Su ve hayat

Su ve hayat


Su ve hayat

 

 

Geçtiğimiz gün bir Afrika köyünde su kuyusu açarak insanların yüzünü güldüren kardeşlerimizin çalışmalarını ibretle izledim. Köye su kuyusu açmak için giden birkaç gencimiz, eşi erken yaşlarda vefat eden ve hayatını çocuklarına ve torunlarına adayan bir hanımın evine konuk oldular ve Afrika’da yaşanan mahrumiyeti onun dilinden aktardılar. Köyde su yok, on beş on altı yaşındaki çocuklar ellerindeki su kapları ile saatlerce yürüyor ve suyun bulunduğu mağaraya güçlükle ulaşabiliyorlar. Geri döndüklerinde ellerindeki kapları yere koyuyor ve keskin dikenlerin yaraladığı ayaklarını dinlendirmeye çalışıyorlar.

Su birkaç molekülün bileşiminden oluşan basit bir şey değildir elbette. Su insanlık tarihinde kıyısına medeniyetlerin inşa edildiği bir değer, bir varlıktır.

Hatırlayacağınız üzere Hz. Hacer eşi tarafından ıssız bir vadiye terk edildiğinde başını çevirmiş ve bunu Rabbim mi istedi demiş, eşi evet deyince teslimiyet gösterip başını eğmişti. Bu ıssız ve yalnız vadide susayan çocuğu için koşuştururken, Allah’ın rahmeti bir anda onu ve çocuğunu kuşatmış, kurak bir çölden sular fışkırmaya başlamıştı. Hz. Hacer burada konaklamış, daha sonra suyu fark eden kabileler burada yeni bir medeniyet inşa etmişlerdi.

İnsanlık tarihinde su hep bir medeniyet belirtisi olarak görülmüştür. Göçebe halklar suyun bulunduğu yerlere konaklamış ve buralarda şehirler inşa etmişlerdir.

O gün Afrika’nın ıssız ve yoksul bir köyünde suya ve ekmeğe hasret kalan köy halkı su kuyusu açabilmek için çalışan insanlara hasretle bakıyorlardı. Birkaç saat bin yıl kadar uzun gelmişti ve insanlar suya ne zaman ulaşacaklarını sormaya başlamışlardı. Aradan epey zaman geçmişti ki, ahenkli bir sesin ardından toprak kokusu ile birlikte sular yükselmeye başladı. Yanık tenli çocuklar, kadınlar, erkekler gençler sevinçten bir ülkeyi fethetmişçesine çığlık atıyor ve suyun gelişini kutluyorlardı. Kavuştukları, hasretini çektikleri bir kişi değildi, avuçlarına düşen elmas parçaları değildi, onları ötelere taşıyacak bir araç da değildi, ortalığa yayılan koku şehrin en nadide parklarında yetişmiş yasemin çiçeklerine ait de değildi. Kavuştukları toprağın derinlilerinden yükselen su idi. Kavuştukları hayatın membaı ve bir değerdi. İnsanlar köy meydanında gurbetteki yakınlarını bekliyor da değillerdi. Burada bir düğün, şölen ya da bayram kutlaması da yapılmıyordu. Ve her şey sil baştan değişivermişti… Afrika’da çölün bağrında bir kuyu açmak ve insanları su ile buluşturmak… Hiçbir şey onları bu kadar mutlu edemezdi. Su, yoksulluk ve insanlar…

Allah evreni, varlık âlemini ve insanı bir denge üzerine yaratmıştır. Bu anlamda denge üzere yaşamak aynı zamanda İslam üzere yaşamaktır. Eğer bir yerde zulüm, haksızlık, şiddet, yoksulluk, nefret, ötekileştirme gibi sorunlar varsa anlayın ki bu mekânın sakinleri İslam çizgisinden uzaklaşmış ve Allah’ın koyduğu o dengeyi bozmuştur.

Dünya değişiyor, teknoloji hızla ilerliyor, yeryüzünde taş üstünde taş bırakmayan muhterisler ise dünya ile iktifa etmeyip uzayda hayat olup olmadığını araştırıyor. Muhterisler doymuyor, muhterisler şiddet ve fesattan vazgeçmiyor, muhterisler Allah’ın koyduğu o dengeyi bozarak şiddete sebebiyet veriyor.

Sömürgeci zihniyetlere göre Afrika, açlığın ve yoksulluğun hüküm sürdüğü bir kıta. Açlıktan boylu boyunca uzanmış, son nefesini vermek üzere olan bir çocuğun fotoğrafına ödül veren bir zihniyetten bahsediyoruz. Ötekileştirdiği halkların kanları üzerinden rant elde etmeye çalışan bir güruhtan bahsediyoruz. Bu güruh Afrika halkına medeniyet götürmemiştir aksine bu topraklarda mevcut olan değerli madenleri ve petrolü işgal etmek için yola çıkmış ve yerel zenginlikleri talan etmişlerdir. Mesela açlık ve yoksulluğun hüküm sürdüğü Etiyopya zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip, bu yönüyle belki de Afrika’nın en zengin ülkelerinden biri. Fakat Etiyopya birey ve toplumların zihinlerine açlık ve yoksullukla kazındı, ne garip bir çelişki değil mi?

 

milli gazete

Google+ WhatsApp