TEBER-İHA entegrasyonu ve yeni nesil topçu füzesi TRLG-230

TEBER-İHA entegrasyonu ve yeni nesil topçu füzesi TRLG-230


Önce İdlib’de Esad rejiminin saldırılarına karşı kullanılan Türk SİHA’larının Rus yapımı karadan havaya füze ve uçaksavar sistemi Pantsir’lere karşı gösterdiği başarı, ardından bunun Libya’da tekrarlanması dünyanın gözlerini bir kez daha Türkiye’nin gelişmekte olan savunma sanayiine çevirdi.

Yunan televizyonları gibi çeşitli Avrupa kanallarında bu konuyu işleyen yayınlara rastlama oranı artarken özellikle savunma alanına odaklı yayın organlarında okuduklarımız çarpıcıydı. Türkiye’nin insansız hava uçakları konusunda Orta Doğu’nun süper gücü haline gelmesini vurgulayanlar da oldu, ABD ve İngiltere gibi İHA’ları sık kullanan ve seri şekilde üreten ülkelere artık rakip olduğunu da…

Ankara’nın uzun soluklu bir koşu olarak gördüğü savunma sanayii yatırımları, yükselen yeni tehditlere karşı her geçen gün artarken sonuç veren adımların da sayısı çoğalıyor.

Son olarak geçen hafta Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin (TUSAŞ) tasarımı ve üretimi olan insansız hava aracı Aksungur’un, tam mühimmat kapasitesiyle 20.000 ft’te 28 saat uçuş gerçekleştirdiği bilgisi geldi. Aksungur, altı istasyonunu da doldurarak ilk kez ROKETSAN’ın geliştirdiği 12 adet lazer güdümlü bir akıllı mühimmat sistemi olan MAM-L ile bir günden daha uzun süre havada kalmış oldu.

Bundan bir hafta önce de, 180 km/sa hızda seyredebilen, 750 kg’a varan faydalı yükle 25 bin ft’e, 150 kg yük ile 35 bin ft’e kadar çıkan Aksungur’a, F-16’lardan atılan MK-82 ve MK-82 genel maksat bombalarının vuruş kabiliyetinin artırılması amacıyla TEBER Lazer Güdüm Kiti entegrasyon testlerinin başarıyla tamamlandığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir tarafından Twitter’da paylaşılmıştı.

F-16 savaş uçaklarına entegrasyon ve sertifikasyonu 2018’de gerçekleşen ROKETSAN’ın ürettiği TEBER’in Aksungur ile BAYKAR Savunma’nın geliştirdiği ve ürettiği Akıncı TİHA’larında performans göstereceği belirtiliyor. Böylece, daha önce savaş uçaklarına özgü ve onlarla sınırlı olan mühimmatların kullanımı artık SİHA’larla da gerçekleştirilebilecek ve TEBER Lazer Güdüm Kiti ile, MK-81 ve MK-82 genel maksat bombaları akıllı hale gelecek. Şu ana kadar Bayraktar ve ANKA İHA’lardan atılan MAM-L ve MAM-C mini akıllı mühimmatları bu görevleri yerine getiriyordu; şimdi özetle, daha büyük İHA’lardan daha büyük mühimmatlar atılarak hava operasyonlarda yeni bir konsepte geçilecek denilebilir.

Başka bir gelişme daha var. Geçtiğimiz günlerde ROKETSAN üretimi olan TRG-230 füze sistemine lazer arayıcı başlık entegrasyonunun sağlanmasıyla yeni nesil topçu füzesi TRLG-230’un test atışları gerçekleştirildi. Testte Bayraktar TB2 SİHA’nın lazer işaretlenen hedef, lazer güdümlü 230 mm füze sistemi ile vuruldu. Bu gelişme ile, entegrasyon ile İHA ve SiHA’ların işaretlediği hedefleri, TRLG-230 sistemi 70 kilometreye varan menzili ve 200 kg’dan fazla mühimmat ile yüksek hassasiyetle karadan vurabilecek.

Bu ilerlemeler uzmanlara göre Türk SİHA’ların fiilen birer savaş uçağına dönüşmesi anlamına geliyor (kullanım alanı TRLG-230’da menzille sınırlı olsa bile). Böylelikle, mühimmatların hem ağırlıkları hem de hedefi vurabilme kapasiteleri artırılarak caydırıcılık gücünde önemli bir artış ve güçlenme, hava gücüne büyük bir katkı sağlanıyor. Türk İHA’larının havada kalış süreleri düşünüldüğünde TRLG-230 ile veri akışı sağlayan ya da TEBER-82 yüklü İHA’lar düşman unsurlar için büyük bir tehdit anlamına gelecek.

Yerli ve milli mühimmatlar yerli ve milli unsurlarla kullanılıyor

Bu gelişmeleri dikkatle izlerken gözden kaçırmamamız gereken bir başka husus, yerli ve milli mühimmatların yerli ve milli unsurlarla kullanılıyor olması. Bu maddi ama aynı zamanda manevi açıdan büyük bir kazanım. Türkiye’nin savunma alanında kendi kendine yeterlik oranı, 15 yıl önce %20 iken bugün %70’lere çıktı; bununla da kalmayıp yeni teknolojiler geliştiriyor olmamız başlı başına caydırıcılık getiriyor.

Elbette daha gidecek çok yolumuz var ancak Türkiye’nin bugün vardığı kolay ulaşmadığını, pek çok dönüm noktasından geçtiğini belirtmek gerekir. Örneğin, 2004 Mayıs ayında gerçekleştirilen Savunma Sanayii İcra Kurulu’nda (SSİK) o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahalesi, tarihi bir öneme sahip. Başkanlık yaptığı ilk SSİK toplantısı olan bu tarihte, Cumhurbaşkanı Erdoğan yabancı “insansız hava araçları, taarruz taktik keşif helikopteri ve modern tank” projelerinin iptali ve “milli imkanların azami kullanımı ve yurtiçi üretim ve özgün tasarımı” esas alan yeni tedarik modellerinin oluşturulması talimatını verdi. TSK ihtiyaçlarının bu çerçevede karşılanmasına yönelik bu tarihi karar sayesinde Milli Gemi projesi MİLGEM hayata geçirilebildi; ATAK Helikopterleri ve Altay Tankı gibi projeler başlatılabildi. 2010 ve hatta 2014’e kadar pek çok kritik proje bu adım sayesinde hayata geçirilebildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki yeni tehditler ve ülke içinde artan tehlikeleri de göz önünde bulundurarak 2014’ten itibaren çok daha yoğun ve güçlü bir şekilde konuya odaklanmaya başladı.

Bu bağlamda, 17/25 Aralık kalkışması sonrasında, emniyet ve yargı içindeki atamalar dışında ilk üst düzey yeni atamanın o dönem Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nda (SSM) olduğunu, Prof. Dr. İsmail Demir’in Nisan 2014’te SSM müsteşarı olarak atandığını belirtelim. Türkiye bu tarihten sonra iki kritik dönüm noktasından geçti: 15 Temmuz darbe girişimi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş. Bu süreçte, daha önce Milli Savunma Bakanlığı altında bir müsteşarlık olan SSM, Aralık 2017’de doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle beraber SSM, 15 Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı olarak yeniden yapılandırıldı.

Bu değişimlere bağlı dönüşümü istatistiklerle açıklamak gerekirse, 2002 yılında yalnızca 66 savunma projesi yürütülmekte iken, bugün bu sayı 10 katın üzerinde artarak 700’e yaklaştı. Ayrıca 2015-2020 arasında 350’ye yakın yeni proje başlatıldı. Dört yıl önce iki Türk firmasının olduğu dünyanın en büyük savunma şirketleri listesinde bugün yedi firmamız var. Türkiye bu bağlamda dünyanın savunma sanayii ihracatçı ülkeleri listelerinde de hızla yükselmeyi sürdürüyor (2019 yılı verilerine göre 14. sıradayız).

Savunma sanayii açısından bir zamanlar NATO müttefiklerine, özellikle ABD ve Almanya’ya bağımlı olan Türkiye, bölgesel güç olmanın yolunun caydırıcı askeri güçten geçtiğini, bağımsız bir askeri güç olmadan tam bağımsız bir ülke olunamayacağını biliyor. Yukarıda da belirttiğim gibi, önümüzde yürünecek uzun bir yol var ve Ankara bunu biliyor; ama buraya kadar gelmemiz verilen emek, dökülen ter sayesinde ve çok sayıda engellemeye rağmen oldu, bunun da altını çizmek gerekiyor.

Google+ WhatsApp