Toprağın dili olsaydı…

Toprağın dili olsaydı…


Keşke bütün ezilenleri koruyabilecek bir kanadım olsaydı ve katledilen anaları kanatlarımın altına alıp şiddetten koruyabilseydim. Bu sanırım şiddete karşı olan her insanın temenni edeceği bir şey… Zira bitmek bilmeyen bir kin, bir nefret, bir intikam ile karşılaşıyoruz ve savaşın kazananı yok. Toprağın dili olsaydı da üzerine sağanak sağanak yağan kadın cesetlerini anlatabilse, anaların çaresizliğini fotoğraflayabilseydi…

 

Kadim kültürümüze göre kadın anadır, kadın eştir, kadın topluma insan yetiştiren eğitmendir öyle değil mi? Fakat görmekteyiz ki analara kurşunlar sıkılıyor, analar boğazları kesilerek katlediliyor, analar çileye ve şiddete maruz bırakılıyor. Ve sonra da direnci kırılan, güven duygusu silinen, duyguları örselenen o kadınlardan özgüvenli çocuklar yetiştirmelerini bekliyoruz bu mümkün mü?

 

Zulüm kimden ya da nereden sudur ederse etsin görevimiz hakkı savunmak olmalıdır değil mi? Nitekim Resulullah, kötülüğü elinizle savın, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle buna da gücünüz yetmiyorsa kalben buğz edin diyor ve safımızı belli etmemizi istiyor. Naçizane bu konuda sahip olduğum iki imkânım var;  niyetim ve kalemim… Kalemim yüreğimin sesini sizlere ulaştıran bir araç, haksızlığa karşı koyan ve haksızlıkla mücadele eden bir kılıç. Fakat inanır mısınız kadına yönelik şiddete ve kadın cinayetlerine karşı tavır alırken büyük bir endişeye kapılıyorum, ellerim adeta titriyor, kalemim duraksıyor neden mi? Zira yağmur taneleri gibi toprağa serilen kadın cesaretlerine karşı seslerini yükselten ve katillerin karşısında yer alan kadınlar, bazı kardeşlerimiz tarafından feminist olarak damgalanıyor ve yuhalanıyorlar. Eğer eşine şiddet uygulayan, ona zulmeden, katleden bir erkeğin zulmüne dokunmuş ve adalet vurgusu yapmışsanız siz onların nazarında ezilenin yanında yer alan değilsiniz, hakkın savunucusu da değilsiniz, siz onların yanında hiçbir değer ifade etmeyen itaatsiz, asi bir varlık, bir feministsiniz. Fakat vicdanınızı susturup katledilen kadınları görmezden gelir ve “kadın kim bilir ne yaptı da adamı gazaba getirdi, öldürülmeyi hak etmiştir” diyebiliyorsanız itaatkâr ve makul bir kadınsınız. Kadına yönelik sorunları ayrıca tartışabilirsiniz fakat Allah aşkına ortada bitmek bilmeyen cinayetler, katledilen analar varken siz buna nasıl kayıtsız kalabilirsiniz?

 

Başta da dediğim gibi adaletin tesisi noktasında hiçbir ayrım yapmadım, yapmam. Bu konuda tarafım ezilenlerin yanıdır, zulme maruz kalanlardır, horlananlardır, dışlananlardır zulmü icra edenler değil. Eğer zulme maruz kalan kişi erkekse zalimin kadın olduğunu söyleyip sesimi sonuna kadar yükseltirim. Nitekim zalimin belli bir cinsiyeti, bir ırkı, bir vatanı yoktur, kadın da olabilir erkek de. Zulmü sergileyen kim olursa olsun karşısında yer almak ve Allah’ın adaletini yüksek sesle vurgulamak zorundayız.

 

BANA HİÇBİR ŞEY OLMAZ DEMİŞTİ

 

Musa Orhan’ı hatırlarsınız… Hani 18 yaşındaki bir kızı evlenme vaadiyle kandırıp tecavüz ettiği sonra da, “Bana hiçbir şey olmaz, olan sana olur” deyip izini kaybettirdiği iddiasıyla yargılanan ve tahliye edilen uzman çavuş. Bir genç kızın hayallerini yıkan ve onun ölümüne neden olan, sen ilk değilsin diyerek genç kıza gözdağı veren zevat. Hatırlamamanız mümkün değil şu askerimize sahip çıkalım diyenlerin destekledikleri kişiden bahsediyorum.

 

Acaba bana bir şey olmaz ifadesi ile gözdağı veren zevatın sırtını yasladığı bir dayısı mı vardı ki hemen tahliye oluverdi.

 

Hayalleri çalınan genç kızın ahı yerde kalmasın diyen insanlarımız, devletin en hassas birimlerinde böyle bir kişinin barınmaması gerektiğini vurgulayıp, kirli olayın hesabının sorulması gerektiğini yüksek sesle dillendirseler de bu toplumda gücü ellerinde tutanların dediği oluyor. Mazlumlara ise hiçbir melikin, kralın, yöneticinin söz sahibi olamayacağı o günü, Allah’ın adaletini beklemek kalıyor.

 

Musa Orhan’ın tahliye edilmesi katledilen, tecavüze maruz kalan, kadınların yarınlara kalan umutlarını değil kanatlarını da kırdı. Haksızlığa karşı direnç göstermeye çalışanlar bunun sonucunun ne olacağını bilemez hale geldiler. Bu iğrenç olayda da gördük ki bazı insanlarımız “devletin adamıdır korunmalıdır” diyerek adı kirli bir olayla anılan kişinin yanında yer aldılar. Umutları, hayalleri, yarınları çalınan genç kızın çığlıklarını ise duymadılar, duymak da istemediler.

 

Unutmayın zulmü icra eden güçlü de değildir haklı da değildir. Zulmü icra eden hem ahmak hem de zayıftır ve zulmünün hesabını bugün olmazsa yarın büyük mahkemede verecektir bundan hiç kuşkunuz olmasın…

 

Diyelim ki hukuki olarak kendinizi temize çıkardınız ve bildik tabirle yırttınız peki vicdanınıza ne diyeceksiniz. Nasıl kurtulacaksınız vicdanınızdan? Neticede cebir, şiddet olmayabilir ancak yanıltmak, kandırmak gibi marazi bir durum var. Bunu vicdanınıza nasıl açıklayacaksınız? Nasıl anlatacaksınız bunu çocuklarınıza? Anlatamayacaksınız, açıklayamayacaksınız, dillendiremeyeceksiniz…

Google+ WhatsApp