Tükenmişlik sendromuna yakalandık?

Tükenmişlik sendromuna yakalandık?


Dünya kanla beslenen bir avuç zümrenin inisiyatifine terk edilmiş. Hayatımızı nasıl ve ne şekilde sürdüreceğimize onlar karar veriyor, gelecekle ilgili hayallerimizi onlar şekillendiriyor, onlar tasarlıyor, onlar öngörüyor bizler ise çaresiz kalıp boyun eğiyoruz. Mazlum halkların kaynaklarını sömürebilmek için zulmün her türlünü meşru gören bu zümreler sanıldığının aksine yoğun bir korku sarmalı içinde yaşıyorlar. Zira güçten düştükleri anda, ezilenlerin intikam yumruğu omuzlarında olacak bunu biliyorlar. O yüzden bütün enerjilerini birey ve toplumları kontrol altında tutabilmek için ürettikleri formüllere harcıyorlar. Kitlelerin zihinsel algıları, neleri tercih edebilecekleri, nasıl yaşayacakları yazılı ve görsel medya üzerinden aktarılıyor ve insanlar dünyaya gözlerini açar açmaz köleleşiyorlar. Ancak zamanın Firavun’ları bunun daha da ötesini tahayyül ediyor ve şu günlerde fertlerin ırklarını, cinsiyetlerini, öz kimliklerini, mizaçlarını, karakterlerini, tüketim alışkanlıklarını, müzik zevklerini, yaptıkları alışverişleri, ilgi alanlarını ve ferdi tercihlerini tespit edebilecek ve onları tamamen köleleştirecek bir sistemden bahsediyorlar. Nitekim Çin’de uygulamaya konulan “Sosyal Kredi Sistemi” sözde efendilerin köleleştirdikleri halklar adına aldıkları bu kararların bir göstergesi olarak görülüyor. Zira kurulan bu sistem üzerinden sizin yaptığınız alışverişlere, kullandığınız programlara, insanlarla ilişkilerinizde sergilediğiniz tavırlara hülasa her hareketinize bir puan verilecekmiş ve aldığınız puan düşükse bazı kısıtlamalara maruz kalabilecekmişsiniz. Çin’de gündeme gelen bu uygulama aktive edildiği takdirde düşük puan alan kişiler çocuklarını istedikleri okula gönderemeyecek, istedikleri başarıya ulaşamayacak ve bu uygulama sadece şahıslara yönelik olmayıp, şirketler, kurum ve kuruluşlar da bu kapsamda değerlendirilecekmiş. İnsan niyetini, aklını ve vaktini şerre çevirdiğinde ne garip, ne anlamsız, ne mesnetsiz bir durum ortaya çıkıyor değil mi?

 

Kıyıya itilen insanlar, salgın hastalıktan bir an önce kurtulup hayatlarına devam etmeyi hayal ederken efendiler yaşanan süreci bahane edip hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Gündemi meşgul eden açıklamalara göz attığımızda, pandemi sürecinin yeni dijital dünyaya geçişte bir fırsat olarak görüldüğüne ve kurbanları ikna edecek formüller üzerine yoğunlaşıldığına şahit oluyoruz. Zira dijital dünya söylemi ile birlikte derialtına takılacak ciplerden, insanları kontrol edecek GPS kodundan ve bu noktada aktive edilecek bir sistemden bahsediliyor ki, bunların ne olduğu konusunda net bir bilgiye sahip değiliz.

 

Dünyayı yaşanılmaz hale getiren karanlık bir güçle karşı karşıyayız. Ve bütün çareler tükenmişçesine beklemekteyiz… Zira bizi bir arada tutan değerleri terk ettik bunun sonucunda ise güçten düşmeye ve sararmış yapraklar gibi sağa sola savrulmaya başladık.  Kaybedecek vaktimiz yok, düştüğümüz yerden kalkabilmek için çareler aramak zorundayız. Peki, bu nasıl olacak? Kabul etmeliyiz ki, buna hamaset yaparak muvaffak olamayız.

 

Müslümanlar yüklendikleri onurlu misyonun farkına varıp, kendilerini ümmet ekseninden uzaklaştıran bütün engelleri kaldırmak ve vahyin gölgesinde bir araya gelip sorunlarını mülahaza etmek zorundalar. Dijital dünyaya adım atma yolunda dillendirilen söylemleri körü kürüne kabullenmek yerine, bunlarla neyin hedeflendiğini kavramalı, elektronik takip araçlarının, biyolojik testlerin, muhtemel yeni virüslerin nasıl üretildiğini ve bunlarla neyin hedeflendiğini doğru şekilde tespit etmelidirler.

 

Efendiler ekranlara çıkıp, demokrasi, eşitlik, hürriyetten bahsediyor ve halkların bu kavramlarla tanışmaları gerektiğini ifade ediyorlar. Her yıl sözde insana ait sorunların çözümü için Davos toplantıları gibi küresel iklim zirvesi gibi toplantılar yapılıyor. Fakat kapalı kapılar ardında hangi kararlara varıldığını, hangi senaryoların yazıldığını bilmiyoruz. Ama şiddetin farklı renklere boyanarak bütün dünyaya yayıldığını görebiliyoruz.

 

Küresel akıl, dijital medeniyetten, yapay zekâdan, dijital paradan bahsederken Müslümanlar sadece fıkhi meseleler ekseninde kalamazlar, kalmamalıdırlar. Fıkhi meseleler elbette önemsiz değildir ancak dava insanları bunun ötesindeki sorumluluklarının da farkına varıp,  insanlık âleminin maruz kaldığı zulmü bütün yönleri ile değerlendirmek zorundadır. Müslümanlar bu zifiri karanlıkla başa çıkabilmek için bilimsel, tarihi, kültürel itilafları bir tarafa bırakmalı, teknoloji, siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda adım atıp, vahdet birliği ekseninde bir araya gelmelidirler.

Google+ WhatsApp