Türkiye’ye nükleer saldırı nereden çıktı?

Türkiye’ye nükleer saldırı nereden çıktı?


Türkiye’ye nükleer saldırı nereden çıktı?

 

 

Trump yönetiminin yılbaşında açıkladığı yeni nükleer silah programı, bir yandan ‘askeri teknik’ diğer yandan doktriner boyutta değişiklik içeriyordu...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Nükleer silahları ‘sahaya’ indiren, kullanılabilir nükleer silah fikri, dünya için yeni riskler sunuyor. Çoklu çatışma alanları barındıran yerküre için ‘minyatür atom bombaları’ kullanma aklı, ‘kesin çözüm seviciler’ açısından sempatik bulunsa da, yanıtın cüce olma zorunluluğu yok. Nitekim; 200 ton ağırlığında, dünyanın her yerini vurma kabiliyetine sahip, savunma sistemlerinin engelleyemediği ‘Sarmat’la geldi Rusya’nın yanıtı. (‘Şeytanlar ve Sarmatlar’, 29 Ekim 2016, Yeni Şafak.)

Kimi yorumculara göre, Amerika’nın cüce nükleer füzeleri bir yandan da Soğuk Savaş dönemine, iki kutuplu dünyaya dönüş daveti içeriyorlar. İki süper güç arasındaki ‘dengeye’ davet de diyebiliriz. 1990 dünyası ile günümüz şartları aynı ‘ahengi’ tutturur mu, ayrı konu. Ama kriz bölgelerinin bu denli ‘oyuncaklı’ işlere tahammülü olmadığı açık.

Pentagon’un hazırladığı plan, nükleer silahların kullanımını kolaylaştırıyor. ‘Etkisini’ düşürmek, küresel kabulü hazırlamak demek. ‘Yeni Nükleer Pozisyon’ raporu/analizi, nükleer güç kullanılabilecek alanları belirliyor. Örneğin, ‘nükleer silahla gerçekleşmese dahi kritik önemdeki tesisleri veya nükleer tesisleri hedef alan saldırılara karşı kullanılacağı’ söyleniyor...

Bunlar Soğuk Savaş kabullerine ters. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Perşembe günü Federal Meclis’e hitaben yaptığı konuşma, standardın, “Rusya’ya veya müttefiklerine yönelik bir nükleer saldırı olmadıkça” karşılık verilmeyeceğinin altını çiziyor. Bu tipik Soğuk Savaş kuralı.

Ama şu da gerçek, ABD’nin yeni nükleer silah ‘ilkeleri’, Rus liderin yaptığı “sunum”u da tetiklemiş görünüyor. Konuşma 18 Mart’da gerçekleşecek Rusya Devlet Başkanlığı seçimlerine yönelikse de, ABD’ye gövde göstermek de ikinci sıradaydı. Zaten Washington’dan hemen gelen, “hazırız, bekleriz” minvalli karşılama da o demek...

Keza Putin’in, “Durdurmak istediğiniz herşeyi yaptık” veya “ABD’nin askeri üstünlük elde etmek için yaptığı herşey para ve emek israfı” cümleleri ise “duralım” mesajı içeriyor. Ancak kendi başına dur(dura)mayacağını da söylüyor; “ABD’nin askeri takviyelerine karşılık vermezsek nükleer gücümüzü etkisiz bırakırlar”. Ertesi gün Kremlin’den gelen, “Bunlar ABD’ye cevaptı. Yeni bir silahlanma yarışına girme hazırlığında değiliz” cümlesinde, “hazırlığında” yerine “niyetinde”yi koyun, durum anlaşılır...

Tüm bu çekişme ve mesajların Soğuk Savaş retoriğine/pratiğine yakın motifleri varsa da, konjonktürün yeniden iki kutuplu dünyaya bağlanıp bağlanmayacağını zamanla göreceğiz. Türkiye açısından bu bilindik bir alan ve bir çok dış politika uzmanı ve akademisyen bunun Ankara’nın işine geleceğini, süper güçler arasındaki dengeyi yönetmeyi iyi bildiğimizi söylüyor.

Diğer taraftan Doğu’ya dönen bir dünya var ve burada yeni güçlerin yükselişine ek olarak faklı çıkar-denge noktalarında buluşan ittifaklar mevcut. Türkiye örneği tüm bölgeye küçük ittifakların süper ülkeleri zorlayabilecek katma güç ürettiğini gösterdi...

Küçük veya büyük fark etmez nükleer silah dengelerine yaslanan bir huzur tahterevallisi kurulabilir mi?

RUSYA’NIN MÜTTEFİKLERİ?..

Vladimir Putin’in tüm dünyada meraklı gözlerle takip edilen konuşması, Moskova’nın müttefiklerine de aynı kurgu, yani nükleer söylem üzerinden değindi...

Şöyle dedi Putin, “Rusya ya da müttefiklerimizden birine karşı nükleer silah kullanılması halinde, Rusya’ya yapılmış saldırı gözüyle bakıp derhal karşılık vereceğiz”...

O müttefiklerin kimler olduğu tek tek sayılmadı. Ancak konuşmanın ardından bu müttefiklere Türkiye’nin dahil edildiğini gösteren bir başka resmi açıklama duyuldu...

Rusya Parlamentosu Alt Kanadı Duma Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Aleksandr Şerin: “Kolektif Güvenlik Anlaşması ülkeleri, Suriye, İran, K.Kore, Çin ve Türkiye Rusya’nın müttefikleridir. Bu ülkelere karşı herhangi bir nükleer saldırı tehdidi halinde Moskova harekete geçmeye hazırdır”...

Bu açıklama durduk yerde yapılmadı...

İsteyen, ‘NATO şemsiyesi altında bulunan Türkiye’ye ABD’den gelecek nükleer tehdit’ vurgusunu arzu ettikleri her bağlama uzatabilir ama esas hedefin, Ankara-Washington arasındaki kırığa basmak olduğu anlaşılmalı.

Bu ne ABD’yi dost yapar ne Rusya’yı düşman. İşin doğasında var. Keza, Çarşamba günü Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “ABD, PYD/YPG’yi silahlandırarak Türkiye’yi tahrik etti” ve “ABD’nin YGP bölgesinde 20 üssü var” açıklamaları aynı dosyanın sayfalarındandır. Fakat ilk kez stratejik bir silah kalkanının Türkiye’yi de kapsadığı açıklaması -zımnen dahi olsa- elbette not edilmeli. Patriotlarını söküp söküp götüren Batı’nın yükselen çıtayı anlaması gerekiyor.

Peki ABD’nin kullanılabilir nükleer silahları gerçekten Türkiye veya herhangi bir ülkeye yöneltilebilir mi?

“Soğuk Savaş sonrasının sonrası dünyada’, en önemli ayrım ‘kontrol’ altındaki bölgelerle ‘kaos’ içindeki bölgeler arasındadır”. (‘Thank You for Being Late’, Thomas Friedman, Say: 276.)

Amerika ‘kontrol’ altında mı?

Eğer öyle ise kimin kontrolünde?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp