Türkiye’nin birçok ülkeyi rahatsız eden bağımsız siyaseti

Türkiye’nin birçok ülkeyi rahatsız eden bağımsız siyaseti

Arap Baharı’ndan bu yana, özellikle de Suriye krizi süresince, hem Batı’dan hem de Doğu’dan Türkiye'ye yapılan saldırılar katlanarak arttı. Batılı liberaller, Türkiye'yi İslamcılığa kaymakla suçlarken, Marksist ve solcular Türkiye'yi ABD-NATO'nun bölgedeki çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler. Ortadoğu'daki

Türkiye’nin birçok ülkeyi rahatsız eden bağımsız siyaseti

 

 

Mohammad Pervez Bilgrami 

Arap Baharı’ndan bu yana, özellikle de Suriye krizi süresince, hem Batı’dan hem de Doğu’dan Türkiye'ye yapılan saldırılar katlanarak arttı. Batılı liberaller, Türkiye'yi İslamcılığa kaymakla suçlarken, Marksist ve solcular Türkiye'yi ABD-NATO'nun bölgedeki çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler. Ortadoğu'daki otokratlar ise Türkiye'yi haddinden fazla demokratik ve liberal olduğu için lanetlediler.

Sağ, sol ve merkezden gelen saldırılar, beni bu ülkelerin neden Türkiye'den bu kadar çok korktukları konusunda kafa yormaya itti. Türkiye’ye karşı uzun zamandır sürdürülen çok boyutlu propagandanın, söylem inşasının ve medyadaki savaşın hala devam ettiği görülmektedir ve bunun temel kaynağı yerleşik güçlerin korku ve kaygılarıdır. Korktukları şey, Türkiye’nin özerk liderliğinde yeni bir blok oluşma ihtimalidir çünkü Türkiye halihazırda insani yardımdaki yapıcı rolü ve aktif diplomasisi ile tüm dünyada bilinmektedir; bazı kurulu güçler de Türkiye’nin bu konumu haset ile takip etmektedirler. 

Son birkaç yılda, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki iç savaş, İsrail'in Filistin'de uyguladığı zulüm, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi, Katar ambargosu ve Rusya’nın Kırım'ı işgali gibi çeşitli konularda ABD, Almanya, Fransa ve Rusya ile olan ilişkilerinde ve bölgesel ortakları Mısır, Suudi Arabistan, BAE, İran ile pek çok gitgeller olduğuna şahit olduk. Türkiye, tüm bu anlaşmazlıklarda bağımsız bir dış politika yürütmektedir.

Hem Batı'da hem de doğuda kurulu olan güç merkezleri, hem Müslüman dünyasında hem de gelişmekte olan dünyada, bu son yıllarda pek çok kez büyük güçler tarafından çok çeşitli şekilde sömürülen büyük bir liderlik boşluğu olduğunu biliyorlar. Bu güçler aynı zamanda modern Türkiye'nin, Müslüman Ortadoğu ülkelerini ve diğer gelişmekte olan Müslüman olmayan ülkeleri bir araya getiren miras, kapasite ve vizyona sahip tek ülke olduğunu da biliyor.

ABD ve bazı Avrupa ülkeleri Türkiye'ye karşı derin bir hınç besliyorlar çünkü günümüz Türkiye’si onların bölgesel tasarılarının bir parçası olmayı reddediyor. Ancak bu güçler Ortadoğu'yu daha küçük devletlere bölmek için kararlılar. Ortadoğu’da bu güçlerin planlarını anlayan ve bu planı engellemeye yönelik çabalayan tek ülke, bölgedeki en iddialı güç olan Türkiye. Türkiye hem yumuşak güç olarak hem de sert güç olarak pek çok icraatta bulunmaktadır ve bu durum büyük güçler tarafından sindirilememektedir. Türkiye’nin Katar ve Somali'deki denizaşırı askeri üsleri, Suriye ve Irak'ın bazı bölgelerinde askeri varlığı ve Sudan ile Kızıldeniz'deki Sevakin Adası'nda son zamanlarda yapılan bir anlaşma, dünyadaki güçler ve bölgedeki ortakları için iyiye alamet değil. PKK’nın Suriye kanadı olan YPG’nin ABD tarafından desteklenmesi, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin elebaşı olan Fethullah Gülen'in ABD’de korunması, Irak Kürt bölgesinin bağımsızlık referandumunun açıkça desteklenmesi diplomatik krizle sonuçlandı. Artık ABD’nin Ortadoğu’daki emperyal ajandasında Türkiye partner olarak yer almıyor çünkü Türkiye geniş bir yelpazedeki oyuncularla kendi diplomasisini sürdürüyor ve bölgedeki ABD destekli rejimlere açık bir mesaj gönderiyor.

