırıları sonrasında aktive edildi.

Suriye’nin 2012’de Türk jetini vurması sonrasında da Türkiye Cumhuriyeti, NATO’yu toplantıya çağırırken 5. Madde’yi dile getirmemişti; 4. Madde kapsamında, yani “Taraflardan herhangi biri, taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır” ilkesi bağlamında tutum takınmıştı. Dolayısıyla 5. Madde tartışmasının açılması ihtimali, daha önce olmamış büyük bir tartışmayı da beraberinde getirir. Aslında bu çıkış haklı bir çıkış olur; zira Türkiye’ye yapılan terör saldırıları aynı zamanda NATO topraklarına da yapılmıştır.

Velhasılıkelam, Batılı müttefikler Türkiye’yi NATO’dan çıkarmakla tehdit edip bunun sonuçlarını hesap etmeyip bunu gerçekten isterken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da haklı olarak, NATO ülkelerini İttifakın temel prensibine uymamakla suçlayıp suçlamayacağını göreceğiz.

Özetle, dünyadaki çatışmaların bir laboratuvarı haline getirilmiş Suriye’de yer kürenin vazosu çatlamıştı; çatlaklar büyüdü büyüdü, ve Barış Pınarı ile beraber PKK koridoru parçalara ayrılırken vazo da kırılma noktasına geldi. Bakalım birileri çıkıp o vazoyu kurtaracak mı? Ya da ellerine çekip alıp kırmak isteyenler durdurulabilecek mi?

 

merve şebnem oruç

süper haber

Google+ WhatsApp