Tehlike bazen kaçtığımız taraftadır!

Tehlike bazen kaçtığımız taraftadır!


Tehlike bazen kaçtığımız taraftadır!

 

 

Tuhaf bir oyun, hayat!.. Bile bile lades!.. Sürprizler yumağı!.. “Bir varmış bir yokmuş” masalı!

Öleceğini bilerek yaşayan tek varlık, insanoğludur!

***

Şu an gülüyorsunuz, eğleniyorsunuz, okuyorsunuz, yazıyorsunuz, çalışıyorsunuz…

Birkaç dakika sonra bir kaza, bir kalp krizi, can çekişiyorsunuz! 

Hayata ilişkin planlarınızla, programlarınızla, projelerinizle ve yaşayamadıklarınızla çekip gidiyorsunuz dünyadan. Geriye sadece hatıralar kalıyor…

“Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar...

“Dolanıp kalayım bir an, boynunuza hatıralar,

“Ah bu ömür tükenecek yolunuza hatıralar...”

Galiba “hatıra” biriktirmekten (geçmişte yaşamaktan) günü yaşamaya vakit kalmıyor. Ecele de hep hazırlıksız yakalanıyoruz! Arkamız sıra başlıyor yakınmalar:

“Çok gençti...”

“Hayat doluydu...”

“Zamansız öldü!”

Hangi zaman “ölüm zamanı”dır: Hangi yıl, hangi ay, hangi gün, hangi saat?.. 

Her gün “ölüm günü”, her zaman “ölüm zamanı” değil mi?

***

Başaracaktı, kazanacaktı, “büyük adam” olacaktı...

Ölmeseydi tabii! Hiçbir şey olamadan öldü! Yahut çok şey oldu, ama öldü!

***

Çoğumuz yarınları düşünerek, yarınlar için sürekli üzülerek, çekişerek, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyor, bu yüzden de hiç yaşamadan ölüyoruz!

***

Ne zaman trafik kazası haberi okusam, gözlerimin önüne yol kenarına uzatılmış ve üstü gazete kâğıdıyla örtülmüş cesetler gelir...

Düşünürüm ki, evlerinden çıkarken onların da planları, programları, projeleri, hedefleri, hayalleri vardı...

Artık hiçbiri yoktur! Öyleyse “tek gerçek” ölüm mü? Birkaç saniye içinde “hayat”tan “ölüm”e geçip “insan”dan “ceset”e dönüşmek ne dramatik bir olay.

***

Önüne kamyon çıkınca, direksiyonu hızla sağa kırdı... Kamyon arkadaki otomobile vurdu, ama ne kamyondakilere, ne de otomobildekilere bir şey olmadı, fakat direksiyonu aniden sağa kıran sürücü, bariyerlere tosladı, bariyerlerden biri yüreğine girdi...

Yani tehlike bazen kaçtığımız taraftadır! 

***

Hayır, içinizi karartmak için yazmıyorum bunları, sadece kafama takıldı: En olmadık zamanda ölüyorsak, hayata ilişkin planlarımız ne işe yarıyor?..

Neden asıp kesiyor, kırıp döküyor, itip kakıyoruz?

***

 En umulmadık vakitte düdük ötüyor, süre bitiyor, perde kapanıyor!

Sahneden alkışlar eşliğinde inmek de var, “yuh” sesleri arasında sahneyi terk etmek de…

Malum: Nasıl yaşıyorsak öyle ölüyoruz! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp