Tapu töreninin ardından

Tapu töreninin ardından


Tapu töreninin ardından

 

 

Her şekillenme (formasyon) aynı zamanda bir bozulmadır(deformasyon). Diyalektik’in icâbıdır bu. Şekillendiğimiz kadar bozarız da. Meslekî şekillenmelerde bunu çok berrak bir şekilde tâkip edebiliriz. Meselâ öğretmenlere bakalım. Nedense öğretmenlerin hatırı sayılır bir kısmı aldıkları meslekî eğitimin gereklerini sâdece mekteplerle sınırlı tutmazlar. Dışarıya, başka mekânlara ve ilişkilere yansıtmaktan çekinmezler. Toplu taşıma araçlarında, bakkalda, manavda, apartman ilişkilerinde; karşılarında sanki talebeleri varmış gibi davranırlar; hep bir ders veriyor; bir şeyler öğretiyor edâsıyla konuşurlar.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Sâdece öğretmenler mi? Tabiplerde de bunu görmüşümdür. Onlar da karşılarındakileri hep potansiyel “hasta” gibi görme eğilimindedirler. Askerler de geri kalmaz.. Etrafındakileri “nefer” gibi değerlendirmekten alıkoyamazlar kendilerini. Emekli olduktan sonra apartman yöneticiliğine soyunan ve kapıcılara her sabah içtimâ verdirip, yerli yersiz ”mıntıka temizliği” yaptırarak canından bezdiren “sâbık subay” çoktur. Tanıdığım çok sayıda mühendiste gözlediğim “donukluğu”, senelerini “statik” hesaplarla “dinamik” hesapları denkleştirmekle geçirmiş olmalarına yorarım. İnsanı bâzen gülümseten, bâzen de sıkan hayât sahneleridir bunlar.

Trump’ın Golan Tepeleri’ni İsrâil hesâbına geçiren karârını öğrendikten sonra aklıma gelen de buydu. Bir emlâk kralından başka ne beklenir ki? Sanki bir arâzinin tapusunu verir gibi verdi Golan Tepeleri’ni. Basına iftihârla gösterdiği imzâlı kararnâme metninin , Trump’ın zihninde herhangi bir tapudan farkı yoktu. Golan Tepeleri’ni 1967’den beri “tahsisli” olarak kullanan İsrâil, nihâyet düzenlenen bir törenle “tapusuna” kavuşmuş oldu.

Zamanlama olarak bakıldığında ortaya ilginç bir “senkronizasyon” çıkıyor. Arap Birliği ile Avrupa Birliği’nin Kâhire’deki ortak toplantısı bunun en mühim ayaklarından birisini oluşturuyordu. Ama daha dikkât çekici olanı, Rusya ve İsrâil’in bir “ortak izleme komitesi” kurmasıydı. Geçen senenin Mayıs ayında, Rusya’nın Sûriye’ye S 300 ve S 400 sevkiyâtı iki devleti karşı karşıya getirmiş; buna mukâbil Hindistan’daki silâh fuarında İsrâil standında, geliştirilmiş bir SİHA’nın S 330 ve S 400 radarlarını vurmasını konu edinen bir reklâm filmi Rusya’yı kızdırmıştı. Bu gerginlikler, yoğunluk kazanan diplomatik girişimlerle kısa bir zamanda aşıldı. Meselenin Sûriye’deki İran varlığının geriletilmesi ve yok edilmesi noktasında odaklandığı anlaşılıyor. Rusya bir yol ayırımında. Ya İran ile ilişkilerini devâm ettirecek veyâ İsrâil ile işbirliği yaparak İran’ı tasfiye edecek. Rusya ile İsrâil arasında çok boyutlu ve derinlikli ilişkiler olduğu âşikâr. Rus sermâyesinde ciddî bir Yahudi ağırlığı olduğunu biliyoruz. IŞİD’in devre dışı kaldığı bir aşamada Rusya yeni bir açılım yapmak zorunda kalıyor. Nitekim Rus basınında artık İran ile ilişkilerin sürdürülebilir olmaktan çıktığına dâir yazılar yayınlanıyor. Sûriye’de İran destekli güçlerle Rusya destekli güçler arasında çatışmalar yaşanmasına kadar giden bir süreç bu. Rusya bir taraftan İsrâil ile olan ilişkilerini arttırırken, diğer taraftan da İran’ı iknâ etmeye çalışıyor. Esad’ın sürpriz Tahran ziyâretinin amacının bu olduğunu kestirebiliyoruz. Rusya bu işi en kısa zamanda halletmek zorunda. Ortada bir pazarlık olduğu anlaşılıyor. Rusya açısından hayâtî olan Kırım ve Karadeniz hâkimiyetini kesinleştirmek için İsrâil ile işbirliği yapma ihtimâli kuvvetleniyor.

Arttırılan ambargolarla alabildiğine sıkıştırılan İran, belki de beklemediği bir şekilde doğusundaki Belûc teröriyle sıkıştırıldı. Bu sûretle, batısında, Ortadoğu’da zayıflatılmaya çalışılıyor. Bunda da başarılı olunduğu söylenebilir. Uzun bir zamandır İran’dan ses soluk çıkmıyor. Kendi başının derdine düşmüş durumda.

Mühim diğer bir gelişme ise, geçenlerde, Mısır’da İsrâil, Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İtalya ve Ürdün’ün öncülüğünde “Doğu Akdeniz Gaz Forumu”nun kurulmasıydı. Bu sûretle, Doç.Dr Fahri Erenel’in de işâret ettiği gibi, Musul, Kerkük ve Deyrizor üzerinden gelen enerji hattı Doğu Akdeniz ile birleştirmek isteniyor. Bu da PKK varlığını besleyen ve Doğu Akdeniz ile buluşturan yeni bir damar manâsına geliyor.

Son gelişme ise Trump’ın başında Demokles’in Kılıcı gibi duran Mueller Raporu’nun fos çıkması oldu. Trump’ın eli rahatladı. Artık çok daha fütursuz bir siyâsetçi olarak göreceğiz kendisini.. Son tapu töreni bunun ilk işâreti…

Şimdi toparlayalım: Bütün bu gelişmeler ,artık Astana Süreci’nin alabildiğine zayıfladığına işâret ediyor. Rusya devreden yavaş yavaş çıkıyor; Türkiye ve İran ise yalnızlaştırılıyor. İran apaçık hedefte. Türkiye’nin ise bir NATO Devleti olarak “kendine gelmesi” ve kuzu kuzu, “aslî” konumuna geri dönmesi isteniyor. Bunun için çok sayıda senaryo olduğunu düşünüyorum. Bu senaryoların ,Türkiye üzerindeki mâlî operasyonların yoğunlaştırılmasını, askerî olarak onu muhtemel sınır ötesi harekâtlardan alıkoymayı; daha mühimi de Doğu Akdeniz’de silikleştirmeyi esas aldığını öngörebiliriz. Bu çerçevede, yakın zamanda Kıbrıs’ın tahminimizden de fazla “ısınacağını” kestirebiliriz…

”Reelpolitik”in “Machtpolitik”e dönüştüğü zamanları yaşıyoruz. Allah akıl fikir versin…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp