“Tarihin yükü”nden sıvışanlar, Son bin yılın mücadelesidir bu,

“Tarihin yükü”nden sıvışanlar, Son bin yılın mücadelesidir bu,


“Tarihin yükü”nden sıvışanlar, Türkiye’yi yalnız mı bıraktınız? * İslam’ı ‘bütün medeniyetlerle savaştırma’ diye yeni bir tez var. * Son bin yılın mücadelesidir bu, bizden başka omuzlayacak yok.

 

 

Bazen tarihin de coğrafyanın da yükünü kaldırmakta zorlanırız. Dinin, vatanın, medeniyetin, kimliğin bir milletin omuzlarına yüklediği sorumluluk çok ağır gelir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bu yük bizi bazen diriltir, güçlendirir, şahlandırır. Bazen ezer, yok olmakla yüz yüze bırakır. Öyle ki, tarih dışına itilmeye ramak kalır. Ama her tükenişten sonra yeniden yükseliriz, güç biriktiririz, yeniden o iddialara sarılırız, genelde de hep o iddianın gücüyle ayağa kalkarız.

Çok zor sınavlarımız olur. Büyük kahramanlarımız, büyük kavgalarımız olur

Çok zor sınavlardan geçeriz, çok ağır bedeller öderiz. Büyük iddialarımız olur, büyük davalarımız, büyük hesaplaşmalarımız. Çok büyük kavgalarımız olur. Kavgaya girmekten kaçınmayız, uzak durmayı sevmeyiz, “bize ne” demeyi hiç bilmeyiz.

Bu yolda büyük kahramanlar çıkarırız, büyük liderler çıkarırız. Onları omuzlarda yükselten toplumsal fedakarlıklar göz yaşartıcıdır. O kahramanlar da, o liderler de, etrafındakiler de, onlara güç ve şevk veren millet de bir ilahi kader yolunda yürür. Her şeyin farkındadır. Asla pes etmezler, asla yenilgiyi içlerine sindirmezler.

Biz tayin etmeyiz. Mücadele kaderdir!

Bunlar çoğu zaman bizim tayin ettiğimiz şeyler değildir. Bir kaderdir. Ondan kaçamayız. Bu amaçla güç biriktiririz, bütün gücümüzü bu alana istifleriz. Ayakta durmaya çalışırız. Kendimizle birlikte coğrafyamızı ayakta tutmaya, gönül bağı kurduğumuz herkesi ayakta tutmaya çalışırız.

Coğrafya, siyasi genetik, tarihsel hafıza, bir kimlik, nesilden nesile, kuşaktan kuşağa geçen bir görev, bir sorumluluk tayin eder bize. Siyasi aklımız, yürüdüğümüz yol budur. Benliğimiz, idrakimiz budur. Kültürel kimliğimiz ve tarihimiz budur. Coğrafya aidiyetimiz budur.

Son bin yılın mirası bu, bizden başka omuzlayacak kimse yok.

İşte bu millet, bu ülke, yüz yıl sonra bir kez daha böyle bir yükü omuzladı. O kader yeniden bizi buldu. O iddia, o sorumluluk, o siyasi genetik yeniden önümüze kondu.

Dünyaya bakıyoruz, coğrafyamıza bakıyoruz, ülkemizi hedef alan saldırılara bakıyoruz. Bu kaderden kaçma lüksümüz olmadığını görüyoruz. Yüzyıllarca Batı’da Doğu’da, Güney’de el üstünde tuttuğumuz ne varsa bir kez daha bize ait bir kimlik ve sorumluluk olarak, bizim için bir kadere dönüştüğünü görüyoruz.

Türkiye böyle bir yükün, sorumluluğun, şanlı bir görevin mücadelesini veriyor. Kendi içinde, bölgesinde, dünyanın her köşesinde aslında aynı yerde duruyor, aynı yerden konuşuyor, aynı yerden bakıyor. Coğrafyamızdaki son bin yılın mirasını bizden başka omuzlayacak kimse yok. Bin yıldır olmadığı gibi yine yok, yine olmayacak.

“İslam’ın kanlı sınırları” ve içeriden işgalciler…

On beş yıldır Türkiye içinde yüzleştiğimiz saldırılar, güçlendikçe Batı ile yaşadığımız yol ayırımı ve hesaplaşmalar, kendimize geldikçe coğrafyamızdaki “yabancı”ların karşımıza dikilmesi, dirildikçe “içeriden işgalciler”in farklı farklı formatlarla yeniden ve yeniden örgütlenmesi bundandır.

Yirminci yüzyılda “İslam’ın Kanlı sınırları” var diyorlardı. Keşmir’di, Filistin’di, Doğu Türkistan’dı, Doğu Afrika’ydı ve böyle bir çok çatışma alanıydı. Müslüman coğrafyanın dış sınır çizgisi çatışmalarla örülüydü.

“Savaşı İslam’ın kalbine taşıyacağız, İslam kendi içinde çatışacak” dediler. Büyük oranda başardılar da. Dış işgallerle, saldırılarla biçimlendirilmiş etnik çatışmalara, mezhep kavgalarına, dar iktidar savaşlarına sürüklediler.

“İslam bütün medeniyetlerle çatışma halinde” tezi işleniyor.

Şimdi başka bir şey deniyorlar. İslam’ı ve Müslüman coğrafyayı çepeçevre bir düşman duvarıyla kuşatmaya, Müslümanları bütün medeniyetlerle çatışma haline sokmaya çalışıyorlar.

Batı’nın yüzlerce yıllık savaşını dünya geneline yayıyorlar. İsrail’in varoluş hesaplaşmasını dünyaya yayıyorlar. İslam’a karşı Budist dünyayı, Hindu dünyasını da harekete geçiriyorlar.

“İslam kendi içinde savaşacak” tezinden sonra “İslam bütün medeniyetlerle çatışma halinde” tezini işliyorlar. Batı’dan, Güney’den ve Doğu’dan kuşatma, çevreleme harekatı bu. İnsanlığın zihinlerinde “ortak düşman” inşa etme projesi bu.

Böyle bir dünyada dik duran tek güç Türkiye!

Çok büyük bir tehditle karşı karşıyayız. Adım adım, etrafımızda kalın duvarlar örüyorlar. Müslümanları küresel bir tehdit ilan etme, insanlığın ortak sorunu haline dönüştürme yolunda adım adım ilerliyorlar.

Böyle giderse Çin’le, Hindistan’la Müslüman dünya arasında ciddi çatışma alanları oluşturacaklar. İşte o zaman Batı’nın Müslüman dünyaya ve tabi Türkiye’ye saldırıları çok daha ağır hale gelecek.

İşte Türkiye böyle bir dünyada dik duran, güç biriktiren, olağanüstü direnç gösteren, istikamet tayin eden tek ülke. İşte tarihin, coğrafyanın üzerimize yüklediği sorumluluk bu. İşte o büyük mücadele dediğimiz, tarihsel hesaplaşma dediğimiz şey bu. İşte asla kaçamayacağımız kader bu.

Tarihin yükünden sıvışanlar, bu ülkeyi yalnız bırakanlar..

Hal bu iken; tarihin yükünden, coğrafyanın sorumluluğundan, bu siyasi genetikten sıvışmak isteyenler olması normaldir. Mücadeleden yorulanların, zorlananların, bedel ödemek istemeyenlerin olması normaldir. Ama bütün bunları başka başka kılıflar altında gizlemeleri, başka ajandalara savrulmaları, başka hesaplaşmalara girmeleri normal değildir. Bu dehşet verici bir siyasi körlüktür. Yüzyıllardır verilen mücadeleden kaçmaktır. Türkiye’yi yalnız bırakmaktır.

Küçük çıkar hesaplarıyla, iktidar hesaplarıyla, dar çevre hesaplarıyla, öfkeyle, küskünlükle, bir takım şikayetlerle yüzyılların mücadelesinden yüz çevirmek, ona karşı gizli gizli tavır almak, örtülü “içeriden” operasyonlara kapı aralamak dehşet verici bir yanılgıdır. Bugünün dünyasını, bölgesini, Türkiye’sini anlamamaktır. Bazıları içinse bilinçli bir ihanettir.

Yüzyıllardır devam ettirilen en büyük mücadele, dava budur..

Bu ülkenin öncüleri, kahramanları, bilinç abideleri, kanaat önderleri, bu vatanın sinir uçlarına kadar yayılmış gizli kahramanları, liderliği ve feraseti bu güce sahiptir, yola devam edecektir. Büyük yürüyüş devam edecek, Türkiye’nin direnişi devam edecektir. Milletimiz ve siyasi kimliğimiz, tarihin, coğrafyanın, kimliğin kendisine yüklediği bu sorumluluktan, bu kaderden asla yüz çevirmeyecektir.

Yüzyıllardır devam ettirdiğimiz en büyük mücadele, dava budur. Kimse başka cümlelerle, başka gerekçelerle, bahanelerle, masumiyet rolleriyle bu gerçeğin üstünü örtemez.

Herkes nerede durduğuna bir kez daha baksın. Herkes davasının ne olduğuna bir kez daha baksın. Herkes “ne kadar Türkiye” olduğuna bir daha baksın.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp