Türbanlı bacımızı da unutmayalım!

Türbanlı bacımızı da unutmayalım!


Türbanlı bacımızı da unutmayalım!

 

 

Olayları aktüel iken yazmak  temel kuraldır..

Canlı canlı.. Hemen.. Herkesin gündeminde iken.. Unutulmadan..

Bazen de.. Sorumluluk üstlenerek.. Muhtemel eleştirileri de göğüsleyerek..

Olayın tüm ayrıntılarını öğrenmek.. Verilerin tümüne sahip olmak daha doğrudur. Bunun için de biraz beklemek gerekir..

DHKP-C sempatizanı TAYAD’lıların üç kişilik gösterisinde, gözaltı sırasında yaşananlar için de, öyle yaptım..

“Türbanlı bacınıza sahip çıkmıyor musunuz?” dediler..

“Şimdilik susuyorum” dedim..

Sustuğumu bile söylemedim..

Ülkeyi kardeş kavgasına sokup, kendileri kaçıp yurtdışına giden Ekrem Dumanlı’lar.. Adem Yavuz Arslan’lar.. Erhan Başyurt’lar.. Sığındıkları gavur ellerinden..

“Ne farkı var, 28 Şubat’daki imam hatip lisesi önünde, polisin başörtülü öğrencinin başından örtüsünü çekip alması ile, Ankara’daki başörtülü TAYAD’lıya polisin gözaltına alırken yaptığı hareketin ne farkı var” dediler..

Not ettik..

“Cevabı için biraz bekleyin” dedik..

Olayın üzerinden bir hafta geçtiğinde..

Tam olmasa da.. İlk güne kıyasla, biraz daha fazla bilgiye sahip olduğumuza göre..

Artık “başörtülü bacımız”ı da yazabiliriz..

Peribacalarının hemen dibinde, adam otel inşaatı yapıyor..

Haydi otel olmasın..

İnşaat sahiplerinin beyanına sadık kalalım, ev inşaatı olsun..

(Durun hemen itiraz etmeyin.. “Başörtülü bacımızı yazacaktın, hemen çarkettin”demeyin.. Yazıyorum.. Azıcık sabır..)

Yüzbinlerce yıllık bir süreçte oluştuğu belirtilen, tarihi önemi olan, turistik değerini kimsenin tartışamayacağı peribacalarının hemen 5 metre dibine inşaat yapmaya kalkan insanlar, “Burası benim tapulu taşınmazım. Babamdan, dedemden bana miras kalmış bir yerde, inşaat yapıyorum. İmar planına aykırı bir durum yok” diyor..

O ilçenin belediye başkanı çıkıyor, “Ruhsat kanun ve yönetmeliklere uygun. İmara aykırı bir inşaat yok” diyor..

İnşaat sahibinin.. Teknik adamların.. O bölgedeki resmi yetkililerin bu açıklamalarına rağmen..

İnşaatın fotoğrafları gazetelerde yayınlandığı gün, Kültür Bakanlığı hemen inşaatı durdurma kararı veriyor..

Bir gün sonra yıkım kararı veriliyor..

Ve iki gün sonra da, inşaatlar yıkılmaya başlanıyor..

Oysa..

Bir hukuk devletinde..

Bir günde inşaatı durdurma kararı haydi "alınır" diyelim..

Peki, hemen ertesi günü yıkım kararı nasıl verilir?

"Verildi" diyelim..

Tebliğ edilmeden, itiraz hakkı tanımadan, dava açma hakkı tanınmadan..

İkinci gün, yıkıma nasıl başlanır?

Bu yapılanları, biri çıksa da, izah etse..

Bunlar hukuki mi?

Hukuk devletine yakışır mı, mal sahibine gerekli süreyi tanımadan, inşaatını yıkmak..

Dava açma hakkı tanımadan, inşaatına dozeri sokmak..

Bir tek hukukçu bile, böyle bir sonucu kabul edebilir mi?

Edemez..

Peki medyada, tek bir yazı, tek bir eleştiri, tek bir itiraz gördünüz mü, bu “hukuksuzluk” (hukuksuzluk kelimesini özellikle tırnak içine aldım. Lafzi anlamda bir hukuksuzluk olduğu açık.. Ama nihai anlamda işlemin hukuksuz olmadığını da, hepimiz kabul etmek zorundayız..) ile ilgili?

Yok..

Demek ki..

Kanunlara baktığınızda, “hukuksuzluk” gibi görünen nice işlemler, hiçkimsenin itirazına uğramıyor.

O yapılan işlem kağıt üstünde kanuna aykırı gibi görünse de..

Nihai noktada "doğru" olduğunu, herkes kabul ediyor..

Şekli hukuksuzluk, toplum tarafından tolere ediliyor..

Hiç kimse, “Yuh olsun bu ülkenin hukukçularına.. Gazetecilerine.. Adamın tapulu mülkü. Kamulaştırmadan nasıl inşaatını yıkarsınız.. Ruhsat verdiğiniz bir inşaat hakkında, sahibine dava açma hakkı bile vermeden, nasıl yıkmaya kalkarsınız” demiyor..

Yani..

Yani, anladınız siz onu..

Kimse, kanunları tabu gibi görmüyor..

Şimdi gelelim, “Suçlu değil, devrimciyiz” pankartı açan türbanlı bacımıza..

Nasıl ki..

Peribacalarının dibine ruhsata uygun inşaat yapan mal sahibi, kağıt üstünde haklı olsa da..

Nihai noktada, kanunları istismar eden bir kimlik olarak karşımıza çıkıyorsa.. Ve hiç kimse, o istismara onay vermiyorsa..

İstanbul’da bir savcıyı makamında şehit eden teröristlerin yakınlarının kurdukları TAYAD’ın çatısı altında pankart açan bacımız da..

O gösteride, haklı değil..

Durun, hemen heyecanlanmayın..

“Polisin yaptığı haklı mı yani?” diye sorguya başlamayın..

Ona da geleceğiz..

Ama ilk aşamada, Emniyet’e bir çağrı yapmış olalım..

Lütfen, kadınların olduğu olaylarda, bayan görevlilerinizi de olay mahallinde bulundurunuz..

Gözaltı işlemini, bu hassasiyete uygun yapınız..

Ki, böyle gereksiz tartışmalar olmasın..

Biliyorum, bu teklifime, ilk önce, “Türbanlı bacını niye yazamıyorsun” diyenler itiraz edecek..

“Ne o, devlette haremlik selamlık uygulamasına mı geçiyoruz” diyecekler..

Ama ben..

Gereksiz tartışmaların olmaması için.. Kadın şüpheliler için, kadın polislerin görevlendirilmesini, tartışılan görüntülerden rahatsız olan vicdan sahibi bir insan olarak talep ediyorum..

Sonrasında..

Türbanlı bacımıza hatırlatıyorum..

“Polis haklı, türbanlı bacımız yerden göğe kadar suçlu” demiyorum..

Ama, türbanlı bir kadının, ateist bir yapılanmanın içinde yer almaması gerektiğini not ediyorum.

Polis kendisini gözaltına almak istediğinde.. Kendisini yerden yere atarak. Diğer erkek göstericilerin üstüne atarak.. Sonrasında polislere de direnerek, sonrasında polise isnat edilen cinsel taciz olayının farklı şekillerine zemin hazırlamamalı idi, diyorum..

Biliyorum, “Bu yazdıklarında samimi misin?” sorusuna da muhatap olacağım..

Samimiyim..

Görüntüleri, onlarca defa izledim. İki ayrı cepheden çekilmiş görüntüleri izledim. Suçlanan polis, bayan göstericiyi almak için özellikle gayret sarfetmiyor. Anlık olarak oraya geliyor. 

Önce kadın göstericiyi minibüse bindirmek istiyor.. Gösterici, direniyor, kendisini dışarı atmak istiyor. 

Taciz maksatlı bir kişi, ilk anda o pis hareketi yapardı. Fakat görüntülerde, minibüse bindirmek için uzun bir uğraş var. Dahası, bir saniye öncesinde, bayanı omuzundan itekleyerek minibüse bindirme girişimi var. Gösterici, o iteklemeyi bertaraf edince, diğer nahoş hareket, o anlığına yaşanıyor..

Yine de.. Soruşturma açılsın.. Aynı memur, başka gösterilerde nasıl hareket etmiş, kamera kayıtları getirilip izlensin.. Maksadı; suçlandığı şekilde ise, cezalandırılsın..

Ama lütfen..

Minibüse bindikten sonra, oraya rahatça oturan bir bayan.. “Taciz isnadı”nda bulunmayan bir bayan karşımızda durur iken.. Derindekilerin; görüntüleri izleyip, “Burdan bize acayip istismar imkanı doğar” diye ürettikleri senaryo ile, karşımıza çıkmasınlar..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp