Türk dizisi

Türk dizisi


Türk dizisi

 

 

Bir dostum, Türk dizileri Arap dünyasında yoğun şekilde gösterilmeye başlandığında yaygınlaşan bir hakaretten haberdar etmişti beni: “Sevgilini Türk dizisinde görmüşler.”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Şam Emevi Camii’nde namazı birlikte kıldığım bir başka arkadaşım da şöyle sormuştu: “Gerçekten siz her akşam yemeğinde şarap mı içiyorsunuz?” Ona evimizde bir şarap mahzeni olduğunu, yıllanmış şaraplarımızı orada koruduğumuzu, hatta şarabın tadından başka her şeyi bilen siyasetçilere sahip olduğumuzu falan anlatmıştım şaka yollu. İşin aslını anlattığımda aldığım cevapsa üzücüydü: “Dizlerinizi izleyince sizin bütün toplum olarak öyle olduğunuzu düşünmüştüm kardeş.”

Niçin hatırladım bunları? Hayatımda gördüğüm en seviyeli whatsapp grubu (nizalaşmak yasak, saat 22:00’den sonra mesaj atmak yasak, kaynağı belirsiz bilgi paylaşmak yasak, resimli Cuma mesajı atmak yasak; daha ne olsun) olan “Hocalar ve Yazarlar Grubu”na gelen bir paylaşımdan.

Şanlıurfa’da Diyanet Eğitim Merkezi’nde çalışan Murat Padak hoca, 15 maddede Türk dizilerinin neye benzediğini ve bizi neye çevirdiğini “dizilerin mesajları” başlığıyla yazmıştı sağ olsun.

O maddelerden birkaçını hocanın izniyle yazıyorum şuraya: “1. İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin. 3. Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onun yuvasını bozmalısın. 6. Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir. 10. Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı. 12. Paranın nasıl ve nereden geldiği belli olmamalı. 14. Dini konular hiç konuşulmamalı, deist bir yaklaşım sergilenmeli.”

“Bir toplum neye benziyorsa ortaya çıkardığı sanat ve kültür de ona benzer” sözünün anlamını çoktan yitirdiği zamanlardayız. Artık bir toplum neye benzetilmek isteniyorsa ortaya konulan sanat, kültür ve hatta enformasyon da öyle üretiliyor. Medyanın dönüştürücü gücü tarihin hiçbir döneminde bu kadar belirgin olmamıştı.

Kolayca yalan söylemenin, sorumsuzca para harcamanın, sürekli aldatmanın, sürekli kötülük düşünmenin hükümranlık sürdüğü bu tuhaf dizi ortamının bizi götürdüğü ve götüreceği yerlerin sağlıklı olmasının imkânı var mı?

“Niçin böyle diziler üretiliyor peki?” sorusunun cevabı da hiç öyle “çünkü halk bunu istiyor” cümlesiyle izah edilebilecek kadar arz-talep meselesi değil. Ben size asıl cevabı söyleyeyim: Çünkü Türkiye’de medyayı, sinemayı, dizi sektörünü “bir iktidar alanı” olarak ellerinde tutanlar halka daha iyisini verebilecek donanımda değiller. Dünyaya baktıkları o tuhaf yer ortaya bu rezil işleri çıkarıyor.

İsmi lazım değil, ünlü bir dizi senaristi hanıma bir özel kanal yöneticisinin “dizinin ratingleri düşüyor” demesi üzerine verdiği cevabı unutamam: “Orası kolay. Kim kiminle yatmamıştı dizide?”

Bakın bu cevap “halk böyle istiyor” denilerek üzeri kapatılıverecek bir cevap değildir. Zira bu sizin hayata baktığınız yerle ilgilidir: Halkın en süfli “gözetleme, röntgen, tecessüs ihtiyacı” üzerinden de devşirebilirsiniz rating denen zıkkımı, epik anlatımlardan da, vatan sevgisinden de…

Dilerseniz iyilerin iyi, kötülerin kötü olduğu, cinselliğe hiç bulaşmayan bir destansı karakter dizisiyle de (bakınız Diriliş Ertuğrul); Mehmetçiklerin aslanlar gibi savaşmasını anlatan bir öyküyle de (bakınız Mehmetçik Kutulamare) gün birincisi olabilirsiniz. Yahut akıl dışı şiddet sahneleriyle; dört kadının birbirlerine durmaksızın kötülük ettiği paçoz dramalarla; 20 yıldır ezberini hiç değiştirmeyen karşıtlık komedileriyle; tarihe ihanet etme pahasına hareminden hiç çıkmayan ve kadınlar tarafından parmakta oynatılan Kanuni ile de… Hayata nereden ve nasıl bakıyorsanız topluma onu sunarsınız; toplum da sizin sunduğunuzla şekillenir. Bugün enformasyon endüstrisinin de, kültür endüstrisinin de bütün numarası budur.

Peki ne yapalım? “Ben kültürün endüstri kelimesiyle yan yana anılmasını doğru bulmuyorum” romantikliğinden kurtulduktan sonra; kültürün, sembolün, enformasyonun asıl iktidar alanını oluşturduğunu kabul ettikten sonra; dünyadaki asıl ve aslında yegane savaşın “medeniyetler savaşı” olduğunu anladıktan sonra oturup konuşabiliriz ne yapmamız gerektiğini. Bunları anlamazsak da akşam intikam için birini öldüren bir zırtapoza hak verirken yakalarız kendimizi. Olacağı budur.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp