Şükretmek iyi hissettirir

Şükretmek iyi hissettirir


Modern psikolojide insanın takdir ve onay gereksinimine vurgu yapılır ve ebeveynlere çocukların olumlu yanlarının takdir edilmesi yönünde tavsiyelerde bulunulur. İnsanın ruh ve beden bütünlüğünü zedeleyen patalojik sorunlara değinilir ancak kişiye kendini iyi hissettirecek ve onu ruhen güçlendirecek hamd ve şükür gibi üst değerlere pek yer verilmez. Oysa insan ihtiyaç duyduğu şeyi kendisine sağlayana karşı minnet borcu hisseder, şükrettiğinde, teşekkür ettiğinde ise bu ihtiyaç giderilir ve kişi kendini iyi hisseder.

 

Şükür karamsarlık ve nankörleşme gibi negatif duygulara karşı güçlü bir kalkan olur ve insanın kalbini yumuşatır onu sevgi ile buluşturur. Bu konuda çok fazla kafa yoran Seligman Gerçek Mutluluk adlı kitabında şükrün insan mutluluğu üzerindeki etkilerine değinir ve olumlu hasletlerin gündemde tutulmasının fertlerin ruh sağlığına büyük katkısının olacağını savunur. Batı’nın insanın olumsuz yanlarını ele alma paradigmasına karşı bireye kendini iyi hissettirecek ve mutluluğu öne çıkaracak değerlerin dikkate alınmasına vurgu yapan Seligman şükre genişçe yer verir.

 

Pozitif psikolojinin öncülerinden olan Seligman ve arkadaşları (2002) mutlulukla şükür arasındaki ilişkiyi ortaya koymuş ve şükrün insanların ruh sağlığına katkıları üzerinde durmuşlardır. Buna göre insanlar şükretmekten uzak kaldıkça, sahip olduklarını yeterli görmemeye başlıyor ve doyumsuzlaşıyorlar.

Seküler bakış açısına sahip olan bireyler yaşam denen şeyin tüketimden ibaret olduğuna inanıyor ve daha çok şeye sahip olmak için çaba gösteriyorlar. Salt konforları adına çaba gösteren bireyler özlerinden uzaklaşarak narsizmin sokağına doğru ilerlemeye başlıyorlar. Bütün bunların sonucunda ise ferdi ya da toplumsal bazda varoluşsal bir tatminsizlik, önlenemeyen bir huzursuzluk ve biteviye devam eden bir rekabet ortaya çıkıyor ki, mutsuzluk kaçınılmaz oluyor. Nitekim son yıllarda fertlerin yaşamlarını etki altına alan mutsuzluk ve ruhsal sorunlar bilimsel çevreleri yeni arayışlara yönlendirmiş ve dinin kuvvetle üzerinde durduğu şükretmek psikolojinin, ekonominin, sosyolojinin alanında tartışılmaya ve gerekliliği üzerinde durulmaya başlanmıştır.

 

Sahip olduğu imkânları görebilen ve çokça şükreden kişi kullarla ilişkilerinde iki değere önem verir. Hata yaptığında özür diler, iyilik gördüğünde teşekkür eder. Emmons’a göre teşekkür iyilik edene hakkı olan değeri vermektir ki, bu adil bir tutumdur. İyiliklerin teşekkürle karşılık bulması insani eksende bir medeniyetin gelişimine ve vefa, sadakat gibi değerlerin hayat bulmasına yardımcı olur. Şükreden bir toplumun oluşması yüreklerde gelişen ve büyüyen bir medeniyetin inşası demektir ki, bu gün buna büyük ihtiyaç duymaktayız.

 

Doyumsuzluk ve göz açlığı seküler kültüre doğru evrilen fertlerin maruz kaldığı bir sorundur. Bu hastalığa yakalananlar ne kadar çok şeye sahip olurlarsa olsunlar mutlu olamıyor, kendilerini iyi hissedemiyorlar. Sahip olduklarına değil olamadıklarına odaklanıyor ve mutsuzluk üretmeye devam ediyorlar. Şükretmiyor, sürekli şikâyet ediyor ve her fırsatta memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar. Bunun sonucunda ise ruhsal sorunlar, mutsuzluk ve can sıkıntısı gibi problemler artıyor ve bu sorun bir virüs gibi toplumun bütün fertlerine bulaşmaya başlıyor.

 

Bugün insanlar sahip oldukları ekonomik ve teknolojik imkânlara, bilimin insana sunduğu rahatlığa rağmen mutlu değiller, yalnızlaşma ve varoluşsal nedenlerini kavrayamamaktan kaynaklı sorunlardan, bitmek bilmeyen buhranlardan muzdaripler. Rekabet ve ihtiraslarına yenik düşen kentli insanlar kanaatkârlık, itidal, şükür gibi değerlerin hayatlarına getireceği kazanımları kestiremiyor, manevi dünyalarında yaşadıkları sorunlara maddi dünyada çözüm bulabileceklerini zannediyorlar. Peki, sonra ne oluyor? Hiç bir şey… İnsanlar mutsuzluktan ve can sıkıntısından şikâyet etmeye ve kendi karanlıklarında kaybolmaya mahkûm oluyorlar.

 

İslam insanın ruh ve beden sağlığını dengede tutacak formülleri ona sunmuş, dua, teslimiyet, tevbe ve şükrü tavsiye etmiştir. Bu değerler aslidir ve kulun Yaratıcısı’na minnet borcudur… Ruh hekimlerinin üzerinde durduğu şükür, vefa, teslimiyet, tevazu gibi değerleri de içinde barındıran bir dinamiktir…

İmam Gazali şükrü imanın alameti olarak değerlendirir ve şöyle der:

“Üç şey imanın alametidir: Belaya sabır, nimete şükür, kadere rıza göstermek.”

 

Ragıp el-İsfahani şükrün sadece dil ile gerçekleşmediğini buna kalbin, bedenin ve davranışların da eşlik ettiğini söyler. Ona göre nimeti vereni övgüyle anmak Allah’ım sana şükürler olsun demek dil ile yapılan şükürdür, nimeti verenin Allah olduğunun bilincinde olmak kalp ile şükür, nimetin sahibine ibadet etmek bedenen yapılan şükürdür.

 

Şükür bir şifadır, bir güçtür, kulu Yaratıcısı’na yakınlaştıran bir dinamiktir. Ancak hayatı sadece fani dünyadan ibaret gören materyalist insan şükrün ihtiva ettiği zenginliklerin farkında değil, olamaz da…

Google+ WhatsApp