“Taklitçilik” gırtlağımızı geçti, boğuluyoruz!

“Taklitçilik” gırtlağımızı geçti, boğuluyoruz!


“Taklitçilik” gırtlağımızı geçti, boğuluyoruz!

 

 

Sayın Cumhurbaşkanımızın bir konuşmasında kullandığı tek cümle, aradan günler geçmesine rağmen, şuurumda dolanıp duruyor…

Şöyle söylemişti: “Milletler için kültür ve sanat, en az ekonomi ve savunma sanayii kadar önemlidir.”

Tabii bunlar eğitimle kaimdir. Ancak eğitimimiz yüz yıldır uygulanan “Batı taklitçiliği”nden kurtarılamamış, “yerli” ve “milli” zemine bir türlü oturtulamamıştır.

Ders kitaplarımız hâlâ birer faciadır! Yine Sayın Cumhurbaşkanımız, “İngiliz mantığıyla yazılmış ders kitapları okutuyoruz” diyerek bu elim facianın en çarpıcı detayını vermiştir.

Bir gerçek ancak bu kadar açık, yalın ve çarpıcı ifade edilebilirdi. Gelin görün ki, eğitim sistemindeki bu temel arızayı giderecek tek adım atılmış değil. 

Aklı başında herkes biliyor ve kabul ediyor ki, Türkye’nin kültür ve eğitimde âcil “Rönesans”a ihtiyacı var! Bu gerçekleşmezse, korkarım ki yakın gelecekte görkemli hava meydanlarından, teknoloji harikası köprülerden, modern tünellerden, bölünmüş yollardan, yerli İHA’lardan, yerli SİHA’lardan, yerli tanklardan, yerli uçaklardan, yerli roketlerden, yerli bombalardan oluşan “yerli insan”sız bir Türkiye’de yaşayacağız! 

“Taklitçilik” gırtlağımızı geçti, artık boğulmak üzereyiz!

***

İslâmın özü insandır! Bunu çok iyi okuyan Selçuklu-Osmanlı terkibi, teknolojiden önce insana değer vermiş, Şeyh Edebali, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” diyerek, insanı hayatın en merkezine koymuştu.

Osmanlı’yı kısa zaman içinde büyütüp dünya önderi ve örneği yapan sırrın özü işte budur. Buraya iman, irfan, ilim, hikmet ve sanatla ulaşılır. 

Biz bu sırdan uzaklaştık: Batıya uyuptekniği insanın önüne geçirdik. Oysa Batı bu yüzden bocalıyor, çocuklarını uyuşturucuya, eğlenceye, başıboşluğa kaptırıyor. Gitgide çürüyor. Batı’nın çürüdüğü nokta istinat noktamız olabilir, yeniden dirilişimizi oradan başlatabiliriz.

Batı’da diriliş umudu kalmadı, çünkü aile bitti. Bizde ise aile hâlâ en sağlam müessesemiz... 

Aileye destek kurumlar eğitim, kültür ve sanat! Bu alanları bize has, bize ait olarak yeniden inşa etmemiz lâzım: “Doğru insan” yetiştirmenin başka yolu yok.

Geçmişimizde “doğru insan” yetiştiren bir okul vardı: Enderun. Yabancı eğitimcilerin öve öve bitiremediği bu okulun temel amacı yaygın eğitim vermek değil, kitleleri yönetebilme maharetine sahip idareci, dillere destan eserler inşa edecek mimar-mühendis, şair, v.s. yetiştirmekti.

Düşünün ki ABD’de bu konuda, 350-400 civarında yüksek lisans ve doktora çalışması yapılmıştır. Amerikalı ünlü eğitimci Andreas Kazamias “Platon’un ‘İdealindeki okul’ dediği okul budur!” demiş, yurttaşı Lewis Terman (Stanford-Binet isimli zekâ testini dünyaya armağan eden eğitimci), “Öğrencilerin zekâ seviyesini ölçmek için ilk test yönteminin Enderun’da uygulandığını”belirtmiştir.

Dahası var: Meselâ Fransız yazar Brayer “Osmanlı’nın hızlı yükseliş sebeplerinin başında bu mektepler geliyor” diyor.

Amerikalı Eğitimci-Psikolog John Dewey’in, “Çocuğa Göre Eğitim İlkesi” olarak 20. yüzyılın başında dünyaya sunduğu “Çağdaş Eğitim Metodolojisi”nin “Enderun Modeli”nden kopya olduğunu, Enderun sistemini araştıran pek çok Amerikalı uzman söylüyor.

Fransız yazar ve şair M. Baudler, “Türk Milletinin başarılarına şaşmamak lâzım; çünkü onlar elit kadroları nasıl yetiştireceklerini, gençleri nasıl disipline edeceklerini biliyorlar. Bir yandan onları mükemmel insan hâline getirirken, öte yandan kabiliyetlerine göre ödüllendirmeyi de ihmal etmiyorlar” diyerek “Enderun Sistemi”ni tüm Avrupa’ya öneriyor.

Ne dersiniz: Türkiye Cumhuriyeti’ne “doğru insan” yetiştirmek için Enderun bir “model” olabilir mi? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp