SU(UD)ÎKAST'LAR ÜLKESİ

SU(UD)ÎKAST'LAR ÜLKESİ


SU(UD)ÎKAST'LAR ÜLKESİ

 

Haremeyn ve “suikastçı” Suudî haramîlerine dair..!

Mekke,kentlerin anası…

Kâbe-Beyt-i Haram, ilk ev ilk mabed…

İbrahim, İsmail, Hacer, Kurban, Zemzem….

Suudîler,itibar, statü ve ayrıcalığı Kâbe’den, Mekke’den alan ahir zaman bedevîleri….

Ruhlarını “Büyük Şeytan Amerika’ya satmış…

Yarınlarını israil’e ipotek etmiş….

Servetlerini İngiliz’lere rehin vermişharamîler

Hadim-ül Haremeyn’den Hain-ül Haremeyn’e

Bizler her iki kıblesi de işgal altında olan bir ümmetiz. Büyük bir aileyiz. Allah(cc)’ın izniyle her sorunun üstesinden gelebiliriz lakin gayret ve mücadelenin yanında sabra, tahammüle, zamana ve duaya ihtiyacımız var.

Maalesef, müslümanlar olarak inancımıza, kutsalımıza, değerlerimize, coğrafyamıza ve namusumuza herhangi bir saldırı veya suikastin gerçekleştirilmediği sakin bir gün yaşayamıyoruz. Bunu kulluk ve imtihanımızın bir gereği ve tecellisi olarak algılıyoruz.

Bu güne kadar ilâhî-tevhidî-nebevî mirasımıza, aklımıza, hafızamıza, tarihimize, kimlik kodlarımıza, vahdet ve kardeşliğimize yönelik pek çok ihanet, saldırı, suikast gördü, yaşadı ve atlattı bu ümmet.

Haremeyn’in Allah(cc) ve ümmet nezdindeki statüsü, ayrıcalık ve değeri, hak ettiği yere konulup oturtulmadığı için o mübarek mekanlara bağlı olarak gelişen olaylar, ilişkiler ve suudikastlar da gereği gibi yorumlanamıyor.Hal böyle olunca da o haramîler ümmetin mirası üzerinde hoyratça tepinmeye devam ediyorlar.

Ümmetin duyarsızlığı ve yaptırım gücüne ulaşacak özgün kurumlarının bulunmayışı şımarık Suudîlerin pervasızlık ve cesaretlerini artırıyor.

Öncelikle ifade edelim ki, Mekke ve Medine’nin statüsüne Cemal Kaşıkçı olayı-cinayeti özelinde gündeme getirilecek bir konu olarak yaklaşmak, baştan eksiktir ve çapsız düşünmek olur. Aksi halde ümmet ve insanlığın maslahatını ıskalamış, maşeri vicdanları sızlatmış, hakkın şahitliğini de yapmamış oluruz.

“Deveden Cadillac’a, oradan da özel uçağa bir nesil içerisinde geçmiş ve elde ettiği her teknolojik kolaylığı fazla sorgulamadan kullanmaya alışmış Suudî Arabistan vatandaşları için devletin kendilerine sağladığı kolaylıklar devam ettiği sürece siyaset pek önemli olmayacak.” [1]

Kıblemiz, Haccımız, Umremiz, Kurbanlarımız, Peygamberimiz, Mekke’miz, Medine’miz hepsi orada.

Fakat vahye şahit olmuş, doğduğu o yıllardaTevhid dininin bağlılarını bağrına basıp muvahhidlere ev sahipliği yapmış bu coğrafyada Allah(cc)’ınResûlünden, Nebevî mirastan, evrensel varlık mücadelesinden sahici herhangi bir ize rastlamanız adeta mümkün değildir.Sanki siz geçmişle ve değerlerinizle bir bağ kuramayasınız diye ellerinden geleni yapmışlar.Ne görebilir ne de hissedebilirsiniz o evrensel-tarihi şahitliği.

Kaynaklarda, resmi verilerdeher ne kadar ülkenin başkenti Riyad olarak geçmekteyse de Suudîlerin başkenti Washington, kıblesiİsrail, sığınak ve ağababaları İngiltere olarak bilinir. Ve kısaca“Suudî Amerika” olarak anılır.

Arabistan’ın Osmanlı’dan kopuşu ve Olaylar

1. Dünya savaşı sırasında İngilizler (Winston Churchill, Ortadoğu Hükümdarlığı sözü vererek) Şerif Hüseyin’i Osmanlı’ya karşı kışkırttı, bir Arap isyanı başladı, toprakların Osmanlı’nın elinden çıkması sağlandı.

Savaşın Osmanlı Devleti aleyhine sonuçlanmasıyla birlikte 1921 yılında Taif, Mekke, Medine, Cidde ve Hail şehirleri İbniSuud yönetimi altına girdi. 1927 yılında İbniSuud yönetimi ve İngilizler arasında yapılan bir anlaşmayla "Necd ve Hicaz Krallığı" bağımsız bir devlet statüsü kazandı.

ABD ile yakın işbirlikleri, bütün Amerikan yönetimlerinin Suudîlerikendi hayati çıkar alanları içerisinde’ilan etmeleri de onlara uluslararası ilişkiler ve bölge siyasetinde büyük bir rehavet sağladı.Bunlar “Suudî Amerika” olma yolunda önemli adımlar haline geldi.

1982'de Fahdibni Abdülaziz Krallığa geçti. Kardeşleriyle arasındaki saltanat rekabetinde ABD'den çok büyük destek-yardım aldı ve krallığa geçmesinden sonra ülkeyi tamamen ABD güdümüne, rotasına soktu.

1986’da çıkartılan bir genelgeyle kral Fahd, herkesin kendisini “Hadim-ül Haremeyn eş Şerifeyn” - iki kutsal mescidin hizmetkârı-koruyucusu olarak anmasını ve o güne kadar kullanılmakta olan saygı ifade edici bütün sıfatların terk edilmesini istiyordu.

Kur’an’da (3 Al-i İmran 97) ve (5 Maide 97)’de Rabbimiz Harem’in güven ve emniyet mahalli olduğunu, (kişinin emanete alındığını) söylediği halde Beyt’in ziyaretçilerinin başına gelenler anlaşılır gibi değil.

Hayatını Hicaz’da kaybeden Beytullah ziyaretçileriömrünü tamir ve ıslah etmek, Rabbinin davetine icabet etmek için her yıl akın akın Hicaz’a-Arabistan’a gidiyor.Dirilmeye,hayata vahiyle anlam kazandırmaya, kulluklarında mesafe almayaniyetlenerek gidiyorlar.

Fakat ne hazindir ki çok sayıda ziyaretçiSuudîlerin hayatî düzeydeki ihmal ve beceriksizlikleriyle karşılaşıyor, ölümle yüzleşiyor ve nihayet toprakla kucaklaşıyorlar.

‘Hadimül Haremeyn-İki Haremin Hizmetkârı’ünvanına sahipKral ve ekibininihanetleri yüzünden,yüreklerimizi yakarak,elim bir şekilde aramızdan ayrılıyorlar.Yani yaşadıkları coğrafyadan çok uzaklarda 50’şer, 100’er, 1000’er ölüyorlar.

Şükür ki (4 Nisa 10)’de “Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür.” meâlindeki ve benzer ayetlerle yüreklerimiz serinliyor.

Hicaz ziyaretçisiyolcuların hicretlerine ve Rabbimizin ecir/mükafatları veren vaadinesadık oluşuna bağlıyoruz umutlarımızı.

Gelelim Suudîleringünah galerisine

Hicaz’ı ziyaret etmek, Hacc ve Umre ibadetlerini yapmak için son 20 yıl içerisinde, kendi ülkelerinden ayrılıp kutsal topraklara “Allah’ın Evi”nin misafiri olarak gelenlerden, resmi rakamlara göre 3 bin, resmi olmayan bilgilere göre ise en az 15-20 bin civarında hacı adayı hayatını kaybettiler.

1932,  Ülkenin ismi ‘Suudi Arabistan Krallığı’ olarak değiştirildi.

1975,Kral Faysal’ın bir akrabası tarafından öldürülmesi ile Suudîlişme süreci ivme kazanmış, saray’ın halka açık olma uygulaması sekteye uğramış, Hicaz bölgesindeki Cidde’nin yerine Suudî ailesinin köklerinin bulunduğu Necid’in merkezi Riyad’ın başkentleştirilmesi, Suudîleşme sürecini perçinleyen son halka olmuştur.

1979, 15 gün süren Kâbe Baskını… Suudî ve Pakistan askeri birlikleri baskını-kuşatmayı sonlandıramayınca Fransa’dan antiterör birlikleri istendi. Kâbe’ye tonlarca metreküp su pompalandı, zehirli gaz salındı ve elektrik verilerek “Kâbe Kıyamı”nın neferlerinden bazıları etkisiz hale getirildi. Baskında Suudî askerlerle beraber toplamda 250 civarında kişi öldü.

Ülkenin zengin petrol kuyularının bulunduğu doğu bölgelerinde yaşayan, İran’la mezhebi yakınlığı bulunan, 1980’lerde sayıları 500 bin civarında olan şii arapların “Kâbe Baskını” sürecinde ayaklanmaları, batı dünyasıyla birlikte Suudîlerin yüreklerini ağızlarına getirmeye yetmişti.

Sonrasında bölgeyle yakından ilgilenmeye başlamışlar ve bir taraftan bütün dünyada Şiiliğe karşı yazılmış olan kitapların el altından yayımını desteklemiş, diğer taraftan ülke içerisinde açık bir şia karşıtlığından da kaçınmışlar, “Mekke Kanlı Cuması”nı çıkartmaktan İran’ı ve Humeyni’yi açıkça sorumlu tutarlarken, çok sayıda yabancı basın mensubu önünde İran’lıların müslüman olduklarını tekrar tekrar söyleme zorunluluğu duymuşlardı.

1987, Mekke Kanlı Cumasında, ‘Müşriklerden Beraat’ yürüyüşü yapılırken, çoğu İranlı olmak üzere 450 hacı adayı çıka(rtıla)n karışıklıkta öldü. ‘Beraat Yürüyüşleri’ iki ülkenin karşılıklı anlaşma ve izinleriyle birkaç yıldan bu yana yapılmakta ve bölge halkları üzerinde uyandırıcı etki yapmaktaydı.

1990, Yaya tünelinde çıkan izdihamda, 1462 hacı ezilerek öldü.Mina’da şeytan taşlama dönüşünde yaşanan en büyük facia. El Müeysem Tüneli’nde meydana geldi. Tarihe ‘tünel faciası’ olarak geçen olayda, ters yönden gelen hacı adayları tünelegirince ezilerek ve sıkışarak hayatlarını kaybettiler.

1994, Şeytan taşlama sırasında meydana gelen izdihamda 270 hacı ezilerek hayatını kaybetti.

1997, Mina’da hacı adaylarının kaldıkları çadır kampta 70.000 civarında çadırın tutuşmasına sebep olan yangında 343 hacı öldü.Olayda 1.300 kişi yaralandı.

1998, Şeytan taşlamada Cemarat Köprüsü’nde 119 hacı öldü.

2001, Şeytan taşlamada 35 kişi, Cemaat Köprüsü’nde meydana gelen faciada, 40 hacı adayı vefat etti.

2002,Mekke’de Osmanlı yadigârı Ecyad Kalesi otel inşaatı için buldozerlerle yıkıldı. 

2003, Şeytan taşlamada 14 hacı ezilerek hayatını kaybetti.

2004, Şeytan taşlamada facia, 244 hacı adayı öldü.

2006, Şeytan taşlamada Cemarat Köprüsü'nde çıkan izdihamda 367 kişi hayatını kaybetti, 1000 kişi yaralandı.

2011“Arap Baharı” denilen “Arap Karakışı” karışıklıklarında Suudîler, sünni yönetimli, şii nüfuslu Bahreyn’e müdahale ederek ülkedeki olayları bastırdılar.

2015, Kâbe'de vinç devrildi. 107 hacı adayı öldü, 238 kişi yaralandı, Şeytan taşlama sırasında çıkan izdihamda ise ölü sayısı 717, yaralı sayısı 805 kişiydi.

2015,Yemen’deki iç karışıklıklar ve Husi’lerin yönetimi ele geçirmelerinden rahatsızlık duyulmuş ve Suudî’lerin öncülüğünde sözde bir ‘Körfez Koalisyonu’ oluşturulup Yemen’e askeri müdahede bulunulmuştur.

Garip şeyler

‘Suudî Amerika’deyimi…

Ülkenin bir aile, aşiret ismiyle anılıyor olması

Tevhid ve Sadeliğin sembolü Kâbe ve (100 kiloyu bulan) altın işlemeli Kâbe örtüsü

Kâbe’yi gölgeleyipçevreleyen, edep, hayâ, nezaket ve estetikten yoksun inşaat ve binalar

Zemzem Towers’ler, Hilton’lar, gök delenler, kapitalist simgeler

Alış veriş merkezi kılıklı, uluslararası istila/işgal unsuru panayırlar

Hacc, umre için ülkeye gelen ziyaretçilerin başka şehirlere geçişinin yasak oluşu

Harem ve civarındaki kapılara, geçitlere, köprülere beynelminel-genel geçer, ümmetin aklına hitabeden şahıs isimleri yerineSuudî ailesinden Kralların isimlerinin verilmesi….

Özümüze Dair

Rahmet iklimine yolculuk… Tevhidî siyasî Hacc ibadeti… Kulluk aşısı ve mücadele bilinci… İlâhî siyasî yolculuk… Vahye şahit olan/olunan topraklar... Ümmetin yıllık – ömürlük kongresi… Yüreklere ekilen ümmet ve kardeşlik tohumları… Ortadan kalkan ırk, coğrafya, dil vemezhep sınırları… İbrahim, Hacer ve İsmail olmak… Kâbe kıyam evi, emniyet, güven merkezi, emin belde… Hurma ve Zemzem… ilâhî ikram ve mucizeler… Harameyn’in manevi ikliminde arınıp temizlenmek…!

Kısa Kısa

Mekke… Kentlerin anası, İhram…Ahiret giysisi, Telbiye… Buyur, emret Allah’ım, Mikat…Haram ve yasakların başlaması, Hududullah’ın farkına varış, İstilâm… Selâmlama, sözleşme, Allah’la Bey’atleşme, Allah’ın adıyla başlama, Kâbe... Başlangıç noktası, zaman ve mekân bilinci, Tavaf... İç yürüyüş ve yolculuk, Sa’y… Ahiret koşusu, ömür maratonu, Mina… Varlık ve kulluğun idraki, ikinci doğuş, Vedâ Hutbesi… Müşriklerden beraat ve evrensel ilkelerin iradı, Arafat… Mahşerin provası, Müzdelife… Şuur ve bilinç kuşanma, Şeytan Taşlama… Çeldirici, yıldırıcı, aracı ve bağlardan kurtulma, Kurban… Sözden eyleme, adanma ve yaklaşma, Traş... Akidenin ikamesi, eşitliğe atılan adım, ayrıcalıkları terk ediş…!

Kâbe’nin Güvenliği ve Suudîlerin Haramîliği

Suudîler evrensel İslâmî mirasımızı kimlerle ve nasıl kirletip talan ettiler?

Güç yetirebilen ve yol bulabilen müslümanlar Mekke-Medine’ye nasıl gidecek, o yol nereden ve nasıl geçecek?

Mekke ve Medine’de Hz Peygamber’den yadigâr bize ne kaldı?

Rol ve sembollerle kazanılacak olan İbrahimî şuuru gölgeleyen, perdeleyen ve baltalayan Suudîler; “Hadim-ül Haremeyn eş Şerifeyn“ sıfatıyla hangi sembolleri kullanıyor ve hangi rolleri oynuyorlar dersiniz?

Bildiğimiz odur ki, kıblemiz, Haccımız, Umremiz, Kurbanlarımız, Peygamberimiz, Mekke’miz, Medine’miz hepsi orada, Suudîleşen Arabistan’da bulunuyor.

Suudî ailesinin; kendi siyasî çıkar, menfaat ve güvenliklerini Mekke-Medine’nin mahremiyet-kudsiyet ve emniyetinin önünde tuttukları gören gözler için ortadadır. Göremeyenlereyse söylenecek söz hem çok hem de yok sanki.

O yüzden, bu topraklar acilenözgürlüğüne kavuşturulmalıdır. Haremeyn hiç olmazsa bütün bir ümmete-insanlığa hizmet verildiğiHac aylarında olsun uluslararası (bir oluşum-komisyon-irade-heyet tarafından)özel bir statüyle idare edilmelidir. Zor olabilir ama imkânsız değil, mümkündür.

Sadece Mekke-Medine değil bütün bir Arabistan baştanbaşa pırıl pırıl olsa da, hiç kimseye Vehhabilik dayatılmasa, hiçbir şey aksamadan işletiliyor olsa da, vinç, tünel ve şeytan taşlamada şahit olduğumuz önceki gibiihmal vekazalar yaşanmasa da uluslar üstü bir irade ve tasarruf devreye girmelidir.

Aksi halde, dünya emperyalist, siyonist, kapitalist ve teröristlerinin bölgesel-askerî-siyasî çıkar ve politikaları çerçevesine sıkıştırılıp ritüele indirgenmiş, ruhsuz bir hac ve umre ibadetiyle karşılaşmamız çok yakın olabilir. Ya da çoktan bunları yaşamaya başladık ta denilebilir.

O topraklarda bulunan kıblemiz Kâbe, evrensel bir hazine, miras ve insanlığa emanettir. Suudî ailesinin babasının malı değildir. Onların bu mekân ve ibadetler üzerindeki tahakküme varan emanet, hizmet anlayışları ise tüm yaşananlarla orta yerde durmaktadır.

Dolayısıyla tüm bunlar orta yerde dururken, sicili bozuk ve dosyası bir hayli kabarık Suudîlerin, kendi ülke vatandaşları olan gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul Suudî Arabistan Başkonsolosluğu’nda kaybetmelerine hiçte şaşırmamak lazım. Onlar şu halleriyle ümmetin başında tam bir püsküllü bir belâ.

Haremeyn coğrafyasından bahsedilirken mümkünse Hicaz veya Arabistan toprakları denilmelidir. Harem'lerimiz bir aşiret ve sülale ismiyle birlikte anılarak mahremiyet ve ruhaniyeti kirletilmemelidir.

Zaten bu şehirlerin güvenliğinin israilli bir firmaya verilmiş olduğu…Geçmişte orada insanlığa yaşatılan elim-vahim olaylar…ABD, İngiltere, Batı ve İsrail'le içli dışlı, kanka olunması… Askeri, ekonomik, siyasi her türlü dış bağımlılıklar ortadayken…

Allah evinin ziyaretçilerinin Hac ibadetleri için ülkelere göre kotayla, kurayla, sayı ve sınırlamayla on yıllara uzanan bir bekleyiş sonrası ancak gidebildikleri….’’Müşriklerden Beraat’’ ilânı eylemi için Suudîlerin özel bir engel, yasak koyması ayrı bir garabet ve suskunluk örneği olarak gözlerimizin önünde durmaktayken….

Suudî asıllı arap gazeteci Cemal Kaşıkçı olayına sıradan bir ihtiras ve nüfuz cinayeti olarak bakmak bizi yanıltacaktı. Dolayısıyla Suudîlerin arka planına dair bir ufuk çizmeye çalıştık.

Hatırlarsak“’Harameyn’in Emniyet ve Kudsiyeti-Uluslararası Yönetimi’’ konularına yıllar öncesinde Atasoy Müftüoğlu, Kelim Sıddıkî ve İmam Humeyni dikkat çekmiş ve duyarlılık oluşturmak için çeşitli platformlarda gayret sarf etmişlerdi.

Bu çerçevede; temelde Tevbe Suresi 17-18-19’da ifade edilen gerçekleri, sonrasında Bakara Suresi 217, Maide Suresi 2 ve son olarak Fetih Suresi 27. ayetini de müjde ve vaad sadedinde hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Toparlarsak; kâinat sahipsiz değil, bizlerse şu dünyada geçici ve misafiriz. İmanımızı yaşamak, kulluğumuzu yerine getirmek ve müslümanca bir tavır-duruşla mükellefiz.

İtikadî, amelî, ibadî, siyasî tevhidiyle beraberİslâmve Müslümanların bütün olarak pâyimâl edilmesi; emperyalistlerin, batıl ve cahiliyyeninbitip tükenmek bilmeyen ezelî emelleridir.

Rabbimiz bizleri, önce kendi yüreklerimizi ve sonrasında bölgemizi ve tüm yeryüzünü Allah, Kitap, Din ve Peygamber düşmanlarından temizlemeye memur ve muktedir kılsın.

Konumuz ve derdimiz Suudîlerin veya başkalarının suikastleri ve kirli-akçeli geçmişleri değil ümmetin hali ve insanlığın geleceği olmalı.

Bizim bu “ahir zaman bedevîleri”nin lokal veya bölgesel ölçekte çevirdikleri entrika ve dolaplardan çokdaha büyük dertlerimiz ve acilen yerine getirilmesi gereken sorumluluklarımız var.

İşin güzel tarafı yapılacak işler, o işler için gerekli zamandan daha çok. Gözümüzde büyütmeyelim. “Zoru başarırız; imkânsız biraz zamanımızı alır.”

“Gidenler yeryüzü ödevlerini yaparak gittiler. Bizlerse ev ödevlerimizi yapmaktan bile acizleriz.”

Ha gayret..!

Özgür Kudüs ve Özgür Haremeyn’de buluşmak dileğiyle…!

 


[1] Fehmi Koru, Mekke’de Ne Oldu –En Büyük Korku, Sayfa 78

 

islam ve hayat

Google+ WhatsApp