Türkiye ilgilenmekte geç kaldığı Libya’da dengeleri değiştirir

Türkiye ilgilenmekte geç kaldığı Libya’da dengeleri değiştirir


Türkiye ilgilenmekte geç kaldığı Libya’da dengeleri değiştirir

 

Sekiz yıl önceki NATO müdahalesi ve Kaddafi’nin devrilmesi sonrası serbest seçimler yapılıp Libya’da hükümet kurulsa ve anayasa hazırlıklarına başlansa da, 2012 Bingazi saldırısının ardından Halife Haftar’ın ortaya çıkarak Tobruk’ta “paralel bir hükümet” kurduğunu söylemesi ve Bingazi’yi ele geçirerek ülkeyi ikiye ayırmasıyla ülkede yeni bir iç savaş çıktı. 

2012-2018 yılları arasındaki ölü sayısı 7578 olarak kaydedilirken yüzbinlerce insan yerinden edildi; Libya devasa bir silah pazarına döndü.

Ancak son aylarda Libya’daki savaş, Halife Haftar Trablus’u ele geçiremeyip savaşı kazanamadıkça çok daha kanlı bir hale geldi. Hafter’in başta BAE’nin baskısıyla Nisan ayı itibarıyla yoğunlaştırdığı saldırıları neticesinde, Temmuz ayından beri 1.100’den fazla insan hayatını kaybederken 104.000’den fazlası yerlerinden oldu.

Şunu belirtmekte fayda var: Hafter’in Libya Ulusal Ordusu dediği yapı ne Libyalı ne de bir ordu; Çadlı ve Sudanlı paralı askerlerden oluşuyor. Libya’da halka karşı savaşması için, Çad gibi ülkelerden paralı asker kiralamak yeni bir şey değil; Arap Baharı sürecinde Kaddafi de kendisine karşı ayaklanan halkla savaşması için Çad’dan paralı asker kiralamıştı. 

Oğlunun iki yıl önce Libya Merkez Bankası’nın Bingazi şubesini soyarak milyonlarca dolar çalması ve Hafter’in buna ses çıkarmaması bile, “aramızdaki Müslüman Kardeşler karşıtları”nın zannettiği üzere Libya’yı “şeriattan kurtaracak” birinin olmadığını, Hafter’in kendine takılan lakabı hak edercesine bir “savaş lordu” olduğunu gösteriyor. 

Yıllardır sözüm ona Daeş’le savaşıyormuş gibi davranıp Trablus yönetimine savaş açan, öte yandan Trablus’u Daeş’le iş tutuyormuş gibi gösteren BAE merkezli karalama kampanyaları sayesinde önü açılan Haftar, farklı tarafların zannettiği gibi ne Kaddafi’nin adamı ne de Kaddafi karşıtı eski bir general...  Yalnızca Kaddafi’nin kendisini satması sonucu önce ABD tarafına geçmiş, intikam hırsıyla CIA tarafından kullanılmayı kabul etmiş, ardından da satılık bir tetikçi olmayı seçmiş biri…

Orta Doğu’nun en tehlikeli isimlerinden biri olan Abu Dabi şeyhi Muhammed bin Zayid’in, yine kendisi gibi bölgenin en karanlık isimlerinden biri olan sağ kolu Muhammed Dahlan vasıtasıyla bulup ortaya çıkardığı, Libya’yı bu hale getirmek için kullandığı Haftar’ın ne Libya’nın geleceğine dair bir amacı, ideali var ne de BAE’nin ajandasını uygulamaktan başka bir amacı… 

Bilindiği gibi, Türkiye ile Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında iki önemli mutabakata varıldı. Biri “Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına” ilişkin anlaşma, diğeri de “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması”… 

Birincisi ile ilgili uzun soluklu bir yazıyı geçen hafta yazmıştık. İkinci anlaşma ise, Türkiye’nin Libya’ya askeri ekipman göndermesi ve askeri eğitim vermesinin önünü açıyor. Ancak Libya’ya asker gönderilmesi için mecliste ek bir çalışma yürütülmesi gerekiyor.

Bu nedenle Libya’ya asker gönderilmesine yönelik mecliste bir çalışma yürütüldüğünün İbrahim Kalın tarafından da doğrulanmasıyla, bu konuda yakında somut gelişmeler göreceğimiz kanaati netleşirken, Haftar’a karşı yoğun mücadele veren UMH’nin Türkiye’den asker göndermesini istediği yönündeki teyit edilmemiş haberlerin doğru olma ihtimali de yükseliyor.

Anlaşılan Türkiye, Libya’da da BAE başta olmak üzere Suudi Arabistan, Mısır, Fransa gibi ülkelerin kalbini kıracak. Putin ile anlaşılması durumunda, Rusya ile tıpkı Suriye’deki gibi bir iş birliğine gidilir mi? Aksi durumda Libya’daki gelişmeler Suriye sahasına, özellikle de İdlib’e olumsuz yansır mı? Rusya’nın Kuzey Akımı-2 ile beraber Türkiye ile gerçekleştirdiği Türk Akım boru hattı projelerine yönelik ABD yaptırımları Rusya ile Türkiye’yi Libya’da ve Doğu Akdeniz’de de yakınlaştırır mı? Bunları zaman gösterecek.

Doğu Akdeniz’in yanı sıra Libya meselesi de Türkiye’nin ağırlığını artırmasıyla dış basında giderek daha fazla yer alırken, Türkiye’nin bölgede hem askeri gücünü hem de etkisini artırmasından rahatsızlık duyanlar kendini açık ediyor. Cidde Havalimanı’nda bu yazıyı yazarken her başımı kaldırdığımda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili bir haberi televizyonda görüyor olmam da bunun göstergelerinden biri.

Bir bakıyorsunuz, Cumhurbaşkanı’nın Libya’da diplomasiyi harekete geçirmek adına gerçekleştirdiği ilk seyahat olan sürpriz Tunus mesaisini didik didik etmeler; bir bakıyorsunuz, Erdoğan ve Putin arasında Libya’da çözüme varılması için anlaşma sağlanmasının altını kaşımalar… 

Haberlerin biri bitiyor öteki başlıyor; bir kanal susuyor, öteki konuya giriyor. Dediğim gibi biz Doğu Akdeniz’de işleri yoluna koyarken, iç savaşın şiddetini iyiden iyiye arttırdığı Libya’nın geleceği için kritik adımlar atarken birileri hop oturup hop kalkıyor. 

Nedeni açık, Türkiye’nin Libya’ya yüzünü dönmesiyle, BM tarafından da tanınan meşru yönetim ilk kez uluslararası alanda bir destek görecek ve Hafter’e karşı güçlenecek.

Suriye iç savaşında destekledikleri eli kanlı katil Esad sayesinde, Rusya bile, yıllardır arzuladığı şekilde sıcak denizlere inmeyi başarmış ve Hafter gibi kiralık katiller sayesinde Libya’ya kadar dahi elini uzatmışken, Türkiye’de yıllarca “Suriye’de ne işimiz var? diyerek elimizi kolumuzu bağlamaya, bizi içeriye kapatmaya çalışanlar, “Libya’da ne işimiz var? demeye başladı bile… Her şeye ve hepsine rağmen, Ankara geç kaldığı oyunda elini çabuk tutmalı ki, burada kurulan oyunlar da artık teker teker bozulsun.

 

süper haber

Google+ WhatsApp