Telbiye

Telbiye

Buyur Allah’ım! Sevgili kulun ve peygamberin İbrahim aracılığıyla yaptığın davete icabet ettim, emret. Lebbeyk Allah’ım! Sırtıma kefenimi giydim. Sevdiklerimi ve dünyamı arkamda bıraktım. Baş açık ayak yalın sana

TELBİYE

Buyur Allah’ım! Sevgili kulun ve peygamberin İbrahim aracılığıyla yaptığın davete icabet ettim, emret.

Lebbeyk Allah’ım! Sırtıma kefenimi giydim. Sevdiklerimi ve dünyamı arkamda bıraktım. Baş açık ayak yalın sana geldim. Rahmet denizinde damla olmaya geldim. Ümmet okyanusunda çağlamaya, günahıma ağlamaya, yanmaya, pişmeye ve olmaya geldim.

Buyur Allah’ım, buyur!
Ben sözünü bozanım, Sen vaadinden dönmeyensin.
Ben yetersizim Sen mükemmel, ben isteyenim Sen verensin.
Ben memurum, Sen amirsin.
Ben küçüğüm, Sen büyüksün, en büyüksün. Ben biçareyim, Sen tek çaresin.
Ben avareyim, Sen zaptedensin.
Ben yüreği yaralıyım, Sen yaramı saransın. Ben konuğum, Sen ağırlayansın.

Lebbeyk Allahümme Lebbeyk!..

Âdem olup adam olmaya, İbrahim olup yanmaya, İsmail olup kurban olmaya, Hacer olup teslim olmaya geldim!
Buyur Allah’ım buyur! Kendi adıma geldim.
Heba olan geçmişim, pejmürde hâlim ve meçhul istikbalim için geldim!
Boynu bükük ümmet adına geldim! İslâm’ın öksüzleri, yetimleri adına geldim.
Mahrum coğrafyam, mazlum vatanım, mağdur insanım, metruk Kur’an’ım, mükedder imanım adına geldim.
İşgale uğramış yüreğim, tahrife uğramış aklım, tahribe uğramış düşlerim ve umutlarım adına geldim.

Lebbeyk Allahümme lebbeyk...
Yüzyıllardır milyonlarca insanın yüreğinden kopup gelen kömür karası bu lav tepeciklerinin, güz sarısı çölün ve çıplak göğün dinlediği bu lahûtî sloganı sen de salacaksın bu kubbeye. Âdem gibi, Nuh gibi, İbrahim gibi, Musa gibi, Davud gibi salacaksın. Evet, aşkın kendisinde sese dönüştüğü Davut gibi...

“Âvâzeni bu cihanda Davut gibi sal.
Baki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.”
Bakır karası yanık taşlar dinleyecek seni. Senin sesini de peygamberin Muhammed’in sesinin yanına kaydedecekler. Ayağının ucuna basarak yürüdüğün tepeler, koparmadığın dallar, tüyüne dokunmadığın vahşi hayvanlar dinleyecek seni. Onlar da kaydedecekler sesini senden önceki milyonların sesinin yanına.

Uzakyakın demedin. Allah’ın davetine uyup O’nun konuğu oldun. Mekânın ne önemi var? Ebu Cehil’in evi Kâbe’ye, Hz. Muhammed’in evinden daha yakındı. Fakat Ebu Cehil Kâbe’nin Rabbine sonsuzca uzaktı. Senin mekânın da uzak olabilir. Gönlün yakınsa “lebbeyk” dersin.

Her fırsatta bu ilâhî sloganı atacaksın; kulları kendine kul olmaya çağıran tüm zorba tağutlara karşı, kendisini putlaştıran zalimlere karşı, mensup olduğun ümmeti paramparça edip sömüren uluslararası şer odaklarına karşı.

Dağda, ovada, düzde, bayırda. Biriyle karşılaştığında ayrıldığında. Bir köşeyi dönerken, bir sokağa girerken hep bu sloganı haykıracaksın. Sesin milyonların sesine karışacak. Bir fazla taşa, bir fazla tepeye, bir fazla canlıya daha ulaştırmak için var gücünle söyleyecek, söyleyeceksin bu ilâhî besteyi.

Lebbeyk demekle “ben de buradayım” demiş olacaksın.

“Allah’ım! Âdem’le başlayıp Hz. Muhammed’le devam eden lebbeykliler korosuna beni de kat!” demiş olacaksın. “Allah’ım, bağışlanacaklar listesine beni de al, konuklarına çekeceğin rahmet ziyafetine beni de buyur et!” demiş olacaksın.

Bu lahuti slogan, Akabe cemresinde bayramın birinci günü ilk şeytan taşlamayla yerini tekbire bırakacaktır.

 
 
mustafa İslamoğlu

Google+ WhatsApp