Topkapı Sarayı’nda özel Kadir Gecesi töreni

Topkapı Sarayı’nda özel Kadir Gecesi töreni


Topkapı Sarayı’nda özel Kadir Gecesi töreni

 

 

Osmanlı Devleti’nin sonlarına doğru padişahlar Topkapı Sarayı’nı terk etmişler, Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere dış saraylarda yahut mevsimlik köşklerde oturmayı tercih etmişlerdi.

Bu tercihte hiç kuşkusuz, Topkapı Sarayı’nın bakım ve onarım masraflarının yüksek olmasının etkisi büyüktü.

Ancak Kadir geceleri mutlaka Topkapı Sarayı’na gelir, atalarının evinde iftar eder, yatsı ve teravih namazlarını da Şeyhülislâm’ın imamlığında kılarlardı.

Kadir gecelerine mahsus olarak Topkapı Sarayı’nda mükellef bir iftar sofrası kurulması gelenekti. Padişahın özel olarak hazırlanmış yumurta yemeside öyle:Fatih Sultan Mehmed’den beri uygulanan bu hanedan geleneği Osmanlı’nın son yıllarına kadar devam etti.

Yumurta, padişah için özel olarak hazırlanır, bu yüzden de “Yumurta-yı Hümayun” denirdi.

Yemek meraklıları eminim nasıl yapıldığını bilmek isteyecekler. Kayıtlarımızda tarifi de veriliyor. Buyurun, not alın…

Arşivlere geçen tarife göre, “Yumurta-yı Hümayun” hazırlamak için önce soğan halka şeklinde kesilir, Halep yağında iyice kavrulur, sonra ince dilimlenmiş pastırma ilave edilip biraz su, yeteri kadar şeker ve sirke katılır, bir iki taşım kaynatıldıktan sonra açılan yuvalara günlük yumurta kırılır, kapağı kapatılarak katılaşmayacak şekilde tam kararında ve kıvamında pişirilirdi. Tabii ki lezzeti, ustanın maharetine bağlıydı.

Bundan sonra sıra çöp veya fırın kebabına gelirdi. Ardından kıymalı, peynirli, ıspanaklı kol, bohça ya da talaş kebabı yenirdi. 

Sonrasında elmasiye tatlısı, muhallebi veya güllaç gibi sütlü tatlılar alınırdı. 

Nihayet ekşili bamya sofraya gelirdi ki, bu, yemekte birinci turun bitip ikinci turun başladığına işaretti.

İkinci tur, tavuk veya fırında hindi ile başlardı. Bunlar, fıstıklı, üzümlü, kestaneli, ciğerli, katılı ve baharlı ala iç pilavı ile doldurulmuş olurdu. 

Bundan sonra bol etli mevsim sebzeli, yine mevsimine göre zeytinyağlı barbunya enginar, imambayıldı, taze veya çalı fasulye gibi yemekler yenir, nihayet ortaya kat kat bıldırcınlı, beyinli halis amberbu pirincinden, mutlaka Vakfıkebir yağı ile pişmiş tepeleme dolu pilav tepsisi gelirdi. 

Topkapı Sarayı’ndaki geleneksel iftar ziyafeti en sonunda sofraya gelen cevizli, fıstıklı veya kaymaklı baklava ile son bulurdu.

Bir insanın ne kadar obur olursa olsun midesine bunca nevaleyi doldurması mümkün olmadığına göre, acaba bu kadar çeşit yemek pişirilmesinin sebebi ne idi?

Osmanlı insanını hayata bağlayan yardım bağının başka bir çeşidi, sevgili dostlarım.

Sofraya gelen her çeşit yalnızca tadılır, yemek neredeyse hiç dokunulmadan olduğu gibi saray hizmetkârlarına, nöbetçilere, halayıklara, beslemelere ve fakirlere gönderilirdi.

Teravih namazından sonra, kahveler içilir ve Kadir Gecesi zikrine geçilirdi. Saatlerce sürerdi. Zikir Şeyhülislamın uzunduasıyla biterdi. Nihayet “Hırka-i Saâdet Dairesi”ne gidilir, Padişah “Hırka-i Şerif”i öper, sembolik anlamda bir temizlik de yapardı. 

“Hırka-i Saâdet Dairesi”nin tozları atılmaz,o mübarek emanetlerin sahiplerine hürmeten bir sandıkta biriktirilirdi.

Padişah o geceyi çoğunlukla Topkapı Sarayı’nda geçirir, sabaha kadar zikir ve dua ile meşgul olurdu.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp