Suriye’de kurulan satranç tahtasında adım adım zafere doğru…

Suriye’de kurulan satranç tahtasında adım adım zafere doğru…


Suriye’de kurulan satranç tahtasında adım adım zafere doğru…

 

 

Dünya liderler için bir satranç tahtasıdır en nihayetinde. Oyun oynanırken tahtanın tamamı göz önünde bulundurulur. Başlangıç, kazanacak ve kaybedecek olan için nötr bir durumdur. Ama nasıl başlarsa başlasın, her zaman hatırlanacak olan oyunun sonudur.

Oyunu oynayanlar kim olursa olsun sonuç garanti değildir. Sen istediğin kadar şampiyon ol; yüz yıl kere kazansan da iş cepte değildir. Yeni bir oyuncunun cesareti oyunun seyrini değiştirebilir; güç bir durumdan esnek bir manevrayla kurtularak zekice bir saldırıyla karşılık veren genç bir oyuncu, yaşlı bir kurdun oyun planını bozabilir.

Liderlik bir satranç oyunudur. Lakin herkes lider olamaz. Zira herkes zoru başaramaz. Zor herkesin gittiği yoldan kazanılamaz. Fatih’in gemileri karadan yürütmesi, inancın, iradenin, özverinin ve dirayetin temsili olduğu gibi, aynı zamanda norm haline gelmiş sistematiğe de aykırı bir hamledir. 

‘Aykırı' eleştirilir, yıpratılır, günah keçisi olur, hatta deli muamelesi görür; kazandığında ise tarih kitaplarına “çığır açıcı”, “çağ açıp çağ kapatıcı” olarak kaydolur.

Lider, satranç tahtasında, fillere yol açmak için piyonları, veziri kurtarmak için atları cepheye sürebilir; tuzak kurmak için taktiksel olarak geri çekilebilir, dikkat dağıtmak için oyunu başka cepheye taşıyabilir. Aynı durum rakip için de geçerlidir. Oyun boyunca baskıya dayanmak, aldatmacalara kanmayıp tahriklere aldanmamak, kaybediyor gibi olsan da kontrolü yeniden ele almak ve her şeye rağmen oyuna devam etmek hiç de kolay değildir. Sonunda mat olup kaybetmektense şah çekip kazanmak bunu gerektirir.

***

Türkiye uzun zamandır Suriye'de çok uluslu bir ittifaka karşı satranç masasında... İç meselemizmiş gibi görünen pek çok konu da Suriye'yle, bölgesel dizaynla ve kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeniyle ilgili aslında…

FETÖ'nün savcıları tarafından tezgahlanan 7 Şubat 2012 MİT krizini hatırlayın. O tarihte Türkiye’ye henüz 8 bin Suriyeli sığınmacı gelmişti, ancak sayının artmasından duyulan endişe de beraberindeydi. Nitekim aynı tarihlerde Suriye’de muhaliflerin lehine olan dengeler de değişmeye başlamıştı; çünkü rejim dünya oturup seyretmeye karar vermişken en korkunç saldırılarına girişmişti.

2013 Mayıs’ında başlayan Gezi olaylarında “Zulüm 1453’te başladı,” diye bağıran duvar yazılarının ardına saklanan gerçeği unutmayın. Mayıs’ın 11’inde Reyhanlı saldırısı gerçekleşmiş ve 52 insanımızın canını almıştı. Gezi olayları sırasında FETÖ herkesi birbirine kırdırmaya başlarken, o yaz, Türkiye’deki sığınmacı sayısı da 400 bin’in üzerine çıkmıştı. Aynı dönemde DAEŞ, “Irak ve Şam İslam Devleti”ni kurduğunu ilan ederek hem büyük bir terör dalgası başlatma hem İslam’a leke sürmeye kalkışma hem de dünyadaki İslam düşmanlığını yaymaya yönelik en büyük adımını atmıştı.

17-25 Aralık 2013 kalkışmasından bir ay sonra, Ocak ayında, 2012 baharında rejimin çekilip PYD’ye anahtar teslim bıraktığı bölgelerde Afrin, Cizire ve Kobani kantonları kurulup özerk yönetimler ilan edilmişti. Türkiye o günlerde, Mart 2014’teki, adeta “Erdoğan hakkında bir referandum”a dönüşmüş olan seçimlere doğru giderken, yasadışı dinlemeler, tapeler ve devletin içine sızmış terör örgütüyle ilk büyük mücadelesini veriyordu. Dolayısıyla kimse Suriye’ye bakmıyordu.

MİT tırlarının durdurulduğu Ocak 2014’te Cerablus’ta, Türkiye sınırında, muhalifler Daeş’le savaşıyordu. Kızılca kıyamet kopuyordu Ak Parti hükümeti Suriye’ye müdahil oluyor diye. Ne acıdır ki, Türkiye’ye “Daeş’e yardım taşıyor” diye tuzak kuranlar, aynı zamanda Daeş’in de önünü açıyordu. Nitekim, muhaliflere yardım akışı kesilince Daeş, Cerablus’u muhaliflerden aldı, sınırımıza yerleşmiş oldu.

Eylül 2014’te Daeş’in Kobani’ye saldırması bize 6-7 Ekim Kobani olayları ile döndü. Kurban eti dağıtırken PKK tarafından hunharca şehit edilen Yasin Börü ve arkadaşlarıyla beraber ülke genelinde 43 kişi hayatını kaybetti. İşte tam da o günlerde, ABD PKK/PYD’ye yavaş yavaş yardım etmeye başladı. 2014 yılı sonunda Türkiye’deki sığınmacı sayısı 1,5 milyonu buldu.

2015’te bir yandan Daeş öte yandan PYD büyüyüp gürbüzleşmeye başlamıştı. Suriye haritalarında muhaliflerin yeşil renginden Daeş’in siyahına dönen topraklar, ardından PKK/PYD’nin sarısına dönüşüyordu. 2015’in Temmuz’unda PKK ateşkesi bitirecek ve terör saldırılarını yeniden başlatacaktıNe hazindir ki, 7 Haziran 2015 seçimlerine kadar “Türkiyelileşme” iddiası varmış gibi yapan HDP liderleri de “iç savaş” tamtamları çalmaya koşacaktı. Bunun arkasında, 16 Haziran günü PYD’nin tek kurşun atmadan Tel Abyad’ı almasının, Cizire ve Kobani kantonlarını birleştirip PKK koridorunu köprülemeye başlamasının getirdiği cesaret vardı.

Türkiye, o güne kadar ayağına taşlar takılsa da, artık Suriye’deki terör yapılanmalarına ve sınırımızdan içeriye taşınmasına engel olmaya kararlıydı; ancak çok geçmedi; 24 Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesi hadisesi yaşanınca Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi bir kez daha sabote edildi. Türkiye 2015 yazından beri Suriye sınırının ötesinde güvenli bölge oluşturulması talebinde bastırmakta, Suriyeli sığınmacılar için eve dönüş rotası oluşturmakta çabalamaktaydı. Ankara bu işin peşini bırakmıyor, uluslararası aktörlere konunun artık ulusal güvenlik ve egemenlik meselesi haline geldiğini anlatıyordu ama nafile, dinleyen, dinlemek isteyen yoktu. 

2015 sonunda Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 2,5 milyonu aştı.

Ne zor günlerdi; 2015 Temmuz’undan 2016 Temmuz’una Türkiye tam bir terör kıskacına alındı. PKK ve Daeş’in saldırılarına FETÖ’nün içeriden desteği de eklenince ülkemiz en acı günlerini yaşadı. Nihayetinde 15 Temmuz 2016 gecesi, bir türlü yıkamadıkları Türkiye’ye darbe indirmeye kalkıştılar. Başaramadılar.

***

Her şey inceldiği yerden koparmış, zulümse kalınlaştığı yerden… Nitekim gecenin en karanlık anının ardından şafak sökmeye başladı. 

Artık sıra, satranç tahtasında en son ve en sert saldırıyı da geri püskürten Cumhurbaşkanı Erdoğan’daydı. 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden kırk gün geçmişken, Türkiye Cerablus'a operasyon başlattı. Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye’nin Türkiye sınırı Daeş’ten temizlendi. Gözünü Cerablus’a diken PKK/YPG Fırat’ın doğusuna çekilmek zorunda kaldı. 

Türkiye en güç günleri geride bıraktıktan sonra manevra yaparak kendi oyun planı için ilk hamlesini yapmış, PKK koridorunun önüne kalkanını koymuştu.

Artık Türkiye için aman vermeyen bir terörle mücadele süreci başlıyordu. Yurt içinde PKK’ya darbe üstüne darbe vuruluyor, FETÖ devlet içinden temizleniyordu. 2018 başlarken Afrin kantonu tarihin çöplüğüne atılıyor; Kararlılık Operasyonu ile Irak’ın kuzeyindeki PKK hedefleri vuruluyordu.

Türkiye kararlıydı; terör bitecek, sınır güvenli hale gelecek, sığınmacılar için güvenli bölge oluşturulacaktı. Bu yüzden de durdurulması lazımdı. Sıradaki hamleleri ekonomik saldırılardı. 2018 yazında Türkiye’ye karşı finansal ve ekonomik bir savaş açıldı. Ancak Türkiye buna da direnmeyi başardı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı canla başla uğraştı. Bir yıl içinde, kırılgan ekonomi yeni bir finansal saldırıyla baş edebilecek ve yeniden yaralanmamıza engel olacak dirence kavuşturuldu. İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı terörle mücadelede tam bir uyum içinde çalışarak Türkiye’deki teröristlerin sayısını hiç olmadığı kadar azalttı; Pençe Harekatları ile Irak’ın kuzeyindeki PKK’ya ardı ardına öldürücü darbeler vurulmaya başlandı. Asker, jandarma ve emniyet güçleri canını dişine taktı ve teröristlerin korkulu rüyası oldu. Diğer taraftan da Dışişleri Bakanlığı bastırıyordu. Türkiye’nin sınırında terörist hiçbir yapılanmaya izin vermeyeceği, Fırat’ın doğusunun da teröristlerden arındırılacağı, burada Suriyeli sığınmacıların döneceği güvenli bir bölge oluşturulacağı yüksek sesle söyleniyordu.

“Seni öldürmeyen şey güçlendirirmiş.” Biliyorlardı. Önünü kesemedikleri Türkiye, yok edemedikleri Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde gümbür gümbür geliyordu. Bu sefer iş onlar için ciddiydi, gerçekti, kapıdaydı, gelmek üzereydi.

Ve Türkiye, 9 Ekim’de, Suriye’deki üçüncü sınır ötesi operasyonunu, Barış Pınarı Harekatı’nı başlattı. Tel Abyad ve Resulayn’ı kontrol altına alarak sadece altı günde Suriye’deki, hatta bölgedeki bütün taşları yerinden oynattı; fay hatlarını çatırdattı. Altı yıldır baktığımız Suriye haritalarında gitgide genişlediğini gördüğümüz, son iki yılda adeta Suriye’nin üçte birini kaplayan alana tekabül eden ‘sarı bölge’, PKK/PYD kontrolündeki alan, bölündü, parçalandı. Gazetelere altı sütuna manşetler attılar: “Altı yıllık emek altı günde yok oldu.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Trump gibi Batılı liderlerin harekatı başlatmamaya ikna edememesi sonucu, bugün Türkiye’nin sınırındaki PKK koridoru çöktü. ABD’ye 120 saat mühlet veren Türkiye, 150 saat içinde YPG/PKK teröristlerinin, bugüne kadar tekrar tekrar söylendiği şekilde, tüm Türkiye sınırının 30 kilometre ötesine çekilmesi konusunda Rusya ile de mutabık kaldı. Yetmedi, bugün Türkiye, sadece 30 kilometre derinlikteki alanı terörden arındırmaktan bahsetmiyor; Rakka’ya, Deyrezzor’a kadar bir alandan bahsederek 2 milyondan fazla sayıda Suriyeli sığınmacıyı ülkelerine kavuşturabilecek genişletilmiş “güvenli bölge” projesinin tüyolarını, Suriye’de yapılmış olan demografi değişikliğini tersine çevirerek plan kuranların planlarını başına geçireceğinin ipuçlarını veriyor.

Sahada fiili durum oluşturarak masada da kazandıracak bir stratejiyle ilerleyen Barış Pınarı Harekatı, tüm yaptırım tehditlerine, hatta ambargo uygulamalarına, tüm kara propaganda faaliyetlerine rağmen devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde, Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı devletin tüm kadrolarıyla beraber zafere doğru giden yolda ısrarcı; hem masada hem sahada varlığını sürdürüyor, kararlılığını devam ettiriyor. Bu yürüyüş kısa olmayacak elbet; satranç oyunu hala devam ediyor. Ama mevcut dünya düzeni çökerken, uluslararası sistem iflas ederken, Türkiye’ye tuzak kurmaya çalışanlara karşı verilen bu uzun mücadelede, bize de Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki kadroya bu kutlu yürüyüşte destek olmak kalıyor.

 

süper haber

Google+ WhatsApp