“Süpper” dağıldık “yaaa!”

“Süpper” dağıldık “yaaa!”


“Süpper” dağıldık “yaaa!”

 

 

 

Delikanlı bas bas bağırıyor:

“Süpperrr yaa!..”

Arkadaşı anlatıyor, o bir çığlık daha atıyor:

“Çok süpper yaaa!..”

Birkaç saniye dinlemeden sonra, tekrar tekrar çığlığı basıyor:

“Valla ekstra süpper yaa!”

Başka tık yok…

Hâlbuki bu “yabancı” kelimenin yerine bir sürü Türkçe kelime bulmak mümkün…

Farzedelim ki, İngiltere’den böyle bir kelime ithal edilmedi. Delikanlı bu durumda tepkisini nasıl ifade eder?

Mesela, “güzel” diyebilir…

“Çok güzel” de diyebilir…

“Süper”in yerine şimdiden iki kelime bulduk bile.

Başka?...

“Harika…”

“Harikulâde…”

“Muhteşem…”

“Mükemmel…”

“Âlâ…”

“Aliyyül âla…”

“Lâtif…”

“Rânâ…”

“Revnak…”

Ve “süper” yerine kullanılabilecek en az üç-beş kelime daha…

İnsan ne kadar çok kelime bilirse, içinden geçenleri o kadar rahat anlatabilir. İçinden geçenleri rahat anlatabilen bir insanın ise kavga etmesine hiç gerek yoktur…

Kavga, içinden geçenleri ifadeden âciz insanların harcıdır! 

Çünkü kelimelerle muhatabını dövemeyen, yumruklarıyla döver.

Kelimeler harflerden oluşur. Harfler “Harf İnkılâbı”nda (01 Kasım 1928) savrulduğu için elimizde-avucumuzda “kelime” kalmadı.

“Harf” önemlidir. Önemli olmasaydı, Hz. ÂliEfendimiz,“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” der miydi?

“Harf İnkılâbı” bir Türkiye’de olmuştur, bir de İsrail’de: Ama İsrail bizimkinin tam tersi bir “inkılâp” yaptı: Yaklaşık ikibin yıl süren devletsizlik döneminde neredeyse tümden kaybolmaya yüz tutmuş İbrani Alfabesi’ne döndü. Alfabeyi dinine bağladı. 

Biz ise alfabeyi dinden kopardık!

Lenin ve Mao gibi, son derece sert darbelerle iktidara gelen ihtilâlcılar dâhil, hiçbir ülkenin yöneticisi alfabeyi değiştirmedi, alfabeye dayalı olarak gelişen kültürel birikimlerini yok etmeyi göze almadılar.

Çünkü alfabe değiştirmek, yüzyıllar boyu oluşan sanatsal ve kültürel dinamikleri yerle bir etmek, ayrıca da kültürel birikimi gelecek nesillere taşımaktan vazgeçmek demektir. 

Bunun sonucu kimlik bunalımıdır!Kütüphaneler türbeye dönüşür…

Gazete, dergi ve kitap satışları yıllar boyu toparlanamaz…

Sanatsal faaliyetler ilgi görmez. Toplum çoraklaşır.

81 milyonluk Türkiye’de satılan gazetelerin, dergilerin ve kitapların toplamı ortada…

Öteden beri “Latin Alfabesi” kullanan bir Fransız’a yılda 25 kitap düşerken, 25 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına bir kitap düşüyor.

Buna göre biz hâlâ okuma-yazma öğrenememiş bir milletiz. Acaba bu sessiz direnişin özünde alfabe değişikliğinin rolü ne kadardır?

Gördüğünüz gibi, sadece siyaset ve futbol konuşmakla olmuyor, böyle meselelerimiz de var.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp