Tacizcisi de katili de onlar, dayağı yiyen biz!

Tacizcisi de katili de onlar, dayağı yiyen biz!


Kadın cinayetleri konusunda en çok hedefe oturtulan insanlar kim?

Dindarlar..

Kendi fiilleri için değil. Söylemleri gerekçe gösterilerek, dindar insanlar kötüleniyor.

Gerçeği söyledikleri için mahkum edilmeye çalışılıyorlar..

“Aileyi temel alalım” diyoruz..

Hem dinimiz, hem de Anayasa’daki hükümler, “ailenin temel olduğu”nu zaten belirtiyor..

Ama bunu söylediğimizde, “Hah hah ha.. Hangi çağda yaşıyoruz. İsteyen evlenir, isteyen metres hayatı yaşar” diyorlar..

“Ailelerin korunması için, boşanma aşamasına gelen ailelerde her iki tarafa da hem psikolojik destek, hem ekonomik destek, hem de manevi destek verilsin” diyoruz..

“Hah ha.. Kadın, erkeğin kölesi mi.. İstiyorsa boşanacak. Manevi destek de ne imiş? Arabuluculuk da ne imiş” diyorlar.. Boşanmaları çoğaltmak için insanlar tahrik edilip, evlilik ise ayıp bir kurum gibi gösteriliyor..

Kadın-erkek ilişkilerinde dine dayalı, hatta örfe dayalı hiçbir kavramın hayatta kalmasını istemiyorlar..

İnsan hayatını dizayn ediyorlar..

İslam’ın emirlerini tasfiyeye çalışıyorlar..

Kısmen başarılı oluyorlar..

Başarılı oldukları oranda, toplumda kadın-erkek ilişkilerindeki suçlar artıyor..

Sorumlu olarak, biz gösteriliyoruz..

Şöyle bir liste yaptım..

Kamuoyuna yansıyan ve çok tartışılan olaylar..

Bakın, bu olayların hangisinde, taraflardan birisi dindar?

Hangisinde, dindar bir kişinin tavsiyesi ile suç işlenmiş?

İstanbul Barosu’na kayıtlı, meşhur bir avukat, yanında çalışan stajyer avukata tacizde bulundu. Tutuklandı.. Ne kendisi dindar, ne de dindar birisinin tavsiyesine uyacak bir tip değil. Ama suçlama vahim. Yanındaki stajyer avukata taciz..

Geçtik..

Lüleburgaz özel hastanede başhekimlik yapan A.Ç. isimli doktor, aynı hastanede doktor olan yabancı uyruklu ve sevgilisinden yeni ayrılan V. E.’ye ilaç vererek tecavüz etti.

Burada da başhekimimizin, dindarlıkla bir ilgisi yok. Dindar birisinin tavsiyesine uyacak kişi de değil.. Hastanesinde çalışan hem de bir doktora, ilaç içirerek tecavüzde bulunabiliyor..

Bir ay kadar önce idi.. Tartışıldı, geçti gitti.. Av. Çağrı Çetin, bir başka avukat A.Ş. ile evlilik dışı ilişki yaşadı.. Bayan avukat hamile kalınca, bay avukat metresini terk etti. Hatta gidip, yakın tarihte bir başkası ile de evlendi.. Bu evlilik dışı ilişkiyi yaşayan taraflar, dindar insanlar mı? Hayır..

Doktor beyin yakın tarihte tahliyesi vesilesi ile yeniden gündem oldu ama. Pek yoğun tepki gelmedi.. Bir yıl kadar önce idi..

Ankara’da, anestezi uzmanı Ayşe Karaman, gayri meşru olarak birlikte yaşadıkları doktor Özgür Tarhan’ın evinde ölü bulundu.. Doktor Özgür Tarhan, kadının ölümü sonrasında tutuklandı. “Koronavirüste çalışayım” bahanesi ile 2020 Haziran ayında tahliye oldu.

Bir başka olay..

2 yıl kadar oluyor.

Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Alara Karademir, Anayasa Hukuku hocası Prof. Hasan Atilla Güngör’ün, okul gezisinde kaldığı otel odasında intihar etti. Daha doğrusu, intihar ettiği iddia edildi. İntihar edilen yere baktığınızda, bir duşakabin.. Olsun, otel odası bir profesöre ait olursa, o da Anayasa Hukuku öğretim üyesi olursa.. Duşakabinde, incecik bir çıtaya, insanlar kendisini asabilir.. Öğretim üyesi, tutuklanmadı bile..

Bir yıl kadar oluyor.. Ahmet Kural isimli oyuncu ile Sıla isimli şarkıcı arasındaki metres hayatı içinde yaşanılan tacizler, dayaklar, şiddet olayları..

Örnekleri çoğaltabiliriz..

Gazetelerin magazin sayfalarından, televizyonların magazin programlarından, ana haber bültenlerinden, daha birçok örnek olayı masaya yatırabilirsiniz..

Tüm bu örnekleri dikkate alarak..

Şimdi söyler misiniz..

Bunların hangisinde, suçlu gösterebileceğimiz kişiler; dindar insanlar?

Hangisinde?

Bütün örnekler, “çağdaş hayat” diye bize dayatılan ilişki sisteminin savunucuları ve aktif uygulayıcılarının ekseninde yaşanmış..

Ama suçlananlar kimler?

Dindarlar..

Bir hocaefendinin, şu sözü..

Bir başkasının bu sözü..

Bağlamından koparılıp, hedef tahtasına konuluyor..

Arkasından, vurun dine, vurun örfe, vurun geleneklere..

Sorsak, “Muhittin Köylüoğlu, yanında çalışan stajyer avukatı taciz ettiği iddia edilirken, mahalle camiinin imamından aldığı tavsiye ile mi bu ahlaksızlığı yapmış?”

Kimseden çık yok..

Sorsak..

“Lüleburgaz’daki özel hastanenin başhekimi, bir hocaefendiden fetva mı almış da yanında çalışan kadına ilaç içirerek tecavüz etmiş?”

Kimseden ses yok..

Sorsak:

“Bir bay, bir bayan avukat.. Diyanet İşleri Başkanlığı’na sorarak mı, evlenmeden ilişki yaşadılar? Bu ilişkiden bir çocuk doğunca da erkek, bayanı terk edip, bir başkası ile evlendi?”

Kimseden cevap yok..

“Ankara’daki doktor bey, anestezi uzmanı bayan ile aynı evi kullanırken, bir kanaat önderinden mi ilişkilerinin cevazlığını onaylattı? Dahası, beraber yaşadığı kadına yönelik aşırı ilaç kullanımı iddialarında kendisinin de rolü varsa, bunu bir hocaya mı sorup, onaylattı?”

Kimseden bir izah yok.

Sorsak:

“Kültür Üniversitesi, genç kızlarla, erkek öğretim üyelerinin birlikte olabileceği gezileri organize ederken, aynı otelde kalmalarını sağlarken, gece kız öğrencilerin, öğretmenle üyelerinin odasına gitmelerine imkan tanırken, İlahiyat Fakültelerindeki öğretim üyelerinden mi fetva aldı? Anayasa Hukuku öğretim üyesi, geceyarısı bir kız öğrenciyi kendi odasına alırken, hangi İslam profesöründen caizlik beyanı aldı?”

Kimseden bir karşılık yok..

Ama tüm bu olaylardan sonra. Cinayetlerden sonra.. Ölümlerden sonra ve Gaziantep’teki önceki gün yaşanılan 17 yaşındaki bir genç kızın ölümünden sonra.. CHP ayaklanmış, 81 ilde girişimlerde bulunacaklarmış: “İstanbul Sözleşmesi uygulansın”...

Affedersiniz beyler.

Sorun yukarda saydığım olayların baş faillerine..

Hepsi yekvücut olarak diyecekler ki, “İstanbul Sözleşmesi uygulansın”..

Eee?

Failler istiyor ki, “İstanbul Sözleşmesi uygulansın”..

Mağdurlardan yana tavır alır gibi gözüken CHP istiyor ki, “İstanbul Sözleşmesi uygulansın..”

Bir yandan da dillendiriliyor, “Dinin sosyal hayattaki katkısı sıfırlansın”..

Nasıl bir riyakarlık bu..

Nasıl bir hokkabazlık..

Google+ WhatsApp