‘Su baronları’...

‘Su baronları’...


‘Su baronları’...

 

Suriye krizinin başlamasından hayli sonra, Irak’ta gösterilerin yükseldiği bu dönemde ve İran’da daha büyüyecek eylemlerle birlikte, Türkiye elindeki en ‘tehlikeli silahı’ hatırlamaya başladı...

Son harekâtın coğrafi konumlanışı “Fırat”ın Doğusu ve isminin de Barış “Pınarı” olmasına, yine Suriye ve özellikle de İsrail’in özel ilgisine rağmen, “su” aklımıza yeni geliyor...

MİLGEM projesinin ilk gemileri suya indiğinde, “hayalet” özelliği dahil bir seri yeni ve yüksek teknolojiye sahipti. Ama bölgedeki kimi küçük ülkelerin medya organları, “deniz suyundan temiz su elde etme” yeteneğine odaklanmıştı...

Bu bölgede “su” hayatidir. Savaş nedenidir. Savaş silahıdır...

***

Nükleer silahı olan ülkelerin ‘kullanırım’ dediği nadir duyulur. Su kozu da öyle. Bölgede yaşanacak büyük savaşın “su” yüzünden yaşanacağına ilişkin sayısız çalışma kamuoyuna yansımaya devam ediyor. İklim tartışmaları, eriyen kutuplar yüzünden su gündemde kalmaya devam ediyor...

Biz de “su zengini” değiliz. Ama suyu “tutabiliyoruz”. Bırakabiliyoruz da! Unutsak da bölgedeki herkesin hatırlaması lazım.

Türkiye’nin gündemine suyu üst sıradan sokmak zor. Ancak su sadece jeo-politik bir silah değil. Petrolden bile değerli.

Bu yüzden masaya gelmesi gerekiyor. Hem Jeo-stratejik bir kart olarak hem bölgenin kısa vadeli geleceğindeki değeri ve kıtlığının yaratacağı risk nedeniyle...

Belki şu notlar hepimizin ilgisini-barajlardaki ve pet şişelerdekiler dahil-”su”ya çeker...

***

“Goldman Sachs, JP Morgan Chase, Citigroup, UBS, Deutsche Bank, Credit Suisse Bank, Barclays Bank, Blackstone Group, Allianz, HSBC, Morgan Stanley, Carlyle Group gibi ‘mega bankalar’, yatırım fonları, kimi multi-milyarder “aileler”, binlerce dönüm alanlarda yeraltı suyu rezervuarları, göller, su hakları, dünya çapında su mühendisliği ve teknoloji şirketleri satın alıyorlar”...

“Küresel su sektörü iç içe geçmiş global bir sermaye kullanıyor”. Yani organizeler. Farklı kurumlar ulusal sınırları aşıyor, bir araya geliyor, ortaklık kuruyor, su sektöründen pay alıyor. Buna devletlerin altyapıları ve şişelenmiş su sektörleri dahil!..

Petrol bir yana, hangi ülke veya şirketler ne satarsa alıyorlar. Su artık mega trend!

Petrol gibi suyun tedariki de sınırlı. Ama petrol ikame edilebilir. Su?..

Sadece 6 yıl sonra dünya nüfusunun yüzde 66’sı ‘su stresi’ altında yaşayacak...

2023 hedefli Türkiye’nin, 2025 yılında bu stres altında kalmaması, hatta stresi yöne(l)tmesi için hızlı hareket etmesi gerekiyor.

***

JP Morgan Chase Bankası, daha doğrusu bankacılık imparatorluğu, dünya çapında su ve altyapısı satın alıyor-ki Rockefeller ailesine aittir. David Rockefelller bilindiği gibi Bilderberg, CFR ve Trilateral Commission (Üçlü Komisyon) üyesidir. JP Morgan’ın analistlerine göre su altyapısına 10 yılda harcanacak para yaklaşık 22 Trilyon dolardır! Ve bu eski bir analiz.

Peki suyun gerçek değeri?

Bilinmiyor.

***

İlginç bir vaka, bu “hesapların” nasıl ve hangi vadelerle yapıldığı, hangi güçlerin kullanıldığı hakkında sağlam ipucu veriyor...

“2005 ve 2006 yıllarında iki ABD Başkanı çıkaran Bush ailesi devasa araziler alıyor. Tam rakam; 298 bin 840 hektar! 200 binlik bölümü Baba Başkan Bush almıştı. Geri kalan arazi de torunu, oğul Başkan Bush’un kızı tarafından alındı. Arazi, Bolivya, Brezilya ve Paraguay sınırlarında, Arjantin’den de geçiyor. Bu arazi sadece Güney Amerika’nın değil, dünyanın en geniş yeraltı su kaynakları/deposudur; 40 bin ‘kilometre’ küp”!..

***

Sorunun iç kanama yaratan boyutu şu...

Bu devasa şirketler politik gücü ve parayı arkalarına alarak, “su ve suyla ilgili her şeyi” hayata geçirmek, çalışır halde tutmak, yenilerini yapmak zorunda olan devletler ve yerel yönetimlerin bunlar için dermanı olmadığını biliyor. Bu yüzden hepsine inanılmaz tekliflerde bulunuyorlar ve teslim alıyorlar.

Üstelik doymak bilmez iştahları için yıllardır hazırlanıyor, her yerden büyük para topluyorlar. Adı geçen kurumların son 20 yıl içinde yazdıkları raporlar ve analizler suyla ilgili “her şeye” göz diktiklerini gösteriyor.

Bu yüzden su ve su altyapısı özelleştirmeleri dur-durak bilmiyor. Konunun uzmanları da böyle bir gücü durdurmanın artık zor olduğunu yazıyorlar.

***

Su özellikle Ortadoğu’da yaşanan krizleri konsolide edebileceği gibi çözüm yollarına katkı sunabilecek bir kart. Aynı zamanda Türkiye’nin ve her ülkenin kendi “iç suları”nın akışını kontrol etmesi gerekiyor.

Hindistan, Çin gibi ülkeler fiziki yapıları, nüfusları, altyapı eksikleri, su ihtiyaçları nedeniyle zaten ağır baskı altındalar. Türkiye de öyle...

Malum bir sürü bölgesel, uluslararası dert var başımızda. Ama su da sudan bir mesele değil...

(Bu makalenin yazılmasında geniş ölçüde, “The New ‘Water Barons”: Wall Street Mega-Banks are buying up the World’s Water”, Jo-Shing Yang, Global Research” çalışmasından yararlanılmıştır. Türkçesi için; “Yeni Su Baronları: Mega Bankalar Dünyanın Suyunu satın alıyor”, Kasım 2019, Turque Diplomatique.”)

yeni şafak

Google+ WhatsApp