Stratejik Kartlar yükselen güçleri sürükler…

Stratejik Kartlar yükselen güçleri sürükler…


Dışarıya bakarsanız Neo-Osmanlı arzulara dayanıyor, içeriye bakarsanız “yalnızlaşmış Türkiye” deniyor. Yaşanan, Türkiye’nin soğuk savaş sonrası dönemde bölgesel güç olarak yükselişidir…

Bu yükselişin içinde ‘kimi eski hesapların’ kapatılması olabilir. Bunların tamamı, bilerek yanlış hesaplamaya devam eden, ödenmiş faturaları tekrar tekrar önümüze süren hatta üzerine yeni faiz yürütenler yüzündendir.

İçeridekiler ve efendileri için kötü haberler bitmiş değil; ‘çok kutupluluk’ diye üst başlık açılan küresel gidişatın alt başlıkları “adaletsizlik ve fakirlik” olduğu için daha fazla ülke/insan Türkiye gibi davranmaya başlayacak.

Jeopolitik bir gerçeklik var ortada ve helvadan put reel politiğe tapan abilerinin söylediğine kanan kimi ülkeler, “Türkiye bizi topraklarına katacak” diye eyvahlanıyor. Hoş, onlardan iyi yöneteceğimiz aşikâr ama sadece Ermenistan örneğini çözseler gerçek durumu görürlerdi. ‘Neden Ermenistan için süper güçler dahil kimse kımıldayamıyor’u merak etseler, Türkiye gerçeğini anlarlardı…

***

Türkiye’nin bölgede daha güçlü profil göstermesinden Rusya’nın rahatsız olması doğal. Rusya bir yandan da Türkiye ile ‘neredeyse stratejik’ ilişkilere sahip…

Moskova, NATO, ABD hatta AB ile anlaşmazlıklarından sıcak denizlere ilişkin beklentilerine kadar Türkiye ile yakınlaşması, Suriye’deki varlığı, Libya’da herkesin dokunabileceği gölgesi ortadayken, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinden rahatsızlığını sürdüremez. Gerçekçi olmaz. Aksi takdirde başta ABD, Batı’ya “ders verir gibi, başlarına vura vura” tekrarladığı çok kutupluluğu savunamaz.

Şartları oluştuğu halde Erivan’a kimsenin dokunduğu yok. Türkiye ya da Azerbaycan tenezzül etmez. Kim ‘dokunuyorsa’ Kremlin onunla hesaplaşmalı. Ama Azerbaycan’ın hakkını almasına artık mızmızlanmamalı…

Türkiye’nin ABD ve Rusya’ya bu konuda yapabileceği son jest, Kasım’daki Başkanlık seçimlerine kadar Beyaz Saray’ın Ermeniler karşısında mahcup duruma düşmesini ertelemektir. Putin’in de bunu yaptığı hissediliyor.

Bunun dışında Ankara’nın korkacağı bir olasılık yok. Türkiye, S-400’leri aktif hale getirip, füzelerini ateşleyebiliyorsa, yani, “testler yapılırsa sonuçları çok ağır olur” diyen Amerika’ya direnebiliyorsa, Rus baskısına haydi haydi direnir.

***

Peki Ruslar gerçekten mızmızlanıyor mu?..

14 Ekim…

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki görüşme muhtemelen bir yere vardı. ‘O yer’ neresidir flu ama süreçteki en önemli temastır…

Bakü yönetiminin, “Türkiye masada olacak” söylemi ile Azerbaycan-Ermenistan krizi ve Dağlık-Karabağ’ın nereye varacağı bir yere bağlanmış hissi var. Azerbaycan’ın Ermenistan’da kalan haklarını almasında ve Suriye’de tazelenen bir Rus-Türk işbirliği en ideal olanı…

Ama bunun giriş-gelişme-sonuç bölümleri, günlerdir tartışma programlarında veya köşe yazılarında boğulmuş cüce bilgi paketlerinden oluşmuyor…

***

Moskova şunları görmüyor olabilir mi; etraflarında bir istikrarsızlık halesi ortaya çıktı. Üç ana parça sayabiliriz; Belarus-Dağlık Karabağ-Kırgızistan…

Ara parçalar da ana parçalar kadar kritik; Ukrayna (Cumhurbaşkanı Türkiye’yi ziyaret etti ve savunma anlaşmaları imzaladı)-Romanya ve Bulgaristan (ABD bu iki ülkeyle, Almanya’dan asker getirmek ve üsler kurmak dahil Ekim ayı içinde anlaşmalar imzaladı)-, hem Kafkaslar hem Karadeniz için koçbaşı konumundaki Gürcistan. El tutan işler olarak Libya ve Suriye’yi de dahil edebilirsiniz…

Parçaların her biri Rus ulusal güvenliği için hayatidir. Buralarda zafiyet görüntüleri güç vitrinini kırar. Azerbaycan da, Kuzey Kafkasya ile sınırı olduğu sürece Rusya için büyük vazgeçilmezdir ve Türkiye ile ‘bir olması’ değerine çarpan etkisi yapmıştır…

Ankara, Bakü ile stratejik ortaklık oluşturmak için son birkaç yıldır sürekli çaba sarf etti. Ermenistan kriziyle birlikte bu çaba Batı tarafından, Türkiye’nin Rusya’ya komplo kurduğu ya da radikal unsurları Kafkasya’ya enjekte ettiği iddiasıyla küresel kamuoyuna servis edilmeye başladı. Bunun doğru olup-olmadığını en iyi Ruslar biliyor! Tabii yayanların amacını da…

‘Türkiye-Azerbaycan ekseni’ni ve küresel etkisini ilk bu köşede okudunuz ve tekrar altını çizelim, potansiyeli kestirilemez ölçüde büyüktür!..

Rusya bu kadar çok kriz alanında Türkiye’yi karşısına alma riskini düşünmemeli. Bu alanların her birine Türkiye bir şekilde zaten dahil. Artı, iki ülke ilişkilerinin ulaştığı seviye ve Ankara’nın Batı ile ilişkilerinin eskiye değilse dahi “normalleşme” ihtimali Kremlin’i “elini kovana sokmaktan” uzak tutmalı. Doğrusu da budur. Görünen, “sum of all fears” diyelim, “tüm korkuların toplamı”, Rusya ve İran’ı Astana’nın yeniden kutsanması noktasına sürüklediğidir. Aliyev’in İran’ı kayıran açıklamaları da aynı bağlamda okunmalıdır.

Rusya, Türkiye’yi kaybetmenin “tüm cephenin” çökmesi anlamına gelebileceğini görüyor hatta başından biliyor! Ankara ise bunu samimi olarak istemedi. Krizleri Rusya ile yönetmenin avantajlı olacağı ortada. Moskova’nın rahatsız olmasına yapacak bir şey yok çünkü bu doğal süreç. Türkiye’nin elindeki kartlar o kadar çok ve güçlü ki, neredeyse kartı tutan eli sürüklüyor. “Yükselen güç” zaten böyle bir şey demek…

Mesela, Rusya üsteleseydi Almanya da devreye girecekti. Son AB zirvelerinde Türkiye’ye karşı Fransa-Yunanistan-Rum talepleri gündeme geldiğinde-her seferinde-onları ezdi! Üstüne, Macron’un bile neredeyse Türkiye lehine açıklama yapmasını teşvik etti!

En kalın puntolu başlık, yaşananların ABD-Rus jeopolitik mücadelesi olduğudur. Süreç içinde yaşanan birçok şüpheli olay da Amerikan kumaşındandır…

Taraflar bunu merkeze alarak yürümeli…

Google+ WhatsApp