Torunlarımız dijital köle olabilir

Torunlarımız dijital köle olabilir

Sanayi Devrimi’nden daha büyük, daha etkili ve daha hızlı bir devrimin tam ortasında yaşıyoruz. Kimi ‘Endüstri 4.0’, kimi ‘Dijital Devrim’ diyor. Ben ikincisinden yanayım. Etkileri açısından Sanayi Devrimi’nden çok daha büyük bir devrimin nasıl devam edeceğini, nasıl evrileceğini henüz bilmiyoruz. İletişimden sağlığa, ekonomiden

Torunlarımız dijital köle olabilir

 

 

Sanayi Devrimi’nden daha büyük, daha etkili ve daha hızlı bir devrimin tam ortasında yaşıyoruz. Kimi ‘Endüstri 4.0’, kimi ‘Dijital Devrim’ diyor. Ben ikincisinden yanayım.

Etkileri açısından Sanayi Devrimi’nden çok daha büyük bir devrimin nasıl devam edeceğini, nasıl evrileceğini henüz bilmiyoruz. İletişimden sağlığa, ekonomiden siyasete hayatımızı değiştirdiği kesin. Lakin insan yaşamını daha ne kadar dönüştürecek bunu da tam olarak tespit edemiyoruz. Zira devrim devam ediyor.

Dijitalleşme bu nedenledir ki tüm devletlerin, kurumların ve şirketlerin gündeminde. Bir şeylerin değiştiğini ve buna ayak uydurmak gerektiğini biliyor herkes, ancak bu uyumu nasıl sağlanacağı konusunda kafalar karışık.

EĞİTİM VE MEDYADA YANLIŞ UYGULAMALAR

Dijital Devrim’i yakalamayı, son teknolojik cihazlar satın almak, yazılım yazmak, web sitesi kurmak zannediyor birçok kişi. Yani teknik bir yeniliği, teknolojik dönüşünü devrime uyum sanıyorlar. Yanlış.

Dijital devrimi yakalamak için zihinsel dönüşüme ihtiyaç var. Zihinsel değişim sağlanmadan istediğiniz kadar teknolojiyi değiştirin ya da yenileyin başarılı olamazsınız.

Buna en iyi örnek eğitim alanında yaşanıyor. Eğitimi dijital devrime uyumlu yapmak için her öğrenciye bir tablet bilgisayar verdi hükümet. FATİH projesinden bahsediyorum. Büyük ve oldukça pahalı bir proje. Ancak tabletin içine konacak bilgiler ve öğrencinin bununla öğrenme modeli yoktu. Yani müfredatı, öğretmenleri, eğitim materyallerini, ders kitaplarını dijital devrime uyumlu hale getirmeden, tablet bilgisayarların bir katkı sağlamadığını görmüş olduk.

Gidip bakın, üniversitelerin önlerinde hala bir öğrencinin tuttuğu ders notları fotokopiyle çoğaltılıp satılıyorsa, o üniversitede istediğiniz kadar sosyal medya hesabı açın ya da akıllı tahtalar kullanın, orada dijitalleşme zihinsel olarak gerçekleşmemiş demektir.

Dijital devrimin en çok etkilediği medya sektöründe bir kurum sosyal medya hesapları açarak, web sitesini yenileyerek, Youtube’da kanal açarak devrime uyum sağladığını düşünüyor. Bir yandan da gazeteyi kağıda basmaya devam ediyor.

Oysa okuyucu alışkanlıklarından haber yazım tekniklerine, muhabir yapısından işletme biçimine, reklam dağıtımından robot gazeteciliğe kadar her şeyin değiştiğini ve asıl zihinsel olarak bir farklılaşma olduğunu fark edemiyorlar.

ANALOG KAFA VE DİJİTAL ZİHİN AYRIMI

Televizyonculuk yıllarımda analog montaj setleri yerine, dijital montaj setleri çıktığında, bunun aslında sadece teknoloji değişimi olmadığını anlamamız uzun zaman almıştı. O zaman dostum Cengiz Er yönettiği bir kuruma elaman alırken şöyle demişti: “Bu gazeteci arkadaş analog kafada hala. Bize dijital zihinler lazım”. Ne güzel tarif etmiş.

Bugün şirketler, devlet kurumları ve üniversiteler insan kaynaklarını temin ederken aynı kriterleri uygulamakta zorlanıyorlar. Bir kişi dijital devrime uygun zihin yapısına sahip değilse, ona son teknoloji bir cihaz verseniz durum şöyle olur: Size bir Word dosyasını Whatsapp’tan gönderir, sonra telefon açar ‘dosyayı gönderdim’ der ve bir de çıktısını alıp postaya verir.

Dijital devrim zihinleri ve onun işleme şeklini etkiliyor. Dolayısı ile zihinle iş yaptığımız her şeyde bir değişim yaşıyoruz. Bunun kötü sonuçları olduğu gibi, iyi sonuçları da vardır.

Tıpkı sanayi devriminin şehirleşmeden bireyselliğe, eğitimden ekonomiye kadar her şeyi dönüştürmesi gibi. Sosyolojide bir tahribat yaşanacak, ‘önleyici sağlık’ çalışmaları yapanlar, toplumlarını zararlardan koruyacak, diğerlerinin zararı daha büyük olacak.

TORUNLARIMIZIN DİJİTAL KÖLE OLMA TEHLİKESİ VAR

Batı şu sıralar dijital devrime uyumdan ziyade başka bir şey tartışmaya başladı. Çocuklarımıza ne öğreteceğiz? Yazılım, kodlama, robotik öğretmek yerine, daha çok insani değer, sanat, müzik… yani robotların yapamayacağı şeyleri öğretmeyi tartışıyorlar. Zira gelecekte insan için en büyük tehdidin kendi geliştirdikleri robotlar olacağını düşünüyorlar.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuyu çok sağlam tartışması gerekir. Tabi Cumhurbaşkanlığının ilgili kurullarının da.

Günlük tartışmalardan ne kadar kurutulup bunu başarabileceğiz bilmiyorum. Ancak şuna eminim, eğer dijital devrimi yakalamak için tüm alanları kapsayan çok güçlü bir politika üretemezsek, geleceğimiz tehlikede demektir. Bugün nasıl Sanayi Devrimi’ni yakalayamayan atalarımızı eleştiriyorsak, gelecek kuşaklar bizi daha kötü eleştirecek.

Çünkü bugün önlemini almazsak, torunlarımızı gelecekte dijital köleye dönüştürecek bu devrim. Durum bu kadar vahim.

 

 

Kemal Öztürk/Yeni şafak

Google+ WhatsApp