Sözden Bombalar

Sözden Bombalar


Okan 20 yaşında bir genç… Hemen her gün sabahın erken vaktinde kalkıyor ve elindeki çekeceği ittirerek hedefine doğru yürüyor… Hiç kimse ile göz teması kurmuyor, başını çevirip sağına soluna bakmıyor dalgın vaziyette ilerliyor… Sanki koca dünya boşaltılmış da içinde tek başına kalmış gibi yaşıyor. Kimseyi umursamıyor, kimse ile yan yana gelmek istemiyor. Çocukluğundan beri maruz kaldığı küçümseyici bakışlardan kaçıyor ve kendini değersiz bir eşya gibi hissediyor.

 

Bir süredir yaşadığımız siteye geliyor ve atıkları topladıktan sonra aşağı doğru süzülüp gidiyor. Geçtiğimiz hafta cesaretimi topladım ve tanıştım onunla… Önce mesafeli davrandı, sonra güvendi ve çekeceği bırakıp elini uzattı ve “Bak görüyor musun abla, elim kesildi, bizim işin birçok riski var, çöpler mikrop saçıyor ama ekmek parası deyip dalıyoruz işte…” dedi. Sargı bezi ile sımsıkı sarılan sağ eli çöplere dalmış ve kirlenmişti keşke birkaç gün ara verseydin dedim… Başını kaldırdı ve “Böyle bir şansım yok abla, evdekiler ekmek bekliyor” dedi. Belli ki hayallerini ve beklentilerini içine gömmüş eve ekmek parası götürebilmek için bu riskli işe başlamıştı.

 

Okan sorduğum sorulara cevap verince cesaretim arttı ve çok gençsin bir meslek edinebilir ve daha rahat bir işte çalışabilirsin dedim ama bu ifademden hiç hoşlanmadı ve “Yok abla biz atalardan beri atık toplarız, çiçek satarız, bunun dışında bir şey bilmeyiz, zaten kim bize iş verecek, bilirsin Romanlar adamdan sayılmaz” dedi…

 

20 yaşında bir gencin hayalleri nasıl olmuştu da küllenip gitmişti. Kim bilir hangi ezici bakışlara ve hangi aşağılayıcı tavırlara maruz kalmıştı? Başının üzerinden geçen kurşundan sözler kim bilir hangi umutlarını alıp götürmüştü? Okan atasından devraldığı ezilmişlik duygusunu kalbine değen kurşundan sözlerle daha da pekiştirmiş ve kanatlarının kırıldığına inanmıştı. Uçma potansiyelinin olduğunu reddetmiş ve uçabilmek için hiçbir çaba göstermemiş, yenilgiyi kabullenmişti Okan…

 

Zayıf bırakılmış, ihtiyaçlı hale gelmiş bireyleri ifadeleri ile bakışları ile ve tavırları ile ezen zorbalar bu insanların kendilerine olan inançlarını zedeliyor ve cesaretlerini kırıyorlar. Zayıf ve başarısız olarak damgalanan bu insanlar uçamayacaklarına, uçabilecek güce sahip olamadıklarına inanıyor ve kanatlarını indiriyorlar.

 

Romanlarla yakınlığınız olmamıştır belki ancak Roman deyince zihninizde çiçek satan, atık toplayan, şarkı söyleyen ve alt sınıflarda yer alan bir topluluk mutlaka canlanır ve bu insanların eğitim alıp daha farklı alanlarda çalışabileceklerine ihtimal vermezsiniz. Farkında olmayabilirsiniz ama sizin bu çarpık düşünceniz bu insanların yüreklerine işliyor ve güven duygularını zedeliyor. Nitekim 20 yaşındaki Roman gence, “Eğer istersen farklı bir iş seçebilir ve daha iyi şartlarda yaşayabilirsin” dediğimde, “Hayalim öğretmen olmaktı ama Romanlarda okumak lükstür o yüzden sadece hayalini kurarsınız ama gerçekleştiremezsiniz. Zaten okulda da sokakta da dışlanıyoruz o yüzden kimseye yaklaşmıyoruz” diye karşılık vermişti. Umutları kırılmıştı gencin ve öğretmenlik mesleği onun için sadece bir hayaldi. Oysa normal bir çocuktu o, imkân verildiği takdirde eğitim alabilir ve hayalindeki mesleği icra edebilirdi. Fakat insanların kendilerine yakıştırdığı rolü benimsemişti ve o kabuğu bir türlü kıramıyordu.

 

Bilinen bir gerçektir; zayıflara karşı takındığınız tavırlarınız sizin kişiliğinizin kalitesini ortaya koyar. Zira böyle durumlarda iki duygu öne çıkar, merhamet ve adalet… Eğer merhamet duygunuzu kaybetmişseniz zayıfların üzerine basmaktan keyif alır ve kendinize yapay bir güç atfedersiniz. Fakat tutunduğunuz bu güç sizi kurtarmaz aksine karanlık bir dehlize doğru sürükler ve özünüzden koparır.

Google+ WhatsApp