“Sözde sanatçılar” ve medya

“Sözde sanatçılar” ve medya


“Sözde sanatçılar” ve medya

 

 

“Tenkit” başka, “tezyif” ve “tehdit” başkadır…

“Üç ahbap çavuş” bir televizyon ekranda buluşuyor. Elifi elifine kendileri gibi inanan, kendileri gibi düşünen bir seyirci kitlesinin karşısında Sayın Cumhurbaşkanımızı “tezyif” ve “tehdit”e cüret ediyorlar.

Söylediklerinde, her konuşmada mutlaka olması gereken “fikir, belge, bilgi”namına bir kırıntı bile yok: Hepsi baştan sona “kanaat” ve “hayal” döküntüsü:Milletin yüzde 52’si tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanını bacaklarından asmaktan, zindanlarda zehirlemekten söz ediyor, arada da darbe çığırtkanlığı yapıyorlar.

Hem demokrasi olmadığından (bu da onların kanaati) yakınıyorlar, hem de en ileri demokrasilerde bile nazar-ı müsamaha ile bakılması mümkün olmayan çok pespaye ifadelerle Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar. Tabii büyük bir tepki doğuyor ve savcılık harekete geçiyor. Umarım Türkiye’nin yolgeçen hanı olmadığını böylece öğrenmiş olurlar.

Keşke bu tepkiyi, millet diğer bazı televizyon programlarına ve gazetelere de gösterse…

Bazı kanallar iyice şirazeden çıktı. Akit TV gibi bazı doğru düzgün kanallar hariç tutulursa, ulusal kanalların çoğu “eğlence” adı altında, sapık bir azınlığın hayatını dayatıyor.

Tabii her “eğlence” türünün bir ömrü var: Zamanla kanıksanır, eğlendirmez olur. O zaman kanallar yeni eğlence şekilleri bulmak zorunda kalır. İşi biraz daha ileri götürürler. Derken, toplumun “kırmızı çizgi”leriyle birlikte ahlâk normları da aşılır. Değerler tepetakla olur. Aile mahremiyeti üstünde tepinilir. Kutsallar show malzemesi yapılır.

Bir adım, bir adım daha derken, geldiğimiz nokta düşündürücü: Tüm sınırlar, ölçüler, hassasiyetler aşılıyor. Toplumun değer hükümleri paspas ediliyor. Toplum şiddetin envaı çeşidiyle, ahlâksızlığın en pespaye şekliyle, müstehcenliğin, çarpıklığın ve seviyesizliğin en iğrenç örnekleriyle karşı karşıya...

Üstelik bunlar “modern hayat” gibi sunuluyor.

“Sosyal medya” denen “vahim alan”, daha büyük bir facia! Başıboş, başıbozuk, denetimsiz, müeyyidesiz; alabildiğine “özgür” olduğu içinalabildiğine “tahripkâr”!

Öte yandan, birkaçı müstesna tutulursa, gazeteler cephesi de kötü…

Siyasette “muhafazakâr demokrat” bir çizgi takip eden gazeteler bile birinci sayfalarında “teşhircilik” yapıyor: Bir taraftan “kadın hakları” konusunda hassasiyet gösterir gibi yapanlar bile kadın vücudu üzerinden parsa toplamaya çalışıyor.  

Magazin” adı altında hiçbir haber değeri olmayan karalamaları kimi çıplak kadın fotoğrafları eşliğinde sunuyor, bir anlamda “beyaz kadın ticareti” yapıyorlar!

“Kadın hakları” serenadı eşliğinde, kadını sömürüyorlar.Aslında kadına yönelik en rezil “taciz” budur!

Hiçbir mahareti olmayan, hayata hiçbir katkısı bulunmayan kadınların salt “kadınlık”larını öne çıkaran yarı çıplak görüntülerini ekrana getirmeye ya da sayfalara geçirmeye, “teşhircilik” dışında bir isim bulmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim...

Kırkbeş yıllık bir gazeteci olarak bu durumdan utandığımı da söylemeliyim…

Mesleğe çok emek verdim. Gerekliliğine de çok inanıyorum. Fakat gelinen nokta, yalandan ve kadından para kazanma noktasıdır ki, bu durumdan gerçekten utanıyorum!

Ve artık korkuyorum. Kaba siyaset dışında hiçbir ölçüsü kalmayan gazetecilik mesleği, kendisiyle birlikte toplumsal ahlâkı da kemiriyor!

Alan git gide daha da çirkinleşiyor…

“Sanatçı” yahut “fenomen” kılıfıyla kılıflanmış marjinal insanlar, aile hayatımızın ortasına “tahrip kalıbı” gibi bırakılıyor. O kadar şımartılıyorlar ki, bazı “sözde sanatçı”lar, bu şımarıklıkla, Sayın Cumhurbaşkanımıza en ağır, en iğrenç hakaret ve tehditleri pervasızca savuruyorlar.

Çirkinliğin ve iğrençliğin bu kadarı da fazla artık!..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp