Trump, Kim Jong-un görüşmesi, İran nükleer anlaşması

Trump, Kim Jong-un görüşmesi, İran nükleer anlaşması


Trump, Kim Jong-un görüşmesi, İran nükleer anlaşması

 

 

Geçtiğimiz Temmuz’da Güney Kore’yi ziyaret ettiğim günlerde Kuzey Kore ilk kıtalararası balistik füze denemesini gerçekleştirmişti. Dünya, Pyongyang rejiminin geliştirdiği füze teknolojisinin ABD topraklarına ulaşabilecek ve Alaska’yı vurabilecek kapasiteye ulaştığını konuşuyordu.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


ABD Başkanı Donald Trump sosyal medya ve ekranlardan hem Kuzey Kore’yi tehdit ediyor hem de Çin’e Kim Jong-un’u dizginlemesi için baskı kuruyordu. Kısa süre sonra ABD ve BM Kuzey Kore’ye çok sert yeni yaptırımlar getirdi; Trump ve Kim arasında “küçük roket adam-bunak” türü hakaretlere ve “kimin nükleer düğmesi daha büyük” kapışmalarına varan tartışmalar yaşandı. Temmuz’dan Şubat’a, ABD medyası kaynaklı, bol tehdit içerikli haberlerin etkisiyle tüm dünya “ABD’nin Kuzey Kore’ye olası saldırısını” konuştu, durdu. Türkiye’de de “ABD-Kuzey Kore gerilimi savaşa dönüşür mü?” sorusu, kapı komşumuz Suriye’de ne olup bittiğini hala anlayamamış olanların bile diline dolandı.

Oysa düşman kardeş Güney Kore’de geçen yaz bile savaş, en az dile getirilen ihtimaldi. Güney Kore’nin yeni devlet başkanı ve genç nüfusu açıkça barış istediklerini söylüyor, Pyongyang’ın füze denemelerini barış masasına oturmaya istekli olduğu fakat pazarlıkta elini güçlü kılmak için yaptığını dile getiriyordu. Seul’de en çok duyduğum yorum, ağır yaptırımlar altında büyük ekonomik zorluk yaşayan Kuzey Kore’nin lideri Kim’in, sadece Çin gibi destekçilerin yardımıyla ayakta kalmaya çalışmanın sürdürülebilir olmadığını bildiği ancak rejime müdahale edilmemesini garantileyecek bir nükleer anlaşma yapabilmek için tutumunu sertleştirdiğiydi. Ekonomik yaptırımların halihazırda zor koşullarda yaşayan Kuzey Kore halkına zulmetmek olduğu ve bir sonuç getirmeyeceği yine Güney Kore’de en çok savunulan tezlerden biriydi. Elbette tek çözümün savaş olduğunu söyleyen Güneyliler de vardı, hatta onların Seul’de düzenlediği bir protestoda uzun süre vakit geçirmiş ve yeni devlet başkanı Moon Jae-in’e ne kadar öfkeli olduklarına şahit olmuştum ama ziyadesiyle Kore Savaşı’nı unutamayan, savaşta veya sonrasında yaşanan bazı olaylarda yakınlarını kaybeden bu sert müdahale yanlılarının sayısının giderek azaldığı gözleniyordu.

Temmuz’un ilk günlerinde eski ABD Başkanı Obama, Asya Liderlik Konferansı için Seul’e gelmiş ve Moon ile görüşmesinde “Kuzey Kore’nin müzakere masasına döndüğünü görmeyi arzuladığını” söylemişti. Moon ise, görevini kötüye kullanmak suçlamasıyla görevi sona eren ve geçenlerde 24 yıl hapis cezasına çarptırılan Park Geun-hye’nin aksine, Kuzey’le barışa sıcak bakan bir başkan olacağını kısa süre içinde göstermişti. Moon Haziran’da Kuzey Kore Tekvando Takımını Seul’e davet etmiş, takımın davete icabet ederek bir gösteri gerçekleştirdiği programın açılış seremonisinde, Kuzey’e 2018 Kış Olimpiyatlarına ortak bir takımla çıkmayı önermişti.

Nitekim Şubat’ta Güney Kore’nin Pyeongchang şehrinde düzenlenen oyunlara, Kuzey ve Güney kadınlar buz hokeyi müsabakalarına ortak takımla ve tek bayrak altında çıktı. Pyongyang, Pyeongchang’a 140 kişilik bir orkestra, toplam 22 sporcu ve Kim Jong-un’un kız kardeşi dahil olmak üzere 230 izleyici gönderdi. Elbette olimpiyatlara yansıyan bu görüntü sonrası; bir anda herkes kendi cephesinden ‘müzakere’ ve ‘barış’ ihtimallerini konuşmaya başladı, oysa liderlerin bağıra çağıra savurdukları tüm tehditlerin ardında olduğu gibi Trump-Kim kavgasının ardında da çoktan kurulmuş bir müzakere masası vardı. Hatta, geçen yaz Seul’de bulunma sebebimiz olan Asya Siyasi Partileri Uluslararası Konferansı’nın (ICAPP) Medya Forumu’nda gerçekleştirilen bir sunumda, 2016’da önceki Devlet Başkanı Park’ın nasıl Gezi olaylarını ve 17-25 Aralık’ı andıran bir şekilde paketlenip yerine Moon’un getirilmesini dinlediğimden beri, başkan değişikliğinin dahi Kuzey Kore’yle nükleer müzakerenin başlamasıyla ilgisi olduğunu düşünmekteyim. Park, eski Devlet Başkanı olan babası Park Chung-hee 1979’da bir suikasta kurban gittiği, bir yıl sonra ülkede kanlı bir darbe yaşandığı ve hem suikastın hem de darbenin ardında Kuzey Kore’nin olduğunu düşündüğü için asla müzakereye yanaşmayacaktı.

Bilindiği gibi Kuzey ve Güney Kore’den heyetlerin bir süredir görüşmeler yürüttüğü medyaya yansıdı. Moon Jae-in ve Kim Jong-un’un 27 Nisan’da 38. paralelin güneyinde buluşacakları duyuruldu. Buluşma iki ülke liderleri arasında 2007’den beri ilk defa gerçekleşecek üst düzey toplantı olacak. Ardından Kim’in Mayıs’ta henüz belirlenmeyen bir yerde Trump’la görüşmesi bekleniyor. Kim’in devlet başkanı olduğu 2011 yılından beri ilk kez yurt dışına çıkarak bu ay Çin’e gitmiş olması, Kuzey Kore ve Çin’in hem Moon hem de Trump görüşmesinin ayrıntılarını titizlikle ele aldığını düşündürürken, üstüne bir de, şu anda CIA Başkanı olan Trump’ın Dış İşleri Bakanı adayı Mike Pompeo’nun 1 Nisan’da Kim’le görüştüğü ortaya çıktı.

Yani özetle, Kuzey Kore ile bir nükleer anlaşmanın ufukta belirdiğini, Kim ile Moon ve Trump arasında yapılması planlanan görüşmelerde bu anlaşmanın son şeklini alacağını söyleyebiliriz. Fakat Trump’ın sürekli konuşulduğu üzere Mayıs ayında İran nükleer anlaşmasını iptal etmesi ve İran’a yönelik yaptırımları daha da sertleştirmesi durumunda, bunun Kim Jong-un’un ABD’ye güvensizliğini artıracağını ve Kuzey Kore liderini masadan kaçıracağını tahmin etmek güç değil. Böyle bir durumda olan, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nden habersiz olarak Kim’le görüştüğü için şimşekleri üstüne çeken Pompeo’ya olabilir ve Dışişleri Bakanlığı adaylığı Senato’da onaylanmazsa Trump’ın yanlış hesaplarının kurbanı olabilir.

Tam da burada, duruma tersinden bakarsak, yani Trump’ın böylesi bir yanlış hesaplama yapması ihtimalinin düşük olduğunu göz önünde bulundurur ve Kim’le görüşerek Kuzey Kore’yi nükleer anlaşmaya ikna etmek gibi bir diplomatik başarıyı kendi kendine sabote etmeyeceğini düşünürsek, tüm tehditlerine rağmen Mayıs’ta İran anlaşmasına bir kez daha ‘devam’ diyeceği öngörüsünde bulunabiliriz. Ne de olsa Trump, “Obama’nın İran anlaşması varsa benim de Kuzey Kore anlaşmam var; hem de çok daha iyi şartlarda,” deme şansını kaçırmak istemeyecektir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp