Türkiye ve Yunanistan neleri görüşecek?

Türkiye ve Yunanistan neleri görüşecek?


AB dönem başkanlığını yürüten Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Türkiye ve Yunanistan arasında süren gerilimi diyalogla çözme yönündeki girişimleri, kısa süre önce Yunanistan’ın Mısır’la Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması yapmasıyla sabote edilmişti. Ancak Merkel, Atina’ya destek adı altında Doğu Akdeniz’e savaş gemileri ve jetler gönderen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a rağmen, diplomasi masası kurulması konusunda çaba göstermeyi sürdürdü. En nihayetinde Türkiye ve Yunanistan’ın, 2002’de başlayan ama 2016’da Alexis Tsipras döneminde askıya alınan “istikşafi görüşmeler”i (exploratory talks) yeniden başlatarak aralarındaki Ege Denizi’nden kaynaklı sorunları masaya yatıracakları haberiyle Doğu Akdeniz’deki gerilim şimdilik düştü.

Takvimle ilgili henüz bir bilgi yok. İki ülke istikşafi görüşmelerin çerçevesi üzerinde uzlaşırsa masaya Yunanistan’ı temsilen Büyükelçi Pavlos Apostolidis’in, Türkiye’yi temsilen de muhtemelen Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İlişkiler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes’in oturacağı söyleniyor. Çağatay Erciyes gerek Doğu Akdeniz gerek Ege Denizi’ndeki sorunlar konusunda müthiş donanımlı, etkin ve yetkin bir isim. Kendisinin dışişleri için hazırladığı sunumlara kaynak olarak sıkça başvururum.

Ancak, bugün itibarıyla tansiyon düşmüş olsa bile, daha önceden var olan Kıbrıs sorunu ve Ege’deki sorunların üzerine Doğu Akdeniz’in eklenmesiyle iki ülke arasında sayıca da artan anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak o kadar da kolay değil. Bu nedenle gerilimin “şimdilik” askıya alındığını söyleyebiliriz. Kimileri ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olsa da, şahsen uzun yıllara dayanan sorunların çözüme ulaşmasının bir mucize olacağı düşüncesindeyim. Zira Yunanistan, daha önce de pek çok kez göstermiş olduğu gibi, adil ve hakkaniyetli bir çözümde uzlaşmaya hala uzak.

Daha ötesi, Yunanistan’a göre iki ülke arasındaki tek sorun Türk-Yunan deniz sınırının çizilmemiş olması. Atina’ya göre Türkiye-Yunanistan arasındaki deniz yetki alanları sınırlandırılırsa problem kalmayacak, bu nedenle Yunan yönetimi masada sadece Doğu Akdeniz’i konuşmak istiyor. Oysa masaya önkoşulsuz olarak oturulmasını isteyen Türkiye, meselenin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının, münhasır ekonomik bölgelerin ya da kıta sahanlıklarının belirlenmesinin ötesinde bir kapsamı olduğunu söylüyor. Hatta bazı Türk uzmanlara göre, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’e kıyısı yok; dolayısıyla Yunanistan’la Türkiye’nin Ege dışında konuşacağı bir şey yok.

Ege’de Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma ihtimali iki ülkenin bu bölgedeki temel sorunlarından biri. Türkiye içinse bu Ege’deki tüm deniz yollarının kapanması anlamına geliyor ve TBMM’nin 1995 yılında aldığı kararla casus belli, yani savaş sebebi. Yunanistan’ın yakın zamanda İyon denizinde uyguladığı bu genişlemeyi, tezini BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) dayandırarak Ege’de de dayatması durumunda iki ülke arasında savaş kaçınılmaz. 

Tıpkı karasuları gibi, Ege’de hava sahasında da adalarının 10 mil ötesine kadar bir alana sahip olduğunu iddia ediyor. Türkiye’ye göre ise Yunanistan adaların 6 millik karasularından daha fazla hava sahasına sahip değil.

Öte yandan, Yunanistan’ın Ege adalarını silahlandırması başlı başına konuşulması gereken bir husus. 1923 Lozan ve 1947 Paris anlaşmaları gereğince Limni, Semadirek, Doğu Ege Adaları ve On İki Ada ile Meis gibi bağlantısı olan adalar Yunanistan tarafından silahlandırılamaz ve adalarda kolluk kuvvetleri dışında silahlı kuvvet bulunamaz. Ancak Türkiye’nin tehdit olarak gördüğü hukuka aykırı bu durum Yunanistan tarafından özellikle 70’lerden beri sürdürülüyor. Üstelik Atina bunu, NATO’ya bağlı olmayan Ege ordusunun olası bir saldırısına karşı kendini savunma olarak gerekçelendiriyor. 

Yunanistan’ın kendine ait olmayan Ege ada, adacık ve kayalıklarını işgal etmeyi sürdürmesinin yanı sıra, kendine ait olan adaların kıta sahanlığı olduğunu söylemesi ise iki ülke arasındaki en büyük sorunlardan biri. Öyle olmadığı halde kendini Japonya gibi, Fiji gibi bir adalar devleti (archipelago) olarak göstermeye çalışan Yunanistan, bu bağlamda BM Deniz Hukuku Sözleşmesine dayanarak adaların kendi kıta sahanlığı olduğunu, yani MEB belirleme hakkı taşıdığını iddia ediyor. Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapseden Seville haritası gibi haritalar da bu şekilde çiziliyor. Yunanistan ayrıca bu argümanıyla, bugüne kadar farklı ülkeler arasındaki deniz hukuku uyuşmazlıklarında verilen mahkeme kararlarında belirtilen hakkaniyet, oransallık, eşit uzaklık, coğrafyanın üstünlüğü, kapatmama ve kendine has, özel ve beşeri koşullar gibi belirleyici faktörlerin tamamını yok sayıyor. Türkiye’nin böyle bir “oldu-bitti”ye izin veremeyeceği gayet açık.

Daha Yunanistan Cumhurbaşkanı gibi en üst düzey isimlerin Kaş’ın 2-3 kilometre ötesindeki Meis adasına yaptıkları provokatif ziyaretlerden, Mısır, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail’le beraber Yunanistan’ın başını çekerek Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırmayı amaçladığı Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EastMed Gas Forum) gibi Türkiye karşıtı kulüplerin formasyonundan ya da Ege’deki Arama Kurtarma (SAR) faaliyetlerinde yaşanan sorunlar gibi diğer başlıklardan bahsetmemiş olmamıza rağmen buraya kadar bile liste hayli uzun. Özetle, iki ülke arasında Fransa ve BAE gibi ülkelerin de kışkırtmasıyla daha da yükselen son tansiyonun düşmesi güzel; ancak mutlu son bir hayli uzak…

Google+ WhatsApp