Sosyolojik değişim nesneden insana

Sosyolojik değişim nesneden insana


Sosyolojik değişim nesneden insana

 

 

İnsan, ne yazık ki kendi putlarını kendisi inşa ediyor. Hiçbiri kendisinin dışında oluşmuyor. Bunlar dönemden döneme değişiyor.

Manevi boşluklar insanın kemirgenleri ve kurtları. Başka şeylere kapı aralıyor. Doymazlık, tamah, gurur nedenlerden bazıları.

Devasa binalar, siteler, yapılar kentleri içten içe kemirdi kuşattı ve egemen oldu. Kenti de insanı da tutsak etti. Bencilliğe koşanlar ve tercih edenlerin mağara sığınakları. Bu mağaralar hiçbir zaman doğal değil. Kayalıklarda, koyaklarda, toprakla ilgisi olan yerler sanılmasın. Betondan, demirden ve soğuk ruhlardan oluşuyor. Doğal mağaraların gizemlilikleri insanı ürpertir. Bir olağanüstülük duygusu da verir.

Şu modern yapılanmalar toprağın köylünün ve doğanın düşmanı. Soğuk ruhları insanları da kendine benzetiyor. Aslına insan kendi kendine bunları oluşturuyor.

Devlet eliyle, müteahhit ruhlu bakışla, TOKİ evleriyle kasabalar, Anadolu kentlerinin tamamı da kuşatıldı. Bunları oluşturanlar insanların refahını düşünürken hiçbir zaman ruhlarını ve maneviliklerini düşünmedi.

Bahçe içinde tek ya da iki katlı evler artık geride kaldı. Komşuluk ilişikleri sokaklarda oluşmuyor. Kadınlar sokaklarda az katlı apartman ve bahçeli ev girişlerinde sohbet edemeyecek, laf çekiştirmesinde bulunmayacak. Çok katlı evlerde sanal dünyanın girdabında gezinip durulacak. O evlerin çocukları sokak oyunlarından söz etmeyecek. Tuzak oyunlarının girdabına takılacak ve bunalıma düşecek. Sürekli düşman öldürme ve vahşetin oyunlarını yineleyecek, ardından da vahşi bir yaratık ortaya çıkacak.

İstanbul’dan kaçanlar Anadolu kentlerine gittiklerinde farklı bir şey mi yaşayacaklar? Tokat’ta, Bingöl’de, Afyon’da veya herhangi bir kente gittiğinde gidip sıkışacağı gene aynı evler olacak.

Sosyolojik değişim insanların yapısal değişimidir. Bir anlam da ruhsal değişimleri söz konusu oluyor. Değişimler ise daha çok nesneler üzerinde belirginleşiyor. İnsanlar nesnelerin dünyasında yitip gidiyorlar. Tapınma duygusuyla kapılıyorlar. Her nesne putları hâline dönüşüyor.

Sosyal medya üzerinde dolaşan seçkin sözler bir anlık da olsa bir kulaktan gidiyor diğerinden çıkıyor kalıcı etki bırakmıyor. Çıkar odaklı günümüz kocaman müteahhitlerinden insanî bir yapı beklenemez. Onlar her yönleriyle tüketicidirler. Toprağı, kentleri, insanları tüketiyorlar. Her şey onlar için birer araç. Bunlara izin veren yol verenler de aynı konumda.

Günümüz siyasa adamları hemen her şeye çıkar gözüyle bakarlar. Nereden neyi ne kadar devşirebilirler. Hakkaniyetten uzak, salt çıkar amaçlı. Daha açık bir ifade ile rantın kapısı. Hayatımıza giren şu yabancı sözcüklerden hiç de hazzetmiyorum. Rant yerine çıkar desem nedense aynı karşılığı vermiyor. Partilerini, binalarını, giderlerini oralardan devşiriyorlar. Acımasızdırlar. Çılgın bir durum çıkıyor ortaya.

On beş yirmi yıl İstanbul’un yerinde yeller esiyor. Devasa binalar, AVM’ler, rezidanslar, toverlar, olimpik salonlar, stadyumlar vs. bakın ki hemen hepsi yabancı kavramlar. Ve hepsini kapitalist dünyanın ruhunun yansımaları. Bu vahşi modern yapılardan nasıl insanların oluşumu beklenebilir ki?

Müslümanlar ticaretin sonsuz, sınırsız vahşiliğine kapılıp gittiklerinden onlar da sınır tanımıyorlar. Sanıyorlar ki bu ticaret şekli helâldir, tam aksine haramın haramı. Kredi kartlı gönüllü faizciler, kemirgenlere besleