Sözü boşa savurmak yerine işimize bakalım

Sözü boşa savurmak yerine işimize bakalım


Dört bir yanımız ve zamanımız boşa geçiyor, israf ediyoruz. Zaman kıymetli, giden geri gelmiyor. Her anı dolu geçirmeliyiz. Başkalarının dalgalarına kapılmaktansa çırpınacağımız, yüzeceğimiz suları biz dalgalandıralım. Biz işimizi yapalım, düşünelim, üretelim, hayata geçirelim güzellikleri ve iyilikleri.

 

Başkalarının dalgalarına kapılmaktansa küçük de olsa kendi dünyamızda, suyumuzda var olalım. Sorunumuz kendimizi olamama, başkalarını belirledikleriyle avunma ve dalgalanma.

 

Gerçekler ne ise onlarla yüzleşelim, ne gerçeklerden ne de kendimizden kaçalım. Zorluklar ancak böyle aşılır. Yapılması gerekenler o zaman yapılır yerine getirilir.

 

Ortam çok kirli, yabancılıklar, bizi ilgilendirmeyen konular, işler bizi fazlasıyla oyalıyor. Geleceğe iz bırakmanın tek yolu kendi kendimiz olmamız ve yapacaklarımız.

 

Düşünce dünyamızı bulandıranlardan uzak durulmalı. Uzun bir yol koşusundayız. Yoruculuğu olacak elbette. Hayatta emek verilmeden elde edilenlerin ne tadı olur, ne de insanda huzur bırakır. Hak edilmeyenler insanın daima ayak bağı olur.

 

Kendi dünyamızda oluşturacaklarımız bize haz verir, tat verir, lezzetli olur. Alnımızın terleri, emeklerimiz, ellerimizin nasırları, zihinlerimizin yorgunlukları eserlerimizi oluşturur. Kendimiz iş yapmadan başkalarının yaptıklarıyla övünmek, yerinmek hiçbir yarar sağlamaz.

 

Medya, reklâm, olaylar bizi fazlasıyla savuruyor. Bizi biz olmaktan çıkarıyor. Kendimiz yapamadıklarımızı düşünmek yerine yapılanlarla avunuyoruz.

 

Bir milleti en çok meşgul eden kendisine ait olamayanlarla olması, oyalanması ve avunması. Geçmişte olan hataları, yanlışları eleştiriyoruz ama yapılması gerekenleri biz yapmıyoruz. Biz geçmiş zamandan sorumlu değiliz, bugünden ve kendimizden sorumluyuz. Geçmiş geçip gitmiştir, bugünü yaşıyoruz. Bir yapının duvarlarına tuğlalar örülürse tamamlanır.

 

Okumaktan ve düşünmekten kaçıyoruz. Bize ağır geliyor sanıyoruz, çekiniyoruz ya da bir şeyler yapamamaktan. Yapılmayan bir iş iş değildir. Yapılanlar eksik, yanlış veya mükemmel olmayabilir. Yapıla yapıla daha iyileri gerçekleştirilir.

 

Geçmişteki öncülerimizle, hatta yüzyıllar önce yapılmış olanlarla övünüyoruz, hakkımız ama bu, bir yere kadardır. Çünkü onların başlattıklarını sürdürmek bize düşer.

 

Genç bir kuşak, dinamik, elinin altında sınırsız bir alan var. Herkesin kendine göre yapacakları var. Hemen herkes aynı işi yapmak zorunda değildir. İnsanın ne gücü ne yetenekleri buna uygun. Kadın kadındır, erkek de erkek. Yaratılışları onların yapabileceklerini gösterir, yapamayacaklarından sorumlu değildirler. Her insan da böyledir bu konumdadır.

 

En iyi olmak bir nasip işi. Ama emek verilerek, çaba gösterilerek yapılabilir. Durduk yerde hiçbir iş kendi kendine olmaz, iş yürümez. Yol yürünerek aşılır. Sarp yollar gözü korkutuyorsa kişinin hiç yola çıkmasın olduğu yere çakılıp kalsın.

 

Başkalarının yanlışlarını eleştirmek kolay ve hatta büyük bir yanlış.

 

İnsan için en tehlikeli olan kör bakış, görememe, ya da görmezlikten gelme. Kahramanlıkları başkalarından bekledikleri için ancak ortaya çıkanlara tapınma ve bir adım atmama. Sanki o kişi her şeyi yapmak zorundaymış gibi. O zaman o kimsenin yanlışlarını, hatalarını ve hatta uçuruma sürüklenişlerinin ortağı olmuş oluyor. Kendi kendisini tüketiyor ve yok ediyor. Bir yerde bir yanlış var, ki vardır ondan uzaklaşmak en doğru ve iyi olanını bulmakla yükümlüdür. İnsanlar nas konumunda değildirler. Eğer yanlışları sürekli istifleniyorsa orada kalmanın hiçbir anlamı olmaz, değeri de yoktur.

 

Dünya tamahı, hırsı, modernlikler, eşya insanın ruhunu karartıyor, onlardan başka bir şey üzerinde ne düşünüyor ne de kafa yoruyor. Ne yapıp edip onlara sahip olmak istiyor. Bu da bir yanıltmaca ve aldatmaca.

 

İnsan belli bir duruma düşünce, bunların hiçbir anlamı olmuyor. Geçen geçip gidiyor, ömür tükeniyor, geriye bir şey kalmıyor. Geriye dönüp bakıldığında var ise bir eseri bir tek o kazancı oluyor.

Google+ WhatsApp