Türkiye Doğu Kapısı’nı açık tutmayı bilecektir

Türkiye Doğu Kapısı’nı açık tutmayı bilecektir


Azerbaycan’ın Tovuz bölgesine yönelik Ermeni saldırıları, Türkiye’nin merkezinde olduğu enerji jeopolitiğini hedef aldı. Bu yönüyle saldırının niteliği, bir Ermenistan şımarıklığının çok ötesindedir.

Azerbaycan-Ermenistan’la sınırlı değildir, yeni bir “çokuluslu senaryo”nun sinyalleri verilmiştir. Doğu Akdeniz’deki enerji pazarlıkları, hesaplaşmaları hatta çatışmaları Güney Kafkaslar’a taşınmaktadır.

Ermenistan Kuzey’in terör örgütü yapıldı..

Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminin, Akdeniz’in tamamındaki jeopolitik güç hesaplamasının bütün tarafları burada da vardır. Saldırının Libya’daki durumla, Suriye’deki durumla, Akdeniz’deki enerji kaynaklarıyla birebir bağlantısı vardır.

Ermenistan’a bu büyük hesaplaşmanın sadece ihalesi verilmiş, bu ülkeye bir tür terör örgütü pozisyonu tanımlanmıştır. Bu; Irak ve Suriye’deki PKK ve DEAŞ’a yüklenen misyonun aynısıdır. Libya’da terör baronu Hafter’e yüklenen misyonun aynısıdır.

Projenin ikinci aşaması

Ermenistan’ın Karabağ’ı ve Karabağ dışındaki Azeri topraklarını işgal sebebi de bugünkü durum içindir. O zaman Rusya ve İran Ermenistan’la beraber hareket etmiş, Türkiye ile Türk dünyasını birbirinden yalıtmaya, Hazar enerji kaynakları üzerinde kurulacak denklemi daha o zamandan tanımlamaya çalışmıştır.

Şimdiki saldırı bunun ikinci aşamasıdır. Yeniden Azerbaycan topraklarına yönelerek; o günden bu yana petrol ve doğalgaz alanında, ulaşım koridorları alanında yapılan bütün projeleri boşa çıkarmaya, sabote etmeye çalışmaktadırlar. Bu sefer, Atlantik çevresinden Fransa gibi bazı ülkeler de onlarla birlikte hareket etmektedir.

Akdeniz’deki kavga Hazar ve Karadeniz’e taşınıyor

Son saldırılarla Hazar ve Akdeniz enerji denklemi birleştirilmiştir. Akdeniz’deki kavga Kafkaslar’a genişletilmiş, Hazar-Akdeniz bağlantıları üzerinde sert bir mücadele başlamıştır. Buradan bakınca; Tovuz’a yönelik saldırıların yayılarak devam edeceğini, çatışmaların artacağını söylemek mümkündür.

Bu durum kendini Gürcistan’da, Güney Azerbaycan’da, Kuzey Kafkasya’da, Doğu Karadeniz’de de hissettirecektir. Türkiye’nin, Fatih Sondaj Gemisiyle Batı Karadeniz’de başlattığı sondajlar, nasıl Akdeniz’deki sondajlarla bir bütünse, nasıl Akdeniz enerji kaynakları üzerinde güç gösterisiyse, Doğu Karadeniz’e doğru da yönelerek, Hazar enerji jeopolitiğinin parçası olacaktır.

“Doğu Kapısı”nı kapatma hesabı

Ankara için Suriye ne kadar bir iç mesele ise, bir gelecek meselesi ise, Libya ne kadar bir Akdeniz güç denkleminin parçasıysa, Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırıları da bir gelecek meselesidir.

Azerbaycan’ın güçlü olması, Orta Asya-Anadolu, Ortadoğu denkleminde Türkiye’nin de güç haritasını şekillendirecek bir meseledir. Rusya, İran, Fransa ve BAE, son saldırı ile başlattıkları oyunu sonuçlandırırsa, Türkiye’nin Doğu Kapısı tamamen kapanacaktır.

“Terör Koridoru” ile “Güney Kapısı”nı kapatmak istediler.

İran sınırından Akdeniz’e ulaştırmaya çalıştıkları “Terör Koridoru” nasıl Türkiye’nin güneyle, Arap/İslam coğrafyasıyla bütün bağlantısını kesmeyi amaçlıyorsa, son Ermeni saldırıları da Türkiye’nin doğusuna aşılamaz bir duvar örmeyi, bir Kaf Dağı inşa etmeyi amaçlamaktadır.

Akdeniz’den çevreleme, Ege’den köşeye sıkıştırmaya dönük planları nasıl bir kuşatma projesi ise, Ermeni saldırıları da Doğu’dan kuşatma hazırlığıdır.

Mesele enerji jeopolitiğinin de ötesinde, Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın varlık yokluk meselesidir. Bu üç bölgedeki kuşatma, çevreleme projelerinin tamamında aynı ülkelerin olması haritayı, fotoğrafı net biçimde ortaya koymaktadır.

Türkiye “Bedeli ne olursa olsun” müdahale edecektir.

Türkiye; “Terör Koridoru”na müdahale etti ve operasyonlarla, müdahalelerle o harita planını bozdu. Doğu Akdeniz’den, Akdeniz’den, Ege’den çevreleme planlarına kararlı ve sert müdahaleler yapıyor. Libya ve Akdeniz’deki güç mücadelesi bunun göstergesi.

Türkiye, bedeli ne olursa olsun, Doğu’daki bu kuşatma, çevreleme planlarına da müdahale etmek zorundadır ve edecektir. “Bedeli ne olursa olsun” diyorum. Çünkü bu bir gelecek meselesi, coğrafyada varlık meselesidir.

“Bedeli ne olursa olsun”, “İntihar anlamına gelse bile” cümlelerini “Terör Koridoru” için de kullanmıştım. Ve o zamanlar, “bu daha başlangıç” demiştim. Sonuç ortada!

Hız çağı, zihin kırılması: Coğrafyayı okumak, güç haritasını görmek.

Coğrafyayı okumak, güç haritasındaki değişimleri okumak, küresel ve bölgesel eğilimleri okumak önemlidir. Bu, bilgi demektir. Birçokları, devletin ilgili kurumları da dâhil, bazen bunları çok âfâkî bulur. Çünkü onlar büyük oranda kurumsal ezberlerle düşünür.

Ama dünya, öyle bir hız çağına ulaştı ki, zihnin kırılmasına ulaştı ki, yeni cümleler, yeni okumalar, yeni kavramlar gerekiyor. Eski iddiaları bugüne taşımanın tek yolu budur.

Daha Suriye savaşı çıkmadan Doğu Akdeniz’deki “çokuluslu” güç mücadeleleri”ne dair yazılar yazıyordum. Suriye savaşının aslında bu hesaplaşmanın parçası olduğunu, bir Akdeniz mücadelesi olduğunu, ”Terör Koridoru” haritası savaşı olduğunu yıllar sonra gördük.

“Terör Koridoru”nu 2005’te yazıyorduk.

Şimdi geriye doğru bakıyorum: “Terör Koridoru”nu daha 2005 yılında yazmışım. O zaman ne Suriye vardı, ne de Akdeniz enerji kavgaları. “Neden Karadeniz, Terör Neden Trabzon’a Ulaşmaya Çalışıyor” başlığı alında (23 Ağustos 2005) şunları yazmışım:

“PKK’nın ya da başka bir örgütün (Karadeniz’e) Trabzon’a yoğunlaşmasını Kürt sorunuyla ya da herhangi bir etnik sorunla açıklamak mümkün değil.

Kuzey Irak’tan İskenderun Körfezi’ne, yani Doğu Akdeniz’e, Mersin’e kadar olan bölgede önemli gelişmeler olacak. (Terör Koridoru haritası..)

Kuzey Irak’tan Karadeniz’e uzanan bölgenin zaaflarını, zayıf noktalarını istismar edecek gelişmeler endişe verici boyutlara ulaşacak.

Türkiye ikinci bir Doğu Akdeniz’e sahip oluyor. Burası Doğu Karadeniz’dir. Bölge, tarihinde hiç olmadığı kadar dünyanın gündemine girecek…

Azerbaycan’ın direnci, Türkiye’nin gücü ile..

2005’ten itibaren Doğu Akdeniz’in nasıl bir küresel ölçekte hesaplaşma alanı olacağına, Doğu Karadeniz’in bir Doğu Akdeniz’e dönüştürüleceğine, bütün istikrarsızlık unsurlarının bu alanlara yöneltileceğine, bu bölgelerde Hazar ve Kafkaslar arasındaki bağlantıya, krizin bütünlüğüne dair çokça yazı yazmışım.

Şimdi, Tovuz’daki Ermeni saldırısı, işte bu sayfaları tekrar açıyor. Azerbaycan’ın gücünü zayıflatmak, Türkiye’nin Doğu Kapısı’nı kapatmak için yeni bir senaryo sahneleniyor. Hazar, Güney Kafkasya, petrol boru hatları, ulaşım koridorları, Azerbaycan’ın direnci, Türkiye’nin gücü bu saldırılarla masaya yatırılıyor.

Ermenistan’ın boyunu aşar, Kafkasya’yı ve İran’ı yakar.

Kriz ne kadar büyürse Doğu Karadeniz de o kadar uluslararası tartışmaya açılacak, yeni bir kriz noktası haline getirilecek. Bu oyun Ermenilerin boyunu çok aşar. Bu ateş İran’ı da, Kuzey Kafkasya’yı da yakar, Gürcistan’ı istikrarsızlaştırır.

Anlatmak istediğim: Mesele bir Azeri-Ermeni sınır çatışması değil. Libya’dan Suriye’ye, Hazar’dan Doğu Akdeniz’e, “Türkiye’yi durdurma” projesinden Azerbaycan’a diz çöktürme hesabına çok büyük bir hesabın, çok katılımlı bir oyunun sadece Doğu Cephesi.

Türkiye, Doğu kapısı’nı açık tutmayı bilecektir.

Sanırım, bu oyunda terör örgütlerini yönetme işi yine BAE’ye, Muhammed bin Zayed’e verildi. Bunu da göreceğiz.

Türkiye-Azerbaycan dayanışması, kararlılığı, coğrafya vizyonu ve hesabı, güç idraki bu hesabı bozar. Libya’da nasıl bozduysa, Irak’ta nasıl bozduysa, Suriye’de nasıl bozduysa, Akdeniz’de nasıl bozuyorsa Kafkaslar’da da bozar. Bozacaktır da..

Türkiye, Doğu Kapısı’nı açık tutmayı bilecektir.

Daha öncekilere de inanmıyordunuz. Buna da inanmak zorunda kalacaksınız.

Google+ WhatsApp