Tıp ahlakı

Tıp ahlakı

Organ bağışı konusunda bol kepçe fetva verenler var. Fakat bendeniz olaya başından beri hep ihtiyatlı yaklaşılmasından yana olmuşumdur. Bu konuda cüretli fetvalar verenlerin cesaretine bir yandan hayran olmuş, bir yandan da şaşırmışımdır: “Nasıl bu kadar cüret ve cesaret sahibi olabiliyorlar?” diye. Niçin?

Tıp ahlakı

Organ bağışı konusunda bol kepçe fetva verenler var. Fakat bendeniz olaya başından beri hep ihtiyatlı yaklaşılmasından yana olmuşumdur.

Bu konuda cüretli fetvalar verenlerin cesaretine bir yandan hayran olmuş, bir yandan da şaşırmışımdır: “Nasıl bu kadar cüret ve cesaret sahibi olabiliyorlar?” diye.

Niçin?

Sebebi basit: Tıp ahlakının olmadığı bir ortamda, bu türden önü arkası hesap edilmeden verilmiş fetvalar yüzünden, işlenmesi muhtemel cinayetler için. Gözünü para hırsı bürümüş hastane yöneticilerinin, hekimlerin, sağlık sektörü çalışanlarının yarı canlı hastaların fişini çekme konusundaki iştahlarını kabarttıkları için.  Bırakın yarı canlı hastaları, sağlıklı insanların başlarına neler geldiğinin hikayeleri tevatür olduğu için.

Daha geçtiğimiz bahar Ege vilayetlerinde yaşanan çocuk kayıplarını; böbreği, dalağı, pankreası, korneası itinayla alınıp yarası dikildikten sonra çöp bidonlarının yanına bırakılan çocuk cesetlerini ne çabuk unuttuk.

Irak’ta, savaş ortamında, resmen insan ticareti yapılıyor. Yok, yok; insan işe yarayacağı için değil, insanı bozdurmak, ecnebi lisanıyla “change” ettirmek için. Bu “change” öyle araba hırsızlarının yaptığı change benzemiyor. Para eden organlarını itina ile alıp gerisini kadavra olarak tıp fakültelerine ve öğrencilerine satmak için.

Ne o, içiniz mi kalktı? Benim içim kalkalı çok oluyor; otursun itiyorum da, bir yolunu bulamadım. Biraz da sizin içiniz kalksın. Kalksın da, durumun vahametini anlayın. Kalksın da, modernlerin “organ nakli” ile insanlığa, (pardon, parası olanlara) nasıl büyük hizmet ettiklerini öğrenin.

Eee, modern çağ böyle: Yaşasın! Kim yaşasın? Güçlü olan. Ya güçsüz olan? O, yaşamasa da olur. Veya lütfetsin efendilerimiz, onlar da yaşasın. Ama olgun birer “organ verici” depo olarak; daha fazlasına gerek yok. Eğer zayıfsa, sömürenler değil de sömürülenler sınıfına giriyorsa, Süpermenlere “organ deposu” olmaktan başka şansı yok.

Bunlar münferit vakalar efendim, bunları genelleyemezsiniz!

Breh, breh, breh!.. İnsan cinayetine münferit vaka olarak bakan herkesi canilerle işbirliği yapmakla itham ediyorum. Bir adem, bir alemdir. İnsana istatistiğin konusu olarak bakan akılla, yoksul ve kimsesiz çocuklara “organ deposu” olarak bakan akıl, aynı Şeytan’ın askeridir. Bu böyle biline.

Yılın ilk aylarında Sultanbeyli’de 13-14 yaşında bir ortaokul talebesi bir cinayet işledi. Hapishane vaizi çocuğa “Pişman misin?” diye soruyor. Çocuğun cevabına bakın:

“Niye pişman olayım ki? Bir tanesini öldürdüm, dört tanesine hayat verdim?”

Anlamışsınızdır: Cinayet kurbanının organları dört hastaya verilmiş. Söyler misiniz, bu çocuk katilden ne farkı var yukarıdaki gibi düşünenlerin? Küçük katilimiz mantıklı konuşuyor, değil mi? İnsana “Yahudice” bakınca, neden olmasın?

Ray Moynihan ve Alan Cassels “Satılık Hastalıklar” demiş. Evet, nicedir “sağlık” adı altında hastalık satılıyor. İlaç endüstrisinin, aslında bir “hastalık endüstrisi” olduğunu söylüyor. Kitabın ana tezi şu: “Aslında hasta değiliz! Ama ilaç devleri pazarlama illüzyonuyla hepimizi “hasta etmek”, her sağlıklı insana ilaç satmak istiyor.” (Hayykitap) Biz de tıpış tıpış satılan hastalıklara kendi ellerimizle müşteri oluyoruz. Yalan mı?

Roche firmasının foyası geçenlerde ortaya çıktı. Sağlık taraması adı altında nasıl tıp sektörüne toplu müşteri kazandırdıklarını, hekimlere hediye ile üç kuruşluk ilacı, parası milletin kesesinden çıkan kurumlara bilmem kaç katına sattıklarını millet öğrenmiş oldu. Ya öğrenemediklerimiz? Ya yorganı daha kalın olanlar? Ya kokusunu çıkarmadan yapanlar? Şu kimyasal tedavi (kemoterapi) konusunda son yıllarda yazılıp çizilenlerden, bu işin nasıl bir bataklık olduğunu, aslında bir tedavi değil bir tedmir olduğunu da öğrenmiş olduk.

Geçenlerde, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nin Tüp Bebek Uygulama Merkezi’nde yaşanan bir skandal Mahkeme kararıyla tescil edildi. Bu öyle ahlaksızca, öyle gayr-ı insani ve İslami bir durum ki, insanın ağzı bir karış açık kalıyor. Olay kısaca şu: Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmak için başvuran hastaların bir kısmı hasta bakıcı ve bazı personelden alınan spermlerle hamile kalıyor. İlgili bölüm başkanı 3 yıla mahkum oluyor, olaya karışan hekimler farklı cezalar alıyor vs?

Asıl mesele işin yargı boyutu değil, asıl vahamet işin ahlaki boyutu. Bir kere dinen bunun hükmü zinanın hükmüdür. Haramdır, hiç kimse bunun aksini söyleyemez. (Dini bir adlandırma değil ama çocuklar da “veled-i zina” olmuş olurlar.) Fakat bu insanlar zina etmedi ki? Doğru, etmedi. Güvendikleri hekim onları zina etmiş duruma düşürdü. Onların günahı yok, ihmali var belki.

Ama bir hekim, hem de mesleğinin zirvesine yükselmiş bir hekim bunu neden yapar?

İhtimaller belli: Ya İslami ve dini değerleri iplemediği için, ya ahlak diye bir kaygısı olmadığı için, ya para hırsı gözünü bürüdüğü için veya hepsi için?

Haydi, gelin de nasıl güvenecekseniz güvenin? Hemen belirteyim, tüm bebek tedavisi yöntemi spermin babadan olması şartıyla caizdir. Fakat bu cevazı şartlıdır: 1. Mutlaka İslami, ahlaki ve insani hassasiyeti olan bir müeesse ve kadro eliyle olmalıdır. 2. Hastalar tedavinin ilgili safhalarında spermin babaya ait olduğuna dair ikna edici kesin delil istemelidir.

Her alan için geçerlidir, fakat biz tıp alanı için kuralım hüküm cümlemizi:

Eğer tıp ahlakı yoksa tıp sağaltmaz hasta eder, diriltmez öldürür.

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp