Tek amaçları var ‘anormalliği/ibneliği’,‘normal’ gibi göstermek!

Tek amaçları var ‘anormalliği/ibneliği’,‘normal’ gibi göstermek!


Tek amaçları var ‘anormalliği/ibneliği’,‘normal’ gibi göstermek!

 

 

Zaman zaman FETÖ iltisaklısı olduğu da ileri sürülen bir internet sitesi var..

Bazı yazarları/muhabirleri, o suçlama ile aranıyor..

T24 sitesinden bahsediyorum..

Toplumun ahlakını bozmak için, artık gözlerinin hiçbir şeyi görmediğini ispatlayan bir röportajları vardı..

LGBTİ’lerle ilgili..

Bir baba, üç anne ile röportaj yapmışlar..

Çocuklar trans, gay türünden..

Reklamları olmaması için, kurdukları derneğin ismini es geçelim..

Toplumun nasıl esir alındığını, anne babaların cahilliklerini, nasıl bilgiç bilgiç “Biz bilmiyorduk, şimdi öğrendik” pozları ile anlattıklarını aktarayım, sizler de hayret edin..

Oğlunun trans olduğunu, yurtdışına üniversite eğitimi için gittiğinde öğrendiğini belirten baba, bakın neler anlattı:

“Kendisi zaten yurtdışında idi. Üniversite için gitmişti. Bir süre sonra aramıyor etmiyor, iletişim kuramıyoruz.. Bir gün iletişim sıkıntısı yaşadığımız günlerde, beni aradı, ‘Size anlatacağım bir şey var, ama yüzyüze olmalıyız, mimiklerini görmek istiyorum’ dedi..”

Devamında da, oğlunun trans olduğunu açıkladığını ve ilk anda başından kovalarla su döküldüğünü hissettiğini belirten baba, sonrasında birbirlerine destek olduklarını belirtiyor..

Ve bundan sonrasında, esas ezberletilen sözler geliyor:

“Toplumdaki önyargılar, nefrete varan söylemler, esas sorun bu. Çocuk aynı çocuk. Bildiğiniz aynı çocuk.. Ama siz, toplumsal değerlerle mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz..”

Baba, hem oğlu ile bir iletişimsizlik, bir şeyler olduğunu anladığı bilgisi ile karşımıza çıkıyor..  

Hem de, sorunun “çocuk”ta değil, “toplum”da olduğunu hemencecik tespit ediyor..

Daha doğrusu, Hacettepe Üniversitesi’nin hocalarının da katıldığı organizasyonlarda, sorunun çocukta değil, toplumda olduğunu anlıyor!

Bu babanın ne kadar kolay aldatılabileceğini belirtmek açısından, şu cümlesini aktarayım:

“Aile derken, çocuklarımızın aile yapısını korumaktan bahsediyorlar, oysa son altı ayda iki-üç tane kadın öldürüldü! Aile içi şiddet almış başını gitmiş..”

Son altı ayda hemen her gün bir kadın, cinayet mağduru olmuş..

Trans oğul sahibi baba, toplumsal olaylara ne kadar yakın ise, altı ayda iki-üç kadın cinayeti olduğunu bir çıkarım yapmak üzere söylüyor..

“Kadın ve erkeğin bir araya gelerek kurdukları ailelerde de sorunlar var”demeye getiriyor..

Doğrudur; kadın-erkek birlikteliğindeki ailelerde sorun var ama..

Bir oranlama yaparsanız..

Milyonlarca bu tür aileden kaç tanesinde kavga var, yüzlerle ifade edilen gayrimeşru birlikteliklerde ne kadar sorun var..

Bu kıyaslamayı yapmazsanız..

Üç tane transın hayatını, güzellemelerle sunmaya kalkarsanız..

Yeni yeni translara davetiye çıkartmış olursunuz..

Yapılmak istenilen de, işte tam bu..

Trans babasının söyleyemediklerini, aynı röportajdaki anne daha rahat söylüyor:

“İlk defa bilgisayardaki konuşmalarından anladım. Yine de inkar ederse kabul ederdim. Üniversite birde idi öğrendiğimde. Tedaviyi önerdim. Düzelebilecek diye düşünüyordum ama, çocuğum benden hazırlıklı idi.. Araştırmış, ‘Bu düzelmez’ diye, ‘Doğuştan’ diye bana anlattı.”

Nasıl ifşa oluyor, gerçek..

Kıskaca aldıkları çocukları..

Sadece yaratılış dışında bir cinselliğe sürüklemekle yetinmiyorlar..

Öncelikle ve zorunlu olarak, “bunun bir tedavisi olmadığın”nı kafasına sokuyorlar..

“Bu yaratılıştan” diyorlar..

18 yaşındaki çocuğun, bilgisi ne ki..

18 yaşındaki çocuğun, hayat tecrübesi ne ki?

Ama, işi sağlam yürütüyorlar..

Önce, “Üçüncü sınıf cinsiyet de diğerleri gibi bir cinsiyet” diyorlar..

“Bu, yaratılıştan” diyorlar..

“Tedavi falan yok” diyorlar..

Ondan sonra mı?..

Aynı “anne”nin ağzından dinleyelim..

“Ben yine de doktora götürdüm.. Ama doktorlar da bunun tedavisi olmadığını söylediler..”

Tezgahın bu aşamasını da çaktınız değil mi?

Hem çocuğun beynini yıkıyorlar..

Hem de, psikolog kisveli hokkabazlar sayesinde, “Bunun tedavisi yok” diyerek, aile yakınlarını çaresizliğe sevkediyor, “Bu hali ile kabullenin” dayatmasında bulunuyorlar..

Ve, olayı ilk duyduğunda bu acıları yaşayan anne, bakın ne hale getiriliyor:

Aynı “anne” konuşuyor:

“Geriye dönüp baktığımda kendime, topluma kızıyorum. Bu konuda hiçbir yerde eğitim almadık. Televizyonda eğitim almadık. Hep kötü yanları ile gösterildi. Keşke daha bilgili anne olsa idim, bu zor süreci daha rahat atlatırdım. Ben fevri davranınca çocuk evden ayrıldı.. Bir yıl sonra çocuk karşıma geldiğinde ne derse peki diyecektim. Yoksa bir daha çocuğumu kaybedecektim..”

Bir “anne”ye neler yaşattırılıyor, görüyor musunuz?

En sonunda, o “anne”ye, en çok sevdiği insan üzerinden, canından, kanından parçası olan çocuğu üzerinden, nasıl bir istismara kalkışılıp, nasıl bir travma yaşatılıyor, nasıl çaresizlik içinde bırakılıyor görüyor musunuz?

Hayır, yanlış anlamayın.

Şu an o “anne”, halinden memnun gibi anlatıyor..

“İlişkimiz iyi” diyor..

Ama o “anne”nin içinde alevlenen yangını, sadece insan olanlar, vicdanı olanlar anlar..

Ve maskeler iniyor.

Bir başka “anne” konuşturuluyor:

“Onların cinsel yönelimleri değil, onların duruşları değil, hayatta onurlu duruşları önemli.. Kızımla konuştuğumuzda her hali ile bağrıma bastım.. Ben onun cinsel yönelimini değil, kızımı bağrıma bastım. Onun derdi aşk idi, sevgi idi. Onun yeri önemli değil, kime yöneldiği önemli değildi.”

Kendisi itiraf ediyor, “Kızım aşk arıyor. Sevgi arıyor” diye..Sevgi arayan, illa kendi cinsinden birisinde mi sevgi bulur?

Milyonlarca, milyarlarca insanın karşı cinste bulduğu sevgi, sırf kıllık olsun diye, kendi cinsinden aranırken, bunu tedavi yerine, niye normalleştirmeye kalkışırız?

 Ve tam da söylenilmesi gereken gerçekleri, son anne söylüyor:

“Onur yürüyüşlerinde çocuklarımızın yanındayız..  Dünyada kutlanan bir şey bu.. Çocuklar küçük yaşta bir eşcinsel görse, bu ailede normal olsa, eğitim görseler, yuva çocuklarından başlanılsa toplumsal cinsiyet eğilimine.. Veya kitaplarda görseler, TV’lerde görseler. Eşcinsellerle ilgili filmler TV’lerimizde yok. Belgeselimiz bile bir-iki TV dışında gösterilmedi. Oysa belgeselin gösterilme yaşı 8 yaştı. Yani görünürlüğün rolü normalleşmenin yönüdür, onur yürüyüşünün de amacı zaten bu.. Bunları görsün, yadırgamasın..”

Daha ne söyleyeyim..

Bu derneklerin, bu röportajların, bu anlatılanların, “Toplumsal cinsiyet” diye ter ter tepinmenin, bakanlığı bile esir almanın, sabahtan akşama kadar LGBTİ diye başımızda boza pişirmenin, sokaklarda “Namus ne ayol” diye afişle yürümenin hepsinin amacı, işte bu “anne”nin söylediklerinde: “İbnelik, gaylik, translık normalleştirilmeli!”

Bunun için çalışıyorlar. Bunun için tepiniyorlar..

“Anormal”i, “normal” göstermek için, doktorları ile, psikologları ile, siyasetçileri ile, akademisyenleri ile çalışıyorlar.

Allah, bunlara fırsat vermesin!

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp