Sözü Dinleyip En Güzeline Uymak

Sözü Dinleyip En Güzeline Uymak

İnsanoğlu doğası gereği, içinde bulunduğu ortamdan ve bu ortamdaki diğer insanlardan etkilenen bir yapıya sahiptir. Bu durum hem iyi, hem de kötü sonuçlara gebedir. Bizler, içinde yaşadığımız toplumun doğru ve faydalı etkilerinden yararlanabildiğimiz gibi yanlış ve zararlı etkilerine de maruz

Sözü Dinleyip En Güzeline Uymak

 

İnsanoğlu doğası gereği, içinde bulunduğu ortamdan ve bu ortamdaki diğer insanlardan etkilenen bir yapıya sahiptir. Bu durum hem iyi, hem de kötü sonuçlara gebedir. Bizler, içinde yaşadığımız toplumun doğru ve faydalı etkilerinden yararlanabildiğimiz gibi yanlış ve zararlı etkilerine de maruz kalabiliyoruz. Bunu birçoğumuz çeşitli seviye ve şekillerde bizzat yaşamış, bazen faydasını bazende de zararını görmüşüzdür.

Toplumsal etkinin sonuçları bizlerde, bazen ilk bakışta ürktüğümüz bir durumu, toplumsal tecrübeden yararlanarak çabucak atlatabilmemize yarayabildiği gibi bazen de normal şartlarda üstesinden gelebileceğimiz bir engeli, toplum hafızasındaki olumsuzluklardan etkilendiğimiz için başarısızlıkla sonuçlanacak bir duruma da sebep olabilir. Belirli bir bilince ulaşan birey, bu iki durumunda farkında olup olumlu etkilerinden faydalanmayı, olumsuz etkilerinden sakınmayı tercih eder. Ne toptan kabul ne de toptan ret, her ikisi de yanlıştır.  Özgür ve özgün olacağım diye toplumsal tecrübeyi bütünüyle reddetmek ya da daha güvenli diye toplumsal kabullenişe hiç sorgulamadan razı olmak ifrat ve tefrittir.

Söz buraya gelmişken iki farlı tipoloji üzerinden giderek konumuzu biraz daha açalım.

İnsanları, ‘‘el ne der’’ kaygısına mahkûm olanlar ve ‘‘el ne der’’ kaygısına her halükarda karşı duranlar olarak ikiye ayırabiliriz. Birinci gurup bu kaygıyı adeta putlaştırmıştır ve hayatı hakkında en basit mesele de bile tek belirleyici merci ‘‘el ne der’’ durumudur. İkinci gurupta ise işler tam tersi olup çok önemli bir konuda bile toplumun tecrübesine sırt çevirir ve ‘‘bana ne elden ne derlerse desinler’’ der.

‘‘el ne der’’ kaygısına mahkûm olanlar:

Bu gurup için merhum Ali Şeriati’nin ‘‘toplum zindanı’’ nitelemesi tam isabet bir durum tespitidir. Kendi elleri ile oluşturdukları bu zindan o kadar kapsayıcıdır ki bırakın harici bir hayatı, en basit bir eylemi bile bu kaygıdan bağımsız yerine getiremezler. Bu mahkûmiyet hem madden hem de manen derin etkilere yol açar bağlılarına. Örneğin hiç gücü olmadığı halde, sırf ‘‘el ne der’’ kaygısı ile boyundan büyük harcamalarla düğünler yaptığına, hatta belki de hiç kullanmayacağı eşyaları aldığına şahit olursunuz. Ya da özellikle kurban bayramlarında sanki din çok umurundaymış gibi yapar ama aslında ‘‘el ne der’’ kaygısı kaynaklı borç para ile kurban keser. Sadece filancalar kınamasın diye fuzuli maddi sıkıntılar zorunluluk haline gelmiştir bu gurubun insanları için. Özgür düşüncenin hayali bile kurulamaz, tamamen toplumsal kanaatlere hapsolmuş bir düşünce dünyasına sahiptir bu gurubun insanları. Hep başkaları için yaşar, asla kendinin ne düşündüğü, nasıl yaşamak istediği önemli değildir. Bu başlığa dip not: El ne der kaygısının bazen kişiyi yanlışa gitmekten koruduğunu da unutmamak gerekir.

‘‘el ne der’’ kaygısına her halükarda karşı duranlar:

Bu gurup yukarda da değindiğimiz gibi, özgür ve özgün olma meselesini o kadar çok abartır ki başka bir mahkûmiyet kendisi için kaçınılmaz olur. Bu gurup için de yine Ali Şeriati’nin bir diğer tespiti ‘‘Ben Zindanı’’ tanımı uygun olur kanaatindeyim. Toplumun zaman içinde oluşmuş deneyimleri ve bu deneyimler sonucu ortaya çıkmış kazanımlar o kadar umurunda değildir ki bu gurubun insanı için gerekirse Amerika yeniden keşfedilmeli ama asla ‘‘ellerin sözüne’’ kulak asılmamalıdır. yetmez hızlarını alamayıp yüzyıllar içinde oluşan gelenekleribile reddedecek duruma gelirler bunlar. Ne adına, el ne der kaygısından bağımsız, sözde özgür ve özgün bireyler olma iddiası adına. Bu gurubunda ilk gurup gibi maddi ve manevi kayıplara uğramaları kaçınılmazdır. Çünkü hayatta her deneyimi, ellerden bağımsız olma adına yeniden satın alacaklar ve yeniden tecrübe edeceklerdir ki bu büyük bir kayıptır. Oysa ‘‘müminler bir delikten iki kere (aynı yılana)sokulmazlar’’ mealinde ki söz, durumu ne de güzel açıklıyor. Yani akıllı insan aklını kullanan değil, başkalarının da aklından istifade edendir. O halde özgürlük ve özgünlük adına, el ne der kaygısı kapılmama adına, nelerden vazgeçtiğimizi bir kez daha düşünelim derim. Bu başlığa dip not: özgür ve özgün birey olma adına toplumsal kazanımlara sırt çevirirsek, her işi sıfırdan yapmaya ne ömrümüzün ne de imkânlarımızın yetmeyeceğini de bilmemiz gerekir.

Orta yolu tutma adına;

Ne toplum zindanına mahkûm olacağız ne de benlik zindanına. Ne el ne der putuna, ne de el ne derse desin vurdumduymazlığına. Toplumun kendi ürettiği cahili (sözde)değerlere prim vermek, bu değerlere esir olmak apaçık bir yanlıştır. Bununla beraber ne kadar cahil olursa olsun toplumların marufu önceleme refleksi diye bir şey vardır ki asırlardır yaşanarak gelen, doğruluğu bizzat yaşanarak tescil edilen değerlere sırt dönmekte yanlıştır. Allah’ın bize sıkça hatırlattığı gibi akledeceğiz ve her iki uç noktaya da sapmadan, orta yolu yakalama adına kafa yoracağız. Dinin meşru dairesi içinde kalan toplumsal değerlere sahip çıkmak, ne ayıp ne de günahtır. Buna karşın dinen meşru olmayan toplumsal çıkarımlardan uzak durmak ve reddetmek olmazsa olmaz bir görevdir. Orta yolu bulma adına kendimizi mutlak suretle yetiştireceğiz. Rabb’imizin kitabı ve Resullullah’ın örnekliği ışığında bir yol tutmalıyız. Sözün de eylemin de doğrusu ile yanlışını birbirinden ayırt edebilme adına ve ne topluma mahkûm, ne de toplumdan gayri olma adına Allahın ipine sımsıkı sarılmalıyız.

…insana sözü dinleyip en güzeline uymak düşer.

 

 
aykut akça
iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp