“Türkiye’nin kamu diplomasisi yok” demiyor muydunuz?

“Türkiye’nin kamu diplomasisi yok” demiyor muydunuz?


Hep söylenmez miydi “Türkiye’nin kamu diplomasisi yok” diye?

Özellikle 15 Temmuz darbe kalkışmasının ardından yapılan değerlendirmelerde “Türkiye kendini anlatamıyor, uluslararası iletişim sorunları var,” denmiyor muydu?

Ne ilginçtir ki, Türkiye’nin yıldızının parladığı, tüm dünyadan pozitif olarak ayrıştığı bu günlerde dışarıda yaptıklarından övgüyle bahsediliyor, ama içeride “Neden yaptın?” diye kıyamet kopuyor.

Türkiye Somali’den Libya’ya, İspanya’dan, İtalya’dan İngiltere’ye 55 civarında ülkeye tıbbi yardım malzemesi yardımı yaptı. Dünyada hiçbir ülkenin becerebildiği, başarabildiği bir iş değil bu. İsrail gibi, Ermenistan gibi mevcut durumda ya da tarihsel perspektifte sorunlarımız olan ülkelere dahi tıbbi malzeme ulaştırıldı.

Dünya tüm bunlardan takdir ederek bahsediyor. Şunun gibi paragraflar yazılıyor: “Türkiye koronavirüs vaka sayısında İran’ın önüne geçerek 7. sıraya yerleşse de ölüm sayısı İran’ın yarısından az. Tüm dünyada maske, koruyucu giysi ve solunum cihazı gibi enfeksiyonla mücadele için kullanılan malzemelere olan talep artıyor. Ama Türkiye'de maske herkese ücretsiz dağıtılıyor ve enfekte olmuş kişilerin tedavisi ücretsiz yapılıyor. Ayrıca, Türkiye koronavirüs salgınından etkilenen diğer ülkelere de malzeme göndermeye devam ediyor. Bu ülkelerin sayısı artıyor. Peki tüm bunlar nasıl oluyor? Türkiye’nin bu gizeminin ardında kamu ve özel sektörden oluşan koronavirüsle mücadele iş birliği yatıyor.”

Türkiye’nin ABD’ye yaptığı yardımlar tüm Amerikan medyasında yer alıyor. Bir zamanlar ABD’den yardım geliyor diye sevinen ülke bugün ABD’ye de yardım ediyor.

ABD Avrupa Komutanlığından (U.S European Command/US EUCOM) tutun ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya, büyükelçilerden senatörlere bir sürü önde gelen kurum, kişi sosyal medya hesaplarından Türkiye’ye teşekkür ediyor.

Associated Press’ten Reuters’a birçok uluslararası ajansın, CNN, SkyNews, Deutsche Welle, New York Times, Washington Post, ABC, MSN, CBS, Bloomberg, NBS, Al Jazeera, PBS, Voice of America gibi birçok medya grubunun haberlerinde yapılan tıbbi yardımlardan bahsediliyor. Google’ı tararken yapılan yardımlarla ilgili haberlere ABD’nin yerel medya kanallarında, hatta Japonya’nın Asahi Shimbun gibi en çok okunan gazetelerinde bile rastladım.

Tüm bunlardan daha iyi kamu diplomasisi olur mu? Bunlar FETÖ’cülerin, PKK’lıların bozduğu Türkiye’nin imajını düzeltmesi konusunda atılan çok güzel adımlar değil mi?

Artık eminim ki, yürütülen insani politikaya ve kamu diplomasisine çamur atanlar bunu kasten yapıyor. Uzun vadede koronavirüs sonrası dönemi düşünmüyor, küresel oyunun olmazsa olmaz parçalarından olan uluslararası medya ile iletişimini, ülke olarak %70’lere çıkardığın askeri mühimmat üretim kapasiten kadar yumuşak gücünü (soft power) de geliştirmen gerektiğini bilmiyor, ya da -mış gibi yapıyor.

Türkiye’nin “DAEŞ’e destek (!) veriyor,” “FETÖ gibi muhaliflere (!) kötü davranıyor,” gibi ipe sapa gelmez yalanlarla yıllar içinde yerle bir edilen imajı işte böyle zor gün dostu olarak, insani yardım konusunda cömertlik göstererek, gerçek yüzümüzü ortaya koyarak olması gereken yere taşınıyor.

Tabii tüm bunlar sadece yardımı yapmakla olmuyor. Kamu diplomasisi alanında, uluslararası medya ile kurulan ilişkilerle ilmek ilmek örülen, adım adım sarf edilen çabalarla oluyor. Kolay iş değil Türkiye’nin sadece başkentler nezdinde değil başka ülkelerin sıradan vatandaşları gözünde de mahvedilen imajını toparlamak… Bunun için her medya kuruluşu ile teker teker iletişime geçip onlara işin aslını anlatmak, onları neyin nasıl ve neden yapıldığına ikna etmek, Türkiye hakkında o kadar olumsuz düşünürlerken onları olumlu yazmaya yönlendirmek gerek…

Evet, koronavirüs sonrası bizi bekleyen, hatta hala devam eden ABD’nin Suriye’de PKK’ya yardımları meselesi var, S-400’ler F-35’ler gibi ABD ile süregelen sorunlarımız var, Batı ülkeleri ile FETÖ’cülerin iadesi gibi problemlerimiz var, yeniden ekonomik yaptırımlarla tehdit edilme ihtimalimiz var. Neden tüm dünya “koronavirüs sonrası yeni bir dönem başlayacak,” derken, “yeni bir dünya düzeni”nden bahsederken Türkiye’nin ileride elini yükseltecek hamleler bazı çevrelerce hor görülüyor?

Onlara sesleniyorum. Yiğidi öldürmeye çalıştınız, bari hakkını verinCumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı gerçekten çalışıyor. “Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’taki evi” gibi içeriği yalanlanan sahte haberlerle koronavirüsle mücadele eden ve koronavirüs sonrası döneme hazırlanan Türkiye’nin gündemini meşgul ederken yapılan başarılı işlerin üstünü çizmeye çalıştığınızı kabul edin. Yaftalayarak, karalayarak Türk halkının gözünde imajını karalamaya çalıştığınız kurum ve kişilerin emeğini, alın terini çekemeyerek FETÖ’cülerin, PKK’lıların ve Türkiye düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyorsunuz, bunu bilin.

***

Sosyal medyada da ahlaklı olmak…

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Tanıtım ve Medya Başkanı Mahir Ünal, geçtiğimiz günlerde hazırladıkları “Sosyal Medya Etik Kuralları” listesini sosyal medya hesabından paylaştı. Ünal, bu 12 kurala partinin tüm mensuplarının uyacağını söyledi. Yaptığı açıklamada belki de en önemlisi “Unutulmamalıdır ki, özgürlüğümüzün sınırı bir diğerinin özgürlüğünün başladığı yerdir,” ifadesiydi.

Hakikaten de artık hayatın olmazsa olmaz parçası haline gelen sosyal medya, insanların birbirinin yüzüne söyleyemeyeceği şeyleri söylediği, hakaretin, küfrün ve hatta tehditlerin kol gezdiği bir yer haline geldi. Kutuplaşmanın ana merkezi oldu. Twitter, Facebook, hatta Instagram nefret söylemiyle doldu taştı. Bu ortamda, bu kaos içinde, en başta siyasi parti mensuplarının kullandıkları dile özen göstermesi, toplumun yüzünü terbiyeli, ahlaklı ve karşıdakinin hakkına, onuruna saygı gösteren tarafa yöneltmesi, etik kurallara sosyal medyada da uyulmasını teşvik etmesi gerekiyor. Bunlar olmadığı için, parti destekçileri partizanlığın bir adım ötesine geçerek sosyal medyada vahşileşiyor, kendini kaybediyor.

AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı’nın açıkladığı “Sosyal Medyada 12 Etik Kural”ı internetten okumanızı tavsiye ederim. Twitter’ın popüler olmaya başladığı ilk dönemde bu tür etik ilkelere dikkat edilirdi; ama maalesef platform yaygınlaştıkça Vahşi Batı’ya döndü.

Açıklananlar içinde sadece dil, üslup kullanımı gibi başat kurallar değil, alıntıların referans vererek yapılması, sahte isimlerin paylaşımlarına dikkat edilmesi, teyide muhtaç bilgilerin paylaşılmaması gibi çok önemli, herkesin uyması gereken başka etik kurallar da var.

Keşke AK Parti gibi diğer siyasi partiler de herkes için gerekli bu tür bir kılavuz hazırlasa, parti mensuplarını bu kurallara uymaya teşvik etse… Keşke sosyal medya temiz bir dilin kullanıldığı, başkasının hakkına tecavüz edilmeyen, insan onuruna saygı gösteren bir platform olmaya doğru gitse… Ve keşke kendimizi bazı günler bir çöplüğün içindeymişiz gibi hissetmesek…

Google+ WhatsApp