Öte yandan, Kasım 2016'daki jet krizinden sonra Türkiye'ye karşı Sovyet tarzı Rus propagandası da buna bir örnektir. Türkiye’nin DAEŞ'i desteklediğine dair kötü niyetli yanlış hikayeler, medyada Suriye ve Irak’ta dış güçler tarafından işlenen cinayetler ve yaratılan kargaşadan daha çok yer aldı. Sadece medya kampanyası değil, aynı zamanda Batılı ve Rus liderler Türkiye’ye kişisel olarak DAEŞ'i desteklediğini iddia ederek saldırdılar. Eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden da benzer bir açıklama yaptı, ancak Türk Cumhurbaşkanı tarafından ifadesini geri çekmesi ve aynı nedenle özür dilemesi için zorlandı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, çeşitli uluslararası etkinliklerde Türkiye’nin DAEŞ’i desteklediğine dair yanlı fikrini yineledi ve Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ona bu iddiasını kanıtlarla ispat etmesi gerektiği konusunda meydan okudu ve ispat etmesi durumunda siyaseti bırakacağını beyan etti.

Suudi Arabistan-BAE önderliğindeki karşı-devrim, Türkiye’nin Krallık’la olan ilişkisinin bozulmasına sebebiyet verdi ve Mısır’daki kanlı bir karşı-devrim ve Katar ambargosu talihsizliğinden sonra hala ilişkiler düzelmiş değil. Aynı zamanda Türkiye'nin İran'la ilişkileri, bölgesel konulardaki büyük anlaşmazlıklar nedeniyle çok sayıda gelgitlere tanıklık etti: nükleer için ortak bir Türkiye-Brezilya anlaşmasından, Arap Baharı olaylarına kadar. İran’ın mezhepçi politikaları, önce kendi sınırları içinde, daha sonra Irak ve Suriye’de ülkenin rolünü bölgesel bir Şii gücü ile sınırlandırdı; Müslüman dünyasına daha geniş çapta liderlik etmek için tüm ehliyet ve meşruiyetini yitirdi.

Türkiye, Esad rejiminin zulümlerine ve ABD öncülüğündeki Batılı güçlerin ve İsrail'in Suriye'yi bölme planlarına aynı şekilde ve şiddetle karşı çıkan tek bölgesel güçtür. Türkiye esasında hem Amerikalılar hem de Suriye'deki Ruslar ile çekişmektedir çünkü, Amerikalılar PKK-YPG terör örgütünü desteklerken, Ruslar Şam'daki acımasız Esad rejimini desteklemektedir.

Son birkaç yılda Türkiye, ABD'nin ardından dünyanın en büyük ikinci bağışçı ülkesi ve GSMH yüzdesi bakımından dünyanın en büyük bağışçısı olarak ortaya çıktı. Türkiye, sınırları içinde ve dışında çok sayıda insani yardım programına öncülük etmiştir. Türkiye 3,5 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır ve ülkede diğer milletlerden de yaklaşık bir milyon göçmen bulunmaktadır. Türkler, Somali’de gerçekleştirdikleri ciddi ve profesyonel bir insani yardım programı aracılığıyla başarısız bir devleti başarıyla işleyen bir ülkeye nasıl dönüştüreceklerine dair bir temel ölçüt oluşturdular. Türk insani yardımları Pakistan, Afganistan ve Myanmar'da milyonlarca kişiye ulaştı. Bir zamanlar “Avrupa'nın Hasta Adamı” olarak kabul edilen Türkiye, şimdi dünya meselelerinde kendine yer edinme isteğiyle iddialı bir güç.

Tüm bu faktörler sebebiyle bölgedeki statükolarını sürdürmek isteyen güçler Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyonlara karşı çıktılar. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Rusya, İran ve Mısır, Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki askeri faaliyetlerinden büyük ölçüde rahatsızlık duydular. Fransa, İran ve Mısır Türkiye’yi açıktan eleştirirken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri resmi olarak bir beyanda bulunmasalar da bu durumdan memnun değillerdi. Amerikalılar ise resmi olarak net bir söylem içerisinde olmasalar da olağanüstü derecede endişelilerde. Türkiye’nin askeri müdahalesinden önce Ruslar Afrin’den çekilmiş olsalar da, daha sonradan Afrin’i Suriye rejimine geri vermeyi ve Suriye’den tüm yabancı güçlerin çekilmesini istediklerini açıkladılar. 

Pek çok Batılı güç için, yeni Türkiye'nin, İngiltere, Almanya, İtalya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin çok üzerinde, beşinci sırada yer alan 239 deniz aşırı diplomatik temsilciye sahip olduğu gerçeğini sindirmek çok zordur. Son birkaç yılda, kolonyal dönemin sonlanmasından yıllar sonra dahi Batılı ülkelerin sömürmeye devam ettiği, zengin kaynaklı ama yoksul bir kıta olan Afrika’da Türkiye, yeni konsoloslukları ve hükümete ait Türk Havayolları ile yaptığı sık uçuşlar ile büyük bir aktör olarak ortaya çıkmaktadır. 

Yeni ve kendine güvenen Türkiye azınlıklarına karşı daha açıktır, Kemalist dönemde devlet tarafından el konulan toprakları ve vakıfları onlara geri vermektedir. Kürt, Hristiyan, Alevi ve Caferi gibi azınlıklar devletin himayesinin tadını çıkaran bölgedeki en hoşgörülü devlette yaşamaktadırlar. Türkiye, dünyanın her yanında camiler inşa etmekle ve olanları restore etmekle kalmamakta, aynı şekilde Hristiyan kiliselerini ve başka dinlerin ibadet yerlerini de inşa edip, restore etmektedir. Kısa süre önce Başkan Erdoğan ve Bulgar Başbakanı iki ülke tarafından ortak şekilde fonlanarak restore edilmiş İstanbul’daki Bulgar Kilisesi’nin açılışını yaptılar. Günümüz Türkiye’deki bölgedeki tüm dini ve etnik azınlıklara karşı açık ara en hoşgörülü devlettir ancak yabancı güçler dünyadaki en çok sayıda mülteci ağırlayan ülke olan Türkiye’nin imajını yerle bir etmek için doğrulanmamış iddialarla ülkeyi hedef göstermektedirler. 

Bugün Türkiye, ne Rusya'nın liderliğindeki Astana sürecinin ne de ABD liderliğindeki Cenevre diyaloğunun, Suriye krizini Türkiye'nin aktif katılımı olmadan çözmek için anlamlı bir şey sağlayamayacağı kadar önemli bir konumdadır. Aynı durum Kıbrıs, Kuzey Irak ve Katar vb. konulardaki anlaşmazlıklarda da dile getirilebilir. Tüm bu olumlu özellikler Türkiye’yi, dünyadaki düzeni kendi oluşturdukları belirli parametrelere ve ölçütlere göre yürütmek isteyen yerleşik güçler için rahatsız edici bir konuma getirmektedir. Türkiye, dünya siyasetindeki önceki kural ve anlaşmalara meydan okumaktadır. Türkiye’nin kurulu güç merkezleri tarafından şiddetli bir şekilde aşağı çekilmek istenmesinin, ortaya çıkmakta olan küresel düzende on yıllardır süren hegemonyalarına meydan okuyacağı korkusundan kaynaklandığını söylemek yeterlidir.

 

 

 
Güncelleme Tarihi: 18 Temmuz 2018, 17:19
 
dünya bülteni 

Google+ WhatsApp