Tebriz’de son raunt

Tebriz’de son raunt

Tebriz üçlü zirvesi yerine Türkiye’de Türkiye’ye ilaveten Rusya, Almanya ve Fransa’nın katılımıyla dörtlü bir zirve yapılacaktı ama zeminin müsait olmadığı söylendi ve askıya alındı. Bunun nedenlerinden birisi Rusya’nın İstanbul zirvesine

Tebriz’de son raunt

 

Tebriz üçlü zirvesi yerine Türkiye’de Türkiye’ye ilaveten Rusya, Almanya ve Fransa’nın katılımıyla dörtlü bir zirve yapılacaktı ama zeminin müsait olmadığı söylendi ve askıya alındı. Bunun nedenlerinden birisi Rusya’nın İstanbul zirvesine Almanya ve Fransa’yı yanına çekerek ABD’yi yalnızlaştırma ve rol çalma çabasıydı. Putin, Avrupalıları oldubitti ile Suriye’nin yeniden imarına katılımını sağlamak istiyor. İstanbul Zirvesi yerine aynı tarihte Astana sürecinin son raundu Tebriz şehrinde yapılacak. Astana gibi Tebriz de bizim şehirlerimizden ve atalar yurdu. İstanbul aşığı Şehriyar’ın ve bahtsız soydaşlarımızın şehri. Üçlü zirve burada yapılacak. Bununla birlikte üçlü zirve öncesi İdlip’e yönelik Rus hava taarruzu kötü bir başlangıç oldu ve adeta Tebriz toplantısının ehemmiyetini sildi süpürdü. Sonuçları önceden belli hale geldi. Dolayasıyla Tebriz zirvesi post-mortem bir toplantı olacak! Neden? Cevabı çok basit. Putin ikinci bir ihtimali yani müzakere sürecini ortadan kaldırmak istiyor. Doğrudan sonuca varmak istiyor. Acelesi var. İdlip ve civarına yönelik hava saldırısı bir kararlılık gösterisi. Lavrov da sabırlarının sonsuz olmadığını ve sonsuza dek sabredemeyeceklerini söyledi. Neymiş, Heyetü Tahrir eş Şam veya eski ismiyle Nusra Cephesi huzurlarını bozuyor ve Esat güçlerine ve Rus üslerini saldırılarıyla taciz ediyormuş! Halbuki Putin içten pazarlıklı idi ve Astana toplantılarının ruhunu temsil eden gerilimi azaltma bölgeleri projesi, bu bölgeleri yutmadan önce etkisizleştirme planıydı. Putin içten pazarlıkla birlikte bunu gizledi. Rusya için gerilimi azaltma bölgeleri taktik bir projeydi şimdi ihtiyaç kalmadığına inanıyorlar. Önceki duvarları yıktılar son duvara gelip çattılar. Önce İdlip’e; ‘Suriye’nin Kandahar’ı imajı yakıştırarak kimliğini operasyona açık hale getirdiler. BM temsilcisi Staffan de Mistura, Nusra Cephesini kastederek buradaki sorunun birkaç milyon sivilin içinde yaşayan 10 bin kişilik terörist unsurların olduğunu söylemiştir. Şam rejiminin de elinin tetikte olduğunu ve 10 Eylül tarihiyle birlikte verdiği son mühletin dolacağını ve karadan taarruza geçeceğini belirtmiştir. Sanki Staffan de Mistura da selefleri gibi süreç içinde Esat’ın BM sözcüsü haline gelmiştir.

Demek ki sonuç, Tebriz zirvesinden önce kararlaştırılmış. Bu durumda toplanmanın bir anlamı kalmamıştır. Ruslar rejimle birlikte vurmayı önceden kararlaştırmış iseler bu takdirde Tebriz’de toplananlar sadece noter görevi görecekler. Tebriz zirvesi sonrasında gerçekten de İdlip’e yönelik olarak bir askeri operasyon yürütülecek olursa bu Astana sürecinin misyonunun tamamlandığı anlamına gelecektir. Astana ruhu sona ermiş olacaktır. Zira Astana’ya ruh veren unsur gerilimi azaltma bölgeleriydi. İdlip’in de rejimin eline geçmesiyle birlikte Suriye’deki bütün gerilim bölgeleri susturulmuş olacak! Dera, Doğu Guta gibi bölgeler önceden İdlip’in kaderini paylaşmışlardı. Aynı senaryoyu İdlip’te de uygulamaya hazırlanıyorlar. Ankara, Rus-Türkiye mutabakatına güvenerek esasında İdlip’in kaderinin Doğu Halep ve Doğu Guta ve Dera’dan farklı çizilebileceğini umuyordu. Bununla birlikte diğer bölgelerin susturulması rejime ve patronu Rusya’ya elini çabuk tutması için cesaret verdi. Bu itibarla rejim ve arkasındaki Rusya İdlip’in geri alınmasına son fırça darbesi veya rötuş olarak bakıyorlar. Bununla birlikte Amerikalılar ve Batılılar da tetikte bekliyorlar. Elbette Suriye halkı için değil kendi payları için.

İdlip’te kimyasal bir saldırı olursa rejime karşılık vereceklerini söylüyorlar. Rusya bunun bir komplo olduğu tezini işliyor. Aksine rejimin kara kutusu, onun yüzlerce defa yasak silah ve kimyasal silah kullandığını doğruluyor. Obama dönemi Dışişleri Bakanı John Kery bile Esat’ın kimyasal silahlar konusundaki yalanlarından ve teflon yüzünden (kızarmaz) epeyce etkilenmiş. Ruslarda ise timsah derisi var. Suriye’de yalanlar yüzünden sürekli deja vu hadisesi yaşanıyor. İnsan ‘daha önce biz bu manzarayla Doğu Guta’da ve sair yerlerde karşılaşmıştık’ zehabına kapılıyor. Bir yazımda temas ettiğim gibi, rejim ve Rusya Suriye’de önleyici yalanlar kullanıyor. Gerçekleri ve ötesinde suçlarını sürekli olarak yalanlarla kapatıyor. Zira uluslararası camia, muvazaalı hatta işbirlikçi sıfatıyla olayları, saldırıları takip etse de ses çıkarmıyor! Ruslarla birlikte Suriye rejimi yakın geçmişte Nusra Cephesinin Doğu Guta’da da kimyasal silah kullanıp bunu rejimin üzerine yıkacağını, böylece dünya kamuoyunda infial meydana getireceğini iddia etmişti (http://www.fikriyat.com/yazarlar/mustafa-ozcan/2018/02/26/gutada-onleyici-yalanlar). Şimdi de aynı senaryoyu İdlip’te işletiyorlar! Suriye’de tarih ile yalanlar tekrar ediyor.

İdlip’i ele geçirmek için Putin’i motive eden birçok neden var. Bunlardan birisi Suriye’ye yönelik askeri müdahalesinden üç yıl sonra (2015-2018), Bush’un 5 Haziran 2003 yılında Irak’ta yaptığı gibi ‘misyon tamamlandı/Mission Accomplished’ diyebilmek! Putin’in en büyük muharrik ve dürtülerinden birisi budur. Sonra savaşın ikinci aşamasına geçmek. Göstermelik de olsa rejimin istikrar kazandığı havasını yayıp bazı mültecileri geri çekebilmek. Bunun için istikrar, güvenlik şart olduğu gibi aynı zamanda insanlara geri dönebilmeleri için barınacakları yerin de temin edilmesi gerekir. Bunun için imara ağırlık vermek gerekiyor. Bu yönüyle İran hazırda bekliyor ama imar faaliyetlerini finanse edecek güçten yoksun. Çaptan düştü. Avrupa Birliği ile ABD’nin şartı ise bir oldubitti ile değil de onun ötesinde somut siyasi bir mutabakat veya çözümle yeni döneme adım atmak. Rejim ise zaten buna hazır olsa, yanaşsaydı zaten savaş başlamadan sona ererdi. Bununla birlikte siyasi istikrar için ekonomik istikrar, savaşın bitirdiği Suriye’ye yatırım çekmek şart. Aksi takdirde, yeni buhranlar, gaileler kapıda. Rusya’nın bunun için bir çaresi yok. Avrupalılar ve ABD imtina ettikçe imar faaliyetlerinin başlaması mümkün değil. Elbette Çin’in parası var isterse Suriye’nin yeniden imarına katkıda bulunabilir, finanse edebilir. Lakin önünü görmediği ve ticaret savaşlarının cirit attığı bir atmosferde bunu yapar mı? Bunun için ‘zafer’ çok kırılgan her an ilk kareye dönmek mümkün.

Elbette buna mukabil Putin’in yedekleri var. Rusya Suriye’de rejimle birlikte muhalefeti de dizayn etti. Bu itibarla çakma bir muhalefet rejimin meşruiyetini konsolide etmek için devreye girebilir. Onlara bazı göstermelik postlar verilebilir. Sözgelimi, Kadri Cemil hatta Suudi Arabistan destekli Ahmet Cerbe gibiler bu ara devrede görev alabilirler. Bu da güveni geri kazanmaya yetmezse Putin Esat’a alternatif olarak gördüğü Süheyl Hasan’ı bir saray darbesiyle Suriye’nin başına getirebilir. Böylece sadece Kandahar senaryosu değil Afganistan bağlantılı ‘Babrak Karmal senaryosu’ da devreye girebilir, işlerlik kazanabilir.

Bu senaryo gerçekleşirse bu önce Rusya’nın Suriye’deki varlığını pekiştirse bile ardından Afganistan’daki gibi yıpranma sürecine sokar.

Putin İdlip’te gerilimi düşürme adına gerilimi tırmandırıyor. Bahanesi de hazır. Nusra Cephesi. Aslında bu Rusların Amerikalılardan tevarüs ettikleri bir taktik. Terör iddiaları üzerinden siyasi coğrafyayı şekillendirmek. Bu itibarla Ahmet Hevas isimli yazar Suriye’de İran-Rus ittifakının Amerikalıların açtığı çığırda ilerlediğini ve hatta bir aracı olduğunu ifade ediyor.

Geçenlerde Firas Talas gibi soluğu Paris’te alan muhalifi isimlerden Riyad Türk Al Quds El Arabi gazetesine mühim ifşaatta bulundu. Buna göre Suriye’de şimdi öncelik ülkeyi rejimden ziyade dış işgalcilerden kurtarmak. Rejim Suriye’yi dış işgalcilerin peyki haline getirmiştir. Bugün Suriye’nin İsrail işgali altındaki Filistin’den hiçbir farkı yoktur. Filistin Mahmut Abbas gibiler sayesinde Bandustan haline gelirken Suriye’deki rejim de İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Fransa’daki Nazi işbirlikçisi Vichy rejimine benzemiştir. 2011 yılında olmalıdır Şam’da ünlü muhalif isimlerden Riyad Seyf’in evinde muhaliflerle bir araya gelen, toplanan Amerikan Büyükelçisi Richard Ford Suriye’de halk hareketinin yönünü ve sınırlarını tayin eden mühim mesajlar vermiştir. Buna göre rejimin değişmesi söz konusu olmayacaktır. Obama başkan olduğu sürece bunu temine çalışmıştır. Kerry de hatıratında bunu teyit etmektedir. İkinci olarak, azınlıklara ilişilmeyecektir hele ki Nuseyrilere, asla! Onlar Batılıların ve Rusların gözdeleri. Bütün azınlık severlerin baş tacı! Baştan beri ABD eylemsizliğini (inaction) Rusya ile Çin’in vetolarının arkasına saklanarak perdelemiştir. Muhaliflerin nitelikli silahlara ulaşmasını engellemiş ve sürekli olarak meşruiyetlerini törpülemek için terör meselesini gündeme getirmiştir. Terör iddialarıyla onları kafeslemiştir. Daha ilk başlarda Nusra Cephesini terör yaftası ile etiketleyerek muhalifler arasında bölünmeyi temin etmiştir. Elbette Nusra Cephesi ihlalleriyle biliniyor ve sütten çıkmış ak kaşık değil. Lakin üzerinden siyasi mühendislik yapılmıştır. Terör yaftası üzerinden muhalefeti dizayn etmek istemiş bu da muhalifler arasında kanamaya ve parçalanmaya neden olmuştur. Muhaliflerin gücünü kırdığı oranda siyasi amaçlarına ulaşmalarını engellemiş ve bu yöndeki taleplerinin çıtasını asgari seviyeye düşürmüştür.

Baba Esat’tan sonra oğul Beşşar Esat’a, ‘hattı Hama’dan sath-ı Hama’ya geçme müsaadesi verilmiştir. Ahmet Muvaffak Zeydan’ın deyimiyle halk gösterileri sırasında Esat’ın meşruiyetini sorgulayanlar bir milyon kişiyi öldürdükten sonra ona hiçbir şey olmamış gibi hatta reis gibi davranıyorlar! Bunu, oyalayarak, vakit kazandırarak ve eski acıları yenileriyle küllendirerek ve halkın hafızasını sıfırlayarak başardılar. Kaypak dünya düzeni kaypak Esat’ı böyle ayakta tuttu! Bu iş büyük bir mühendislik ürünü. Bu mühendisliği Amerikalılardan öğrenen Ruslar uyguluyor. Nusra Cephesini bahane eden Ruslar İdlip’te Grozni modelini uygulamak isterler. Belki bunu tepkileri dindirmek için zamana yayarak yapacaklar.

ABD’nin derdi petrol bölgeleri ve Kürtler. Fırat’ın doğu kısmında her ikisi de var. Rusya, İran ve Suriye ile birlikte Irak’ta ayak basacak yer ararken ABD de Kürtler sayesinde Suriye’deki petrol havzalarına onmak, tünemek istiyor. Petrol akbabası! İşbirlikçilere de patron mu yok!

Kimi Amerikan raporlarına göre, 2019 yılında Suriye’de yeni bir savaş patlayabilir ve ayrıca bunun bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali de var.

Tebriz’de raunt bitse de, Ortadoğu’da yeni rauntlar başlıyor.

Burada hep Rusları ve Rusya’yı konuştuk! Ya İdlip halkı ve burasını savunan serdengeçtiler! İdlip ahvalini yakından takip edenlere göre bu defa muhalif güçler şehri savunmak için kararlı ve hazırlıklılar. Son damlalarına kadar şehri ve geleceklerini savunacaklar. Aksi taktirde, Suriye tamamen yeniden Esat’ın ve patronlarının eline düşecek. Rusya’nın başına buyruk davranmasından sonra Türkiye artık şehirdeki muhaliflere baskı yapmamalı. Bildikleri gibi şehirlerini savunmalılar. Kendi aralarında eski yaralarını sarmalılar ve birbirlerine düşmekten uzak durmalılar. Yekpare olabilirlerse makus talihi yenebilirler. Suriye halkı kendilerinden İdlip’te destan yazmalarını bekliyor. Bu mazlumların rüyasını gerçekleştirmektir.

İdlip’te hesap döner mi, burası yeni bir Stalingrad olabilir mi? Önce Allah’a dayanır sonra kendilerine güvenirlerse alınmayacak sonuç yoktur.

 

 

Mustafa Özcan/Fikriyat

Google+ WhatsApp