Tarihin ışığında Zeytin Dalı Operasyonu

Tarihin ışığında Zeytin Dalı Operasyonu


Tarihin ışığında Zeytin Dalı Operasyonu

 

 

Kısa süre içinde, sivillere hiçbir zarar vermeden hedefine ulaşan Zeytin Dalı Operasyonu gibi operasyonları sadece büyük devletler yapabilir…

Böyle bir operasyonda başarılı olabilmenin birkaç şartı var:

Son derece iyi bir eğitim…

Yetenekli emir-komuta…

Çelik disiplin…

Etkili istihbarat… 

Havada ve karada modern silahlar…

Mükemmel koordinasyon…

Siyasi kararlılık…

Halk desteği.

Düşünün: Zeytin Dalı Operasyonunda ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) ile TSK (Türk Silâhlı Kuvvetleri) birlikte hareket ettiler.

İki farklı kuvvetin birlikte hareketi esnasında zaman zaman anlaşmazlıklar çıkar. Dil farkı, eğitim farkı ve disiplin açılarından iletişimsizlikler, kopukluklar olur. Olmadı.

Biliyorsunuz ÖSO askerlerinin bir kısmı gönüllülerden oluşuyor. Meslekleri askerlik değil. Bu yüzden Kılıçdaroğlu tarafından yerden yere vurulduklarını (bence o beyanlar çok büyük hata ve talihsizliktir) hatırlarsınız. 

Fakat asla öyle bir sıkıntı çıkmadı. Kimse keyfine göre hareket etmedi. Tamamen TSK komuta kademesinin plânlaması istikametinde savaştılar ve önemli başarılar kazandılar. Fark ettik ki, onlar da iyi eğitimli, disiplinli ve güvenilir askerlerdir. 

Yine fark ettik ki, 15 Temmuz gecesi korkunç bir darbe yiyen TSK’mız, içindeki hainleri ayıklamış, kendini yeniden disipline etmiş ve milletin gönlündeki sağlam yerine dönmüştür. Bu durum millet için, devlet için ve TSK için mutluluktur. 

Tarihte de benzer olaylar var…

Ayaklanan Yeniçeri ve Sipahiler, Sultan Genç Osman’ı katlediyor. Taht henüz 11 yaşını süren Sultan Dördüncü Murad’a kalıyor (1623 – 1640).

Ama hâkimiyet, darbe ile yönetimi ele geçirmiş “Ağa”ların, yani Yeniçeri ve Sipahi Generallerinin elindedir.

Bunlar hem devleti kemirmekte, hem de yasadışı hallerini “meşru” göstermek için, şeyhülislâmdan silâh zoruyla “fetva” almaktadırlar.Tarih bu döneme “Ağalar SaltanatıDönemi diyor. Hiç kuşkusuz, Osmanlı tarihinin en kara kâbuslarından biridir. Bu dönemde her şey başıboş kalmış, her şey tepetaklak olmuş, başta rüşvet olmak üzere her türlü uygunsuzluk almış başını gitmiştir. 

Devlet israf içinde yüzerken, halk ağır vergiler altında bunalıyor, Yeniçeri Ocağıise askerlikten başka her şeyle uğraşıyor.

Herkes, bozulmuşluğun gayyasında çırpınan “Peygamber Ocağı”nı (Asker Ocağı), devlet düzeniyle birlikte yeniden inşa edecek bir irade bekliyor. 

Sultan Dördüncü Murad delikanlılık çağına bu şartlarda giriyor. Sık sık “tebdil”çıkıp İstanbul esnafı ve halkıyla buluşmaya başlıyor. El altından esnafı örgütlüyor. Ve halk istediği kıvama geldiğinde, ilk irade imtihanına giriyor. Teröristleşen askerlerden gelen talebi reddediyor. Saray kuşatılınca da İstanbul halkına haber salıyor: “Gelin devletinize sahip çıkın!”

Halk, silâh olarak kullanılabilecek ne varsa (balta, orak, kılıç, hançer, bıçak, ok) kaptığı gibi Topkapı Sarayı’na koşuyor (Sayın Cumhurbaşkanı’nın talebiyle sokaklara akan halkımız gibi tıpkı). Sarayı kuşatan terörist Yeniçerileri kuşatıyor. Teröristler korkup teslim oluyorlar: Hainler korkak olur!

Padişah isyanın elebaşlarını cezalandırıyor. Diğerlerine Kur’an üzerine el bastırarak “itaat” yemini ettiriyor. Orduyu tekrar eğitiyor ve gidip Bağdat’ı fethediyor (Sultan Dördüncü Murad isimli romanımda bu konu detaylarıyla işleniyor, Nesil Yayınları).

Osmanlı Devleti’ni o günlerde yıkılmaktan kurtaran saik, genç Padişah’ın bu kararlılığı ile halkın devletine sahip çıkma refleksidir. 

Aynı “Devlet Başkanı” tipi ile aynı halkı biz 15 Temmuz gecesi de gördük!

Boşuna “tarih tekerrürdür” demiyorlar. Bazen böyle iyi taraflarıyla da kendini tekrarlar! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp