Türkiye el yükseltiyor...

Türkiye el yükseltiyor...


Türkiye el yükseltiyor...

 

 

ABD’nin dünya üzerinde bin 700 askeri üssü, 3 bin 500’ün üzerinde de askeri tesisi var. Pentagon raporlarına bakarsanız, bu üslerin yarısı ‘iklim değişikliği’nden kaynaklanan doğal felaketlerin tehditleri altında; “İklim değişiklikleri ABD ordusunun faaliyet gösterdiği bölgelerde çevreyi yeniden şekillendirebilecek potansiyele sahip. Sıra dışı hava olayları orduya ait stratejik tesisleri kullanılmaz hale getirebilir”... (31/01, VOA.)

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


İlginç ama daha sıra dışı olan, Pentagon’un bu raporu Başkan ve Başkomutan Trump’ın iklim değişikliğine ilişkin fikirlerini bütün dünya bildiği halde hazırlamış olması...

Anımsanacağı gibi Trump Uluslararası Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmiş, Avrupa ülkeleri, selefi Obama ve medyanın ağır eleştirilerine uğramıştı.

Tabii Beyaz Saray bu raporda ne demek istendiğini hemen anladı ve sonraki Pentagon raporunda ‘İklim Değişikliği’ çöpe gönderildi. (‘Pentagon scraps Climate Change as security risk in new strategy-even though defense secretary has said it’s clear threat’, 01/19, Newsweek.)

TÜRKİYE KİMİNLE MÜZAKERE YAPIYOR?..

Dışişleri Bakanı Rax Tillerson’un Türkiye ziyaretinin -hani Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile 3,5 saat yalnız başına kaldığı- ardından, Perşembe ve Cuma Washington’da gerçekleştirilen ilk tur ‘Mekanizma Müzakereleri’ne Amerikan tarafında Pentagon’dan katılan temsilciler hangi tarafı temsil ediyor?

ABD Dışişleri Sözcüsü’ne göre Amerikan tarafı iki düzine yetkiliyle katılıyor görüşmelere. Bana göre de bu katılımcıların beş tanesi asker. İkisi de CIA’den.

De…, hangi taraftalar? Trump’a mı yakınlar yoksa ‘diğerleri’ne mi?

Türk heyetiyle buluşulan ilk gün Trump tarafından imzalanan, Çelik ve Alüminyum’a ek vergi getiren kararın taraflarını da tasnif edebiliriz. Başta Avrupa olmak üzere Beyaz Saray’ı da kırıp-döken bu kararın ardındaki güç ile 2015 Paris İklim Anlaşması’nı yırtıp atan ekip aynıdır.

Düşünün, dünyada ticaret savaşları başlatacak bu karardan sonra ilk istifa eden Başkan’ın ekonomi başdanışmanı oldu. Trump’a bunu imzalatan gücü siz hesap edin...

Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz uluslararası ticaret ve savunma anlaşmalarından çekilmesi, çekilemediklerinin değerini düşürmesi de aynı hesaba dahil. AB, NATO, NAFTA, Pasifik, vb...

Bunun önemi, 1945 sonrası kurulan Dünya Düzeni’nin saldırı altında bulunması. Birleşmiş Milletler’den uluslararası hukuk normlarına, Marshall Planı’ndan Bretton-Woods’a bildiğimiz dünyanın sütunları çatırdıyor. Bu kötü mü? Cevaplamak için erken ama şunu gözlemleyebiliyoruz: ‘Dünya 5’ten büyüktür’ mottosuyla kesiştiği noktalar var!

Bunların hepsi, Trump’ın ne yaptığını bilmeyen ‘tesadüfi Başkan’ olmadığını gösteriyor. Trump ve arkasındaki güce yönelik ülke içi saldırılar hangi aşamada olursa olsun, örneğin Suud veliaht Prensi Salman’a İngiltere’de kesilen fatura, takiben Fransa ve ABD ziyaretlerindeki müstakbel harcamaları, Almanya tarihinde görülmemiş uzunluktaki koalisyon pazarlıklarının Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in başını yemesi, yine ‘o sistemin’ hanesine yazılmalı. Konjonktürden fırsat bulamasa da Gabriel, Rusya ile iyi ilişkiler kurmayı prensip edinmiş bir ekolün temsilcisiydi. Artık yok.

‘YÜKSEK POTLU MASANIN TEK OYUNCUSU’...

Mekanizma müzakerelerinde ABD’nin ilk açıklaması, “Afrin de konuşulacak” oldu. Ankara da kahkahalarla güldü. ABD’nin Afrin üzerinde hiçbir gücü yok. Fırat’ın doğusundan bölgeye gönderdiği yüzlerce ‘ölü adamın’ Türkiye için tek anlamı, ‘daha çok teröristin etkisiz hale getirilecek olması’.

ABD’nin daha pazarlık başlamadan yaptığı, “Münbiç’in yarısını verelim” teklifi hatırlandığında böyle açıklamalar yapması hayli acıklı.

Masaya ne kadar pot sürüleceği Türkiye’nin elinde. Çünkü elindeki kartlar sahada büyüyen varlığıyla ilgili. Bu yüzden görüşmelerin başlayacağı gün Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklama Irak’ın kuzeyini masaya/sahaya sürüyor: “Aynı anda iki harekâtı yürütebilecek güçteyiz”...

Türkçesi, “Pentagon sözcüsü yarbayın dağıttığı ‘general’lerini orada görürüz” demektir.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Bağdat ziyareti de bunun içindi. Muhtemelen, ziyaretle aynı gün gerçekleşen ve sekiz evladımızı şehit eden zaman ayarlı pusu da buna göre kurulmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, “Rusya-Türkiye-İran uzlaşısı işe yarıyor” açıklaması da bu görüşmelerde Türk eline katkıdır. Ki, Amerikan tarafının Ankara’nın isteklerini anlamakta aptala yatması, sahada kart çekip masada el yükselten Türkiye’nin “hem PKK hem FETÖ” teklifiyle yüzleşmek istememesindendir...

Bu yüzden çelik-çomak oynuyorlar; maksat Münbiç’e gelene kadar Afrin’de Türkiye’yi oyalamak, yaralamak, yormaktır. ABD buna bastırdıkça TSK’nın hızlanması o demek. Cinderes’e kaç saatte bayrak dikildi? Siz bu satırları okurken Afrin’in neresindeyiz!

İhtimaldir, bir süre sonra Amerika, Türkiye’nin haylidir hissettiği bir duyguyla tanışabilir. ‘Atlatıldığını’ düşünmek. Çünkü Ankara’nın sahada kazanıp masada kaybetme riski yok. Sahada ilerliyoruz, masa da Washington’da değil.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp