Toblerone davası

Toblerone davası


Toblerone davası

 

Toblerone Davası siyasi ahlakın hassasiyetleri noktasında bütün dünyaya örnek olabilecek bir olay. Toblerone bir çikolata markası değil, dünyaya damga vuran bir olayın adı artık. Siyasi ahlaka örnek teşkil edebilecek olan bu olayı yeniden hatırlayalım: İsveç Sosyal Demokrat Parti Başkanı Mona Sahlin bir markete uğrar ve çok sevdiği Toblerone çikolatayı alır ve 6 dolar ödeyip evinin yolunu tutar.

Sahlin gündelik çalışmalarını sürdürürken bir gün kapı çalar; gelenler maliye müfettişleridir. Mona Sahlin çikolatayı devletin kendisine tahsis ettiği kredi kartı ile satın almıştır, bu sebeple hakkında soruşturma başlatılır. Mahkeme epey devam eder ve Sahlin 4 kere yargı önüne çıkar sonra savcı iddianameyi hazırlar. Sahlin devletin verdiği kredi kartını yanlışlıkla kullandığını ve amacının devlet hazinesine zarar vermek olmadığını söyler. Sahlin’in tüm varlığı maliye bakanlığı tarafından incelemeye tabi tutulur ve harcamaların dökümü alınır kendisi bu uzunca sürecin ardından aklanır. Olay dünya siyasi tarihine Toblerone Davası olarak geçer.

Bir parti başkanı, devletin tahsis ettiği kredi kartı ile bir çikolata alıyor ve hakkında soruşturma başlatılıyor. Devlet, parti başkanından bir paket çikolatanın hesabını soruyor. Kadim tarihimizde birçok örneğine rastladığımız bu tür olaylar, ne yazık ki artık saltanatın büyüsüne kapılan Müslümanların tasavvurlarında ve hayatlarında yer almıyor. Hak, adalet ve paylaşım vaatleri ile iktidara gelen yöneticiler kul hakkı yemeyi meşrulaştıracak yollara başvuruyor ve haramzadeye dönüşüyorlar. Siyasilerimiz bırakın bir çikolatanın hesabını vermeyi, iktidara gelir gelmez sayılır zenginler arasına katılıveriyor ve artık onlara ulaşıp hesap sorma fırsatı bulamıyoruz. Saflar ayrılıyor onlar artık sırça köşklerin sayılır zenginleri arasında yer alıyorlar. 

Bizim mahallede siyasetçiye her şey mubah görülür. Onlar fahiş fiyatlarla satın aldıkları kol saatleri ile sahip oldukları makam araçları ile lüks konutlar ile büyük iş sahaları ve ticari kuruluşları ile arzı endam ederler fakat kimse bu kişilerden hesap soramaz. Sormaya kalktığınızda suçlu ilan edilir ve kıyıya itilirsiniz. Adalet ülkenin en yetkin kurumları tarafından katlediliyor. Ne acı değil mi?

Büyüklerimiz yiğidi öldür ama hakkını yeme demişler. Tamam, vahşi Batı yeryüzünde fitne, fesat ve şiddeti yayarak dünyayı yaşanmaz hale getiriyor. Ancak bu ülkelerin halklarının haklarını ve halkları ile ilişkilerini düzenleyen oturmuş bir sistemleri var, bunu göz ardı edemeyiz. Evrensel doğrular nerede vuku bulursa bulsun kaynağı İslam’dır. O nedenle biz doğru kimde olursa olsun sahip çıkmak zorundayız.

Unutmayalım ki, birey ya da toplumu ayakta tutan adalettir. Eğer bir toplumda ülkeyi yönetenler sahip oldukları imkânları istismara yeltenir ve halkın hakkı ile ceplerini doldurmaya kalkarlarsa o toplumda artık adalet sarsılmıştır. Bu durumda halkların sesleri yükseltmeleri ve adaletin ikamesi noktasındaki taleplerini gündeme getirmeleri gerekir.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp