Şu Cuma’nın Halleri

Şu Cuma’nın Halleri


Geçen muhterem Vahap Bey dostum özelden bir konu hatırlattı Cuma namazı ile ilgili. Doğrusu son derece haklı ve anlamlı tespitlerde bulunmuştu. Bu vesile ile aklıma bir şeyler geldi, Cuma ve Cuma namazı konusuyla ilgili. Lakin emin olun nereden başlayacağımı şaşırdım desem yeridir. Niçin mi, bizim dindarlar ne yazık ki, en önemli ibadetleri olan namazı ve Cuma namazını, inanın henüz tam olarak biliyor değil. Vebal başta benden önceki böyyük hocalarımızın, müteakiben bizim, fakat en önemlisi de Resmi Din söyleminin kurumsal yapısı olan başta Diyanetin. Diyanet demişken bir parantez açayım, Cuma ile ilgili yönüne ayrıca değineceğim. Şimdilik sadece birkaç hususa dair düşüncelerimi paylaşacağım.

 

Malum Cuma namazı Medine’de ihdas edilmiştir ve Cuma suresi diye inzal edilen sure de bu dönemde nazil olmuştur. Ancak henüz mezkûr sûre nâzil olmadan Medine’de Cuma namazının kılındığını kaç kişi biliyor?

 

Resûlüllah Mekke’de Cuma namazının muhtevasına uygun toplu ibadet yapma olanağına sahip değildi. Ancak henüz Medine’ye hicret etmeden önce, burada İslâm’ı kabul edenlerin toplu olarak namaz kıldıklarına dair rivayetler vardır. Resûlüllah Medine’ye, yani şehrin yakınındaki Kuba köyüne gelmişti. Günlerden Pazartesiydi. Dört gün gün sonra Cuma günü geldi çattı. Henüz âyet inzal edilmemişken Resûlüllah Ranuna vadisinde ilk Cuma namazını kıldırmıştır.

 

Peki, ne anlama geliyordu bu? Malum burada yaşayan Yahudiler için Cumaertesi günü istirahat veya ibadet günüydü. Keza Hıristiyanlar için de Pazar günü aynı anlamı ifade eder. Bir bakıma toplumsal yönü ağır basan bir muhteva söz konusu. İşte Resûlüllah da, bunlara alternatif müminler için Cuma gününü toplanma günü olarak belirledi. Ancak sadece namazla sınırlı olmak üzere. Diğer geleneklerde Cumartesi veya Pazar günleri bayram niteliğinde olduğundan istirahat etmek, bir nevi ibadet gibidir, yani kutsal yönü söz konusu. Onlara alternatif olarak oluşturulan Cuma için ise öğlen namazının vaktinde toplanma ve namazı müteakip alış-verişe vurgu yapılarak hemen dağılmaya işaret edilir. Kısmen toplanma ve ekonomik yönü olan gün diyebilirsiniz buna.

 

Bu yönüyle bakılınca, Cuma gününün geleneksel anlayıştaki gibi herhangi bir kutsiyeti söz konusu değildir. Dahası sadece Kadir gecesi haricinde, İslâm’da hiçbir kutsal gün veya gecenin olmadığını hasseten belirtmiş olayım. Hatta yeri gelmişken söyleyeyim, Kadir gecesi hariç hiçbir kutsal gece-gün veya Ay’ın benim için zerre misali diğer günlerden farkı yoktur. Sözü uzatmamak için mezkûr gecenin kutsiyetine dair düşüncelerimi de şimdilik erteliyorum.

 

Üç aylarmış, kandilmiş ve sair kutlamalardan oldum olası hazzetmem. Bunlara bir de “Cuma günleri “Cumanız mübarek olsun” kutlaması eklendi. Evet, mübarek olsun, nur topu gibi bir ucube gelenek oluşturduk. Birçok mail geliyor bana, nezaketen dönmeye çalışıyorum, ama inanın çok anlamsız ve sıkıcı. Düşünün saçma bir şey için zaman harcıyorsunuz.

 

Şu hale bakın diğer günlerden hiçbir farkı olamayan bu güne belli bir kutsiyet atfedilmiş, ardından da bu kutsal gün için kutlama geleneği oluşturulmuş. Yarın birileri, Cuma’nın herhangi bir kutsiyeti olmadığını daha yüksek sesle haykırırsa ve kutlanmasının anlamı kalmadığını belirtirse, oluşturduğumuz kutsalı mız gitti güme demektir. Tıpkı Cahiliye Araplar’ı gibi. Malum kimi anlatılarda karikatürize edilerek abratıldığı gibi helvadan put yapıp yerlerdi. Bana göre bunun aslı yok, ama neyse bu hususu da geçelim. Kısaca oluşturduğumuz kutsalı kendi ellerimizle yemek diyebilirsiniz buna.

 

“Cumanız mübarek olsun” yerine, “yaptığınız ibadeti Allah kabul etsin” demek kanımca belki daha yerinde ve anlamlı olur. Hadi böyle bir teklifte bulunayım, sayemde bundan böyle benden ümmet-i Muhammed’e hediye bir bidat olsun. Lütfen çok görmeyin.

Anlaşılan uzun oldu, arkası yarın, yani fırsat bulduğum en kısa zamanda…

 

İsrafil Balcı

 

***

 

Cuma ve Cuma Namazı II

 

Siyasal erkin elinde siyasallaşan Cuma.

 

Bir önceki yazımda Cuma namazının Hz. Peygamber Medine’ye gelmeden önce kılındığını söylemiştim. Birilerine garip geldi, şimdi daha geriye götüreceğim. Cuma (cemaa/toplanma) gününün tarihi tâ Hz. Peygamber’in beşinci göbekten dedesinden çok daha önceki atalarına kadar gider. Araplar bu gününü, yevmu arûbe (rahmet günü) olarak kutlardı ve Ka’b b. Lüey b. Galib b. Fihr’e kadar uzanır. Bu güne ilk Cuma ismini onun verdiği söylenir.

 

Resûlüllah Medine’ye hicret etmeden önce buradaki Müslümanlar kendi aralarında, Yahudiler ve Hıristiyanların kendilerine ait belli günleri, yani toplanma günleri var, fakat bizim yok. Biz de bir gün belirleyelim ve o günü toplantı günü yapalım diye konuştular ve böylece daha önce geleneksel toplanma günü olan arûbe’yi, yani Cuma gününü cemaat/toplanma günü olarak belirlediler. Hz. Peygamber Medine’ye geldiği zaman, bu uygulamayı uygun gördü ve devam ettirdi. Dolayısıyla henüz hicretten önce Medine’de Cuma namazı kıldığı hususu kesindir.

 

Bir rivayette şu haberler nakledilir: ... Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah bizden öncekilerini Cuma gününden sapıttırdı. Yahudiler için Cumartesi günü var. Hıristiyanlar için ise Pazar günü. Artık bunlar kıyamet gününe kadar bizden geri kalmış oldular. Biz dünya ehlinin en sona kalanlarıyız ve kıyamet günü başa geçip bütün yaratıklardan evvel haklarında hüküm verilecek olanlarız.” (İbn Mâce, İkâmetu's-Salavât, 78).

 

Cuma namazına dair ayetin içinde yer aldığı Cuma suresi, daha inandırıcı tespitlere göre, Medine döneminin sonlarına doğru inzal edilmiştir. Örneğin Cabiri, 110. sırada nazil olduğunu söyler. Resmi Mushaf’taki sıralamanın nüzul sırasına göre olmadığını, sanırım biliyorsunuzdur.

 

Hz. Peygamber hicretten önce Medine’deki müslümanların başlattığı uygulamayı benimseyip devam ettirince, Cuma namazına dair âyet inzâl edilinceye kadar Cuma günleri toplu ibadetler yapılıyordu. Ayetle birlikte bu uygulama tamamen dinî bir yükümlülük olarak belirlendi. Resûlüllah Cuma günü toplanan ashaba çeşitli nasihatlerde bulunur veya vaaz verirdi.

 

Peygamberliğinin yanında, idareci olarak ümmetin önderi-başı-imamı sıfatıyla Cuma namazı kıldırıp bir çok hutbe okumuştur.

Resûlüllah’tan sonra bu görevi halifeler sürdürdüler. Lakin özellikle Emeviler dönemi ile birlikte ciddi bir kırılma yaşandı. Ümeyye halifeleri bir taraftan Resûlüllah’ı taklit ederek Cuma günü hutbeye çıkıp namaz kıldırdılar ve dindar bir görüntü çizmeye çalıştılar, bir taraftan da hutbeden indikten sonra çok azı istisna meşk alemine dalıp gününü gün etti. Diğer bir deyişle Cuma namazı onlar için iktidarlarının pekiştirildiği bir araç haline getirildi.

 

Benû Ümeyye halifeleri Cuma günü yapılan ibadeti, resmi ideolojinin propaganda aracına dönüştürünce, bu durum toplumun önemli bir kesimi ve özellikle ilim adamlarını hayli rahatsız etti. Hutbelerde siyasal içerikli mesajlar verilir, muhalifler şiddetle eleştirilirdi. Örneğin Hz. Ali evladına sövmek adeta dinî bir görev gibi yerine getiriliyor ve hutbelerden lanetleniyordu.

 

Propagandalar bazen ikindi namazına kadar uzayabiliyordu. Bir kısım alimler resmi ideolojiyi protesto için Cuma namazına gitmemeye başladı. Bu tavır siyasal iktidar için oldukça tehlikeliydi, nitekim alimler ve muhalifleri camiye götürmek için polisiye tedbirlere başvurulmuş ve insanlar zorla camilere doldurulmuştur. Bunlardan birisi de, İmam-ı Azam Ebû Hanife’dir. Hz. Ebû Bekir’in halifeliğine karşı çıkan Medine’nin önemli kabile şeflerinden Sa’d b. Ubade de aynı reaksiyonu gösterip bir daha Cuma’ya gitmemiş ve toplumdan ayrılmıştır. Değişik isimlerden de söz edilir. Kısaca Cuma namazına gitmemek yavaş yavaş iktidarı protesto ile eşdeğer bir reaksiyona dönüştürüldü.

 

Bu gün ortalama bir dindar, üç gün arka arkaya Cuma’ya gitmeyen birisinin kalbinin mühürlendiğine, hatta cenaze namazının bile kılınamayacağına inandırılmıştır. Hocam bunun dini referansı var mı, yok. Peki, nedir? Siz Emeviler’in halkı zorla camiye götürmeye çalıştığı gerçeğini göz önüne alırsanız, mezkûr iddianın kodlarının nereye dayandığını sanırım kolayca fark edersiniz. Yani bu yolla halkın camiye götürülmesi amaçlanmıştır, tabii benim yorumuma göre.

 

Resmi ideolojiyi protesto edip Cuma günü camiye gitmeyen Hanefi fıkhının babası İmam-ı Azam’ın da, niçin Zuhre-i ahir diye bir ucube namaz içtihadında bulunduğunu da sanırım yine fark ettiniz.

Emevilerle birikte Cuma namazı hep siyasal iradenin kontrolüne göre icra edilmiştir. Bu gün bile öyle değil mi? Hadi buyursun Sayın Diyanet İşleri Başkanlığı, iktidarın veya resmi ideolojinin hilafına bir hutbe konusu belirleyebilsin. Mesela Paralel’e vurmak için tecessüs (başkalarının gizli sırlarını araştırma) konulu bir hutbe konusu kesik yemez, fakat kimi devlet icraatlarını eleştiren, ya da adeta Emevi dindarlığının en katı savunucusu konumundaki klasik sünni dogmanın benimsemediği bir görüş doğrultusunda hutbe okuyun da görelim. Kısaca bu gün bile Diyanet teşkilatı resmi ideoloji veya siyasal iktidarın kontrolünün bir adım dışına çıkamaz. Hemen belirteyim, bu, günümüzün sorunu değil, geçmişte de böyleydi.

 

Hatırlar mısınız, yakın geçmişte doğuda bazı Kürt vatandaşlarımız alternatif Cuma diye bir uygulama içine girdiler. Uygulama aslında tarihsel serencam içinde zaten var olan Cuma’nın siyasal hedefler için araçsallaştırılmasının bir tezahürüydü. Keza Gezi Park’ı eylemleri sırasında da bir kısım insanlar ulu orta yerlerde namazlı protesto görüntüleri sergilediler. Aslında bu manzara, Cuma namazının tarihi süreç içinde var olagelen yer yer protest söyleminden başka bir şey değildi.

 

Son zamanlarda ise daha ucube bir anlayış ortalıkta görünür oldu. Artık hoparlör sistemiyle, insanlar dükkânının önünde, caddede ve sokakta uluorta yerlede ibadet adı altında tuhaf görüntüler sergilemekteler. Özellikle siyasal iktidarın rüzgârının da arkaya alınmasından sonra, bu tür görüntüler adeta vakay-ı adiyeden oldu. Oysa hiç de şık olmayan bir manzara. Mesela 28 Şubat süreciyle bu gün kıyaslanırsa, aradaki gelişme/değişme kolayca fark edilebilir. Yer darlığıysa, tamam, anladık, lakin sergilenen görüntülerin bundan daha başka bir şey olduğu kanaatindeyim.

Anlayacağınız düne kadar protest reaksiyonların araçsalı olarak görünen Cuma namazı, bu gün tersi bir durumla iktidar rüzgârını da arkasına almasından sonra, farklı bir propaganda görüntüsüne dönüşmüş gibi. Diyanet kurumu ise buna çanak tutan ve meşrulaştıran bir işlevsellikte. Hadi çıksın bu görüntülerin ülkemize yakışmadığını, en azından bir kısım vatandaşlarımızın bundan rahatsız olabileceğini söylesinler de görelim.

 

Biraz uzun oldu. Belki de ben, az sözle çok şey anlatma özürlüyümdür. Bağışlayın, yine bitiremedim. Sanırım namazın uygulanışına dair kısım eksik kaldı bir ara yazarım.

 

Mükerrer açıklama. Bu yazdıklarımı isteyen istediği gibi paylaşabilir, bunlar bilimsel makale değil, internet ortamında paylaşılan yazılarım ve şahsi kanaatlerimdir.

 

İsrafil Balcı

 

***

 

Cuma Namazı III ve son

 

İlk iki yazımda Cuma namazının tarihsel ve siyasal yönüne değinmiştim. Dostlarımın ilgilerini çekmesi beni memnun etti. Bu yazı serisini yazmamda en büyük pay pek muhterem Vahap Bey abimiz ve dostumuzun. En büyük teşekkür onun.

 

Tabii yazdıklarımdan memnun olamayanlar da var ve olacak elbette ki. Bu, en doğal bir reaksiyon. Ancak bunlar arasında özellikle hoca sıfatlı akademisyen meslektaşlarımın olması beni hiç şaşırtmadı.

 

Daha Cuma’nın ve Cuma namazının tarihsel serüvenini bilmeyenlerin, sözüm ona mesleki uygulama derslerinde, öğrencilerine Cuma namazına dair birtakım hezeyanlar dile getirip bayanlara Cuma namazının farz olmadığını söylemesi ve güya üstü kapalı bir şekilde bize göndermede bulunması cehaletin gözler önüne serilmesi bakımından benim için sevindirici. Söylemek istemem, ancak ne derece cahil ve boş olduklarını ve dahi ünvanlarının altında ezildiklerinin göstergesi. Peşrev çekip unvan alınca olacağı budur. Yeri gelmişken söyleyeyim, YÖK’ün doçentlik sınavlarının tam bir kepazeliğe dönüştüğü kanaatimi de bu vesile ile dile getirmiş olayım.

 

Gelelim asıl meseleye;

 

1. Kadınlara Cuma’nın farz olmasının gerekçesini, bizim akıllılarımız onların o saatte meşguliyetleriyle izah ederler. Şu hale bakın. Peki, sair günlerde öğlen vaktinde meşgul olmazlar da sadece Cuma günü iki rekatlık namaz için mi meşgul olurlar? Cemaat sadece erkeklerden mi olur veya oluşur? Bu ne biçim mantık ve kafa yapısı, Allah aşkına?

 

2. Bu gerekçeyi dillendirenler Cuma namazıyla ilgili ne derece cahil olduklarının bile farkında değiller. Beyler yine söyleyeyim, Peygamber Medine’ye gelmeden önce buradaki Müslümanlar Cuma kılıyordu. Resûlüllah gelince bu uygulamayı benimsedi ve devam ettirdi. Nihayet Peygamberliğinin son yıllarına doğru nâzil olan Cuma suresiyle de, bu namaz farz olarak belirlendi. Kısaca ilgili âyet inzal edilene kadar öğlen namazı vaktinde, Müslümanlar kadınlı erkekli toplu olarak cemaa-Cuma namazı (toplu namaz) kılıyorlardı.

 

3. Resûlüllah iki rekatlık namazın ardından hutbeye çıkar çeşitli nasihatlerde bulunurdu. Yani hutbe, şimdi olduğu gibi iki rekat olarak kılınan namazın önünde değil ardındaydı.

 

4. Hutbeyi namazdan önce okuma uygulaması Emeviler döneminde başlatıldı. Peygamberimiz dönemi dahil Emevilere kadar namaz sonrasında hutbe okunuyordu. Emevilerin hutbeyi öne almalarının sebebi ise, daha önceki yazılarımda işaret ettiğim gibi, namazdan sonra Emevi propagandası yapıldığı için ve hayli uzun sürdüğü için halkın dinlemesini sağlamaktı? Buraya kadar söylediklerim benim meslektaşıma armağan olsun ve tepe tepe bu bilgileri kullanabilir. Zira bilgi bana ait değil, insanlığındır. Biz vesile olmuş oluruz ve belki önemli bir cehaletin bertaraf olmasına katkı sağlarız. Ne de olsa meslektaşımız.

 

4a. Dikkat ederseniz Bayramlarda hutbe namazdan sonra okunur. Başlangıçta Cuma'da da uygulama böyleydi. Fakat açıkladığımız malum nedenlerle değişmiş oldu.

 

5. Anlayacağınız Cuma âyetinin inzali Medine’nin son yıllarına doğrudur. O tarihe kadar müminler zaten kadınlı-erkekli namaz kılıyorlardı. Dolayısıyla bayanlara Cuma namazının farz olmadığı gibi bir anlayış zinhar yok. Bunun en büyük delili ayetin inzalinden sonra da kadınların Cumaya/Camiye geliyor olmalarıdır.

 

6. Haddizatında bayanların Cuma günü camiye gelmeleri uygulaması, halifeler zamanında da devam etmiştir. Nitekim hoca meslektaşlarım, Cuma günü bir bayanın Hz. Ömer’e hutbesinde itiraz ettiğini ve Ömer’in de itirazı haklı bulduğunu ballandıra ballandıra anlatırlar. Yoksa itiraz edenler kadın kılığına girmiş erkekler miydi, sayın çokbilmiş meslektaşım?

 

7. Az önce de söylediğim gibi, Peygamber döneminde hutbeler, namazdan sonra okunurdu. Alın size en baba kaynaktan rivayet:

Câbir b. AbdiIIâh dedi ki, “Bir Cuma günü Resûlüllah hutbe okurken şehre bir kervan geliverdi. Resûlüllah'ın ashabı hemen ona doğru koşuştular. Yanında on iki kişiden başka kimse kalmadı. Kalanların içinde Ebû Bekir ile Ömer de vardı. Bunun üzerine Cuma suresinin son şu âyet nazil oldu ve Cuma suresinin son âyetini okudu.”

 

Hemen hatırlatalım Resûlüllah hutbe verirken Msecid’de kalanların çoğu bayanlardır.

 

8. Rivayette işaret edilen âyette Resûlüllah’ı hutbede bir başına bırakanlar şöyle yerilmiştir:

 

“Bazıları bir ticari kâr veya dünyevi menfaat gördükleri, ya da bir eğlence olduğunu görünce, hemen ona doğru koştular ve seni ayakta (hutbede) tek başına bırakıverdiler. Onlara de ki, “Allah katında elde edeceğiniz mükâfat eğlenceden ve ticaretten daha önemlidir. Unutmayın ki, her türlü rızkı veren Allah’tır.” (Cuma 62/11).

 

9. Ebû Davud’dan bir hadis: Nâfi'den rivayet edildiğine göre, İbn Ömer (Hz. Ömer’in oğlu, zühdü, fakihliği ve takvasıyla meşhurdur), Cuma günü namazdan sonra, yerinde durup iki rekat namaz kılan bir adamı görünce ona mani oldu ve şöyle dedi: “Sen Cuma’yı dört rekât mı kılıyorsun? (Hadis’in ravisi Nâfi dedi ki,) Abdullah (b. Ömer) Cuma günü evinde iki rekat namaz kılardı ve "Resûlullah (s.a.) böyle yaptı" derdi. (Ebu Davud, “Salat”, 236, 238)

 

10. Arap geleneğinde bir ticaret kervanı veya savaştan zaferle dönen kervan şehre girerken, sevinç gösterileri yapılır ve halk kutlamalarla kervanı karşılardı. Rivayete göre Resûlüllah hutbe irad ettiği sırada şehre kervan gelmişti. Kimi iddialara göre ise o süreçte kısmen bir kıtlık vardı. Ticaret kervanı gelince, bir şeyler elde etmek veya erkenden bir şeyler temin etmek için insanlar hutbe dinlemeyi bırakıp kervana doğru koşmuşlardı. İlgili âyette Resûlüllah’ı terk edenlerin bu tavrı yerilmektedir.

 

11. Peki Resûlüllah döneminde Cuma kaç rekât kılınıyordu? Hemen söyleyelim, sadece iki rekat. Evet, yanlış okumadınız sadece iki rekât.

 

12. Malum olduğu üzere Medine’ye hicrete kadar namazlar zaten iki rekâttı. Kesin tarih verilmez, fakat hicretin ikinci yılına doğru Resulüllah iki rekâtı dörde çıkarmıştır. Ancak Cuma namazını çıkardığına dair herhangi bir bilgi yoktur.

 

13. Diğer namazlarda olduğu gibi, Resûlüllah öğlen namazı veya Cuma namazı öncesi ve sonrasında, evinde kimi zaman iki, kimi zaman dört veya altı rekât sünnet diye bildiğimiz namazları kılıyordu. Ancak dikkat edin bunları evinde kılıyordu. Bu uygulamasından hareketle Cuma öncesi ve sonrası dört rekat sünnet kıldığına dair yorumlar yapılmış ve öylece uygulanagelmiştir.

 

14. Peki, sadece iki rekat farz kılınsa Cuma kılınmış mıdır? el-Cevap, evet kılınmıştır.

 

15. Sünnetleri de kılarsak ne olur. Söyleyeyim nurun alâ nur olur. Yani elbette ki, iyi olur, fakat mazereti olan kılmazsa ve sadece iki rekat kılarsa Cuma kılmış olur mu? Elbette ki, kılmıştır ve herhangi bir sorumluluk yoktur.

 

16. BU gün camilerde kılınan Cuma namazları, tabirimi mazur görün tam bir curcuna. Genel uygulamaya göre, dört rekat öncesinde, iki rekat farz, bundan sonra ise dört rekat sünnet, dört rekat zuhrei ahir, iki rekat da vaktin sünneti diye bilinen namazlar kılınır.

 

17. Devasa kuruluş Diyanetimizin ballı-börekli hocaları (sorumlu tabakayı kast ediyorum), aman aman bir tatsızlık çıkmasın diye, bir türlü eski fetva ve uygulamalardan vazgeçip, insanımızın din konusundaki sorunlarına çözüm bulma gereği duymazlar. Böyle bir dertleri de yok gibi.

 

18. Bu nedenle halkın kimisi yetişemediği için ve de işi olduğu için sadece Cuma’nın farzını kılıp iki rekatla camiden ayrılır. Çoğunluk ilk dört sünnet kılar. Ancak Cuma sonrası tam bir curcuna yaşanır. Zira kimisi farzdan sonra benim gibi hemen çıkar. (Ben şahsen farzdan sonra çıkar, vaktim varsa odamda veya evinde kılarım). Kimisi dört rekat kılıp çıkar, kimisi zuhrei ahir ve müteakiben iki rekat daha kılıp çıkar.

 

19. Halbuki insanımıza bu işin aslı esası söylense ve ümmet-i Muhammed (as) de, kargaşadan kurtarsa acaba ne olur? Mesela zaten dört rekat sünnet kılınıyor, iki rekatlık farzdan sonra çıkılabileceği ve Cuma’nın kılınmış olduğu, ancak vakti olanların dört rekat daha kılınıp çıkılabileceklerine dair açıklama yapılsa ve uygulamaya geçilse ne olur? Beğenmediğimiz Vehhabi Suud’larda bile bu uygulama yürürlükte.

 

20. Sonuç;

 

olarak Cuma namazı bayan-erkek her akıl sahibi ve reşit insana farzdır ve artık bu hususu yüksek sesle dillendirmeliyiz. Böylece Allah’ın dinine yapılan siyasi müdahalenin de önüne geçilmiş olur. Elebtte ki, bu sorumluluk başta resmî dini temsil eden Diyanet yetkililerinindir. Fetva makamı onlar, biz değiliz. Yer gelmişken hemen belirteyim, bunlar benim düşüncelerim, kimseyi bağlamaz. Din de değil, tabii ki, En doğrusunu Allah bilir düsturunu her zaman dillendiririm.

 

21. Âyetteki “Yâ Eyyühellezîne âmenû… Ey İman edenler” hitabı, sadece erkekler için midir? Kadınlar bu hitabın nasıl olur da dışında kalır. Arapça bilenler bilirler, Arapça’da bayanlara yönelik hitap farklıdır. İngilizce’deki gibi. Şayet bayanlara yönelik bir sınırlama olsaydı, Allah onlara veya erkeklere yönelik hitap kullanmaz mıydı? Haşa Allah bilmiyor muydu sizin dile getirdiğiniz ucube gerekçeyi? Yoksa (haşa) unuttu da siz mi eksik gideriyorsunuz? El insanf ve el iz’an.

 

22. Keza âyette işaret edilen, namazı bitirince “Allah’ın size lütfundan nasibinizi arayın ve Allah’ı çokça anın ki, kurtuluşa eresiniz” (Cuma 62/10) hitabı, sadece erkekler için mi? Siz ne biçim dinar ve mesleki anlamda üstelik Hocasınız!!! İnsan mesleğine ve inandığı dine nasıl bu derece hoyratça ihanet eder?

 

23. Geçen gün bir bayan öğrencim derste, ilgili açıklamayı hatırlattı ve bayan olmanın da avantajıyla bu hitabın bayanları da ve bayanların çalışmasının önünde bir engel olmadığına delil kullanılabileceğini söylemişti. Doğrusu çok mu çok hoşuma gitmişti. İsmini bilmiyorum ama kendisine bu vesile ile teşekkür ediyorum. Umarım çiçeği burnundaki bu gibi bayan ilahiyatçıların sayıları artar.

 

24. Aklıma gelen son not: Emevi halifeleri siyasi propaganda aracı olarak kullandıkları hutbeyi dinletebilmek için, Resûlüllah’ın yaptığının aksine hutbeyi namazdan önceye aldıkları gibi, aynı zamanda hutbeyi de iki rekât namaz gibi göstermişlerdir. Çocukluğum döneminde bu uygulama aynen devam ediyordu.

 

25. Bir anekdot: Allah rahmet etsin, yetiştiğim köyün ‘Hasan Hoca’ diye bir hocası vardı. Yeni yetme genç olduğumuz dönemlerde camiye gittiğimizde, hutbenin de iki rekât namaz olduğunu söyler ve hutbeyi bitirip inerken, tıpkı namaz sonundaki gibi cemaate sağa-sola selam verdirirdi. Rahmetlik hocayı tanıyanlar veya peşinde Cuma kılanlar bunu hatırlayacaktır. Bakın Emeviler döneminde dine yapılan müdahale, bu döneme kadar nasıl din diye gelebilmiş.

 

Hepinize kalbi teşekkürler. Vahap Bey dostuma ise, ayrıca minnettarlığımı ifade ediyorum.

 

İsrafil BALCI

Google+ WhatsApp