Suriye’nin toprak bütünlüğü hayal mi gerçek mi?

Suriye’nin toprak bütünlüğü hayal mi gerçek mi?


Suriye’nin toprak bütünlüğü hayal mi gerçek mi?

 

 

Dünyanın en uzun ve şiddetli iç savaş yaşayan ülkelerinden biri olma unvanını elinde bulunduran Suriye’deki savaş, artık iç savaş olmanın ötesinde bir hal almak üzere.

ABD’nin, Ortadoğu’daki gücünü kanıtlama, Rusya’nın, Akdeniz’deki varlığını sürdürme, İran’ın, Şii güvenlik hattı hayali, Türkiye’nin ise terör belasından kurtulma adına müdahil olduğu Suriye’de, 5 ülke direkt, 23 ülke dolaylı olarak savaşın içinde yer almış vaziyettedir.

Birçoğu özel ordu mensubu olmak üzere 82 ülkeden binlerce savaşçı da burada yıllardır çatışıyor.

7 yılı geride bırakan savaş, 22 milyon Suriyeliden 13 milyonunu, şehirleri, köyleri, evleri bombalandığı için kendi ülkelerinde mülteci durumuna düşürdü.

7 milyon Suriyeli ise çareyi ülke dışına göç etmekte buldu.

Mültecilerin yüzde 87’si Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’a sığındı.

Şu an dünya genelinde 47 ülkede toplam 7 milyon Suriyeli, mülteci olarak hayata tutunmaya çalışıyor.

Mültecilerin çoğunlukta olduğu ülke ise 4 milyona yaklaşan yüksek bir rakamla Türkiye.

Suriye sınırımızda ise kamplarda yaşayan 800 bin mülteci Türkiye’nin eline bakıyor.

SURİYE’DE İKİ BLOK

Suriye savaşının tarafları arasındaki çatışma ve çekişme ise iki blok halinde olanca gücü ile devam ediyor.

Suriye’de tarafların pozisyonları çok açık… ABD, İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği Batı bloku muhaliflere, Rusya, İran ve Çin’in başını çektiği Doğu bloku ise Esed rejimine destek vermeye devam ediyor.

ABD ve Rusya arasında Suriye kriziyle ilgili yoğun bir diplomatik mücadele yaşanıyorken özellikle Kürtlerin PKK-PYD-YPG’nin geleceği ve İsrail’in güvenliği konusunda ortak bir mutabakat içerisinde olmaları çok ilginç bir durum.

Bu iki konuda ABD ve Rusya asla ciddi bir sorun yaşamamaktadır.

İki ülke de PKK-PYD-YPG’yi terör örgütü olarak görmemeye devam ediyor.

2012’den bu yana PKK-PYD-YPG’nin Suriye topraklarına taşınması, tahkim edilmesi, yerleştirilmesi, askeri ve siyasi mühimmat, örgütlenme desteği karşısında ne İran ne de Rusya’nın ciddi bir engeline muhatap olmaması çok basit bir hadise değildir.

Rusya ve ABD’nin, Kürtlerin hamiliği konusunda gizli bir savaşı var iken İsrail’in güvenliği noktasında gayet açık bir destek ve hassasiyet yarışı içerisinde oldukları gayet aşikâr bir durum.

Washington daha önce birçok kez Esed yönetimine koltuğunu bırakması çağrısında bulundu.

Muhaliflerin çatı örgütü Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu’nu (SMDK) Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanıdı.

Ancak ABD uzun süredir Suriye muhalefetinin içinde radikal grupların güçlenmesinden rahatsız.

Söz konusu grupların özellikle Suriye’nin kuzeyinde etkinliğini artırması üzerine Washington muhaliflere yaptığı “ölümcül olmayan askeri malzeme” yardımını askıya almıştı.

ABD bu gelişmelerin ardından muhalifleri diyaloğa ikna etme çabaları üzerinde yoğunlaştı.

Obama yönetimi, Doğu Guta’da düzenlenen ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği kimyasal saldırının ardından Esed rejimine karşı sadece tonunu sertleştirmişti.

ABD, Suriye’nin kimyasal silahlarının olduğu hedeflere yönelik askeri operasyon düzenleme kararı aldı.

Ancak Rusya’nın devreye girmesiyle iki ülke Suriye’nin kimyasal stokunun ülke dışına çıkarılarak imha edilmesinde anlaştı ve operasyon askıya alındı.

Washington, Suriye krizinin silahla çözülemeyeceği ve tüm tarafların diyaloğa katılmasıyla siyasi çözüme varılması noktasında ısrar ediyor.

ÜLKELERİN SURİYE’YE 

BAKIŞI

İngiltere, Suriye muhalefetini halkın meşru temsilcisi olarak tanıdığını duyurmuştu. Başbakan David Cameron, Suriye muhalefetinin içindeki radikal unsurların yükselişinden rahatsız olduğunu açıkça belirtmişti.

İngiltere, silahların yanlış ellere geçeceği endişesiyle de Suriye krizinin silahla değil diyalog yoluyla çözülmesini savunuyor.

Batılı ülkeler arasında Suriye rejimine karşı en sert tonu kullanan ülke konumunda.

Muhalefeti Suriye halkının meşru temsilcisi olarak ilk tanıyan ülkelerden biri olan Fransa, Mayıs 2013’te AB’nin Suriye’ye yönelik aldığı silah ambargosu kararının mimarlarından.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, uluslararası toplumun insan hakları ihlalleri ve savaş suçları nedeniyle Suriye hükümetine güçlü bir yanıt vermesi gerektiğini savunmuştu.

Fransa, ABD’nin Suriye’ye yönelik askeri operasyon girişimine de destek vereceğini açıklamıştı.

Ülkenin başkenti Paris, sık sık Suriye muhalefetinin toplantılarına ev sahipliği yapıyor.

Batı’yı Esed rejimine karşı harekete geçmemekle suçlayan Suudi Arabistan, Suriye’ye yönelik bir askeri operasyon yapılması gerektiğini savunuyor.

Katar, Suriye krizi konusunda Türkiye’ye yakın bir politika izliyor.

Esed rejimine karşı muhalefete uzun süre ciddi bir destek veren Katar, krizin diyalog yoluyla çözülmesinin hem Suriye hem de bölge açısından daha faydalı olacağını düşünüyor.

Moskova, Suriye krizinin başından bu yana Esed rejiminin yanında yer alıyor.

Suriye’nin en büyük silah tedarikçisi durumunda olan Rusya’nın bu ülke ile yaptığı silah anlaşmalarının değeri dört milyar doları aşmış durumda.

Rusya, Esed’i destekleyerek, ABD’nin Orta Doğu’yu şekillendirme çabalarını engellemek istiyor.

Esed’in koltuğunu koruması, Rusya’nın Akdeniz’deki askeri varlığı açısından sigorta niteliği taşıyor.

Moskova, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahaleye kesinlikle karşı ve Suriye’deki ölümlerden daha çok muhalefet ve isyancılar arasındaki radikal grupları sorumlu tutuyor.

Çin Halk Cumhuriyeti, Suriye’de muhaliflere destek veren Batı bloğuna karşı Rusya ile birlikte Esed’e en fazla diplomatik desteği veren ülke konumunda.

Pekin’in amacı en büyük siyasi rakibi ABD’nin Orta Doğu’yu şekillendirme çabalarını engellemek.

Çin, birçok kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Suriye karşıtı tasarıları veto etti.

Bağdat yönetimi, Suriye’de Esed’in gitmesi halinde tüm Orta Doğu’nun kanlı mezhep savaşlarına sahne olacağını düşünüyor.

Suriye’de yaşanan iç savaş, Lübnan’da son derece hassas durumda olan mezhep gerginliğini daha da artırmış durumda.

Ülkede Esed rejimi yanlıları ve karşıtları arasındaki bölünme gün geçtikçe derinleşiyor.

Hizbullah, muhaliflere karşı Suriye ordusunun yanında savaşırken Lübnanlı bazı Sünni gruplar Esed’e karşı mücadele veriyor.

Lübnan aynı zamanda en fazla Suriyeli mülteciyi barındıran ülke konumunda.

İsrail yönetimi Suriye kriziyle ilgili uluslararası kamuoyu önünde açıklama yapmaktan ısrarla kaçınıyor.

Suriye’de olası bir rejim değişikliğinin ve sonrasında doğabilecek kaosun menfaatlerine ters düşebileceğini düşünen Tel Aviv, krizin daha çok kendi güvenliğine yansımalarıyla ilgileniyor.

DAYTON MODELİ

“Suriye’de Esed ile görüşme zamanı gelmedi mi, Esed güçleniyor” türünden açıklamaları sık sık yapan Ertuğrul Özkök, şimdi de Suriye rejiminin bu savaşı kazandıktan sonra “ulusal kurtuluş savaşı tarihini” yazacağını söylüyor.

Özkök’ün, hangi Suriye’den hangi Esed’den bahsettiğini anlamak mümkün değil.

Bugün ne Suriye kaldı ne Esed…

Suriye’de ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve İsrail’in Kuzey Irak modeli bölgesel Kürt yönetimi hayali, Suriye’yi bu hale getirmiştir.

Suriye’de Türkiye’nin yalnızlığını bu çerçeveden okumamak büyük vebaldir.

İdlib ve Hama halkı iki gündür gösteriler yapıyor. Türkiye İdlib’in güvenliğini sağlasın diye.

1 milyon insanın katledildiği, milyonların ülkesini terk etmek zorunda kaldığı, bütün siyasi ve askeri kararlarında dahi Rusya’nın gölgesinde kalmış bir Suriye’nin, ufukta tek ve son umudu zannımca, Bosna Hersek’e can simidi olarak dayatılan Dayton modeli görülüyor. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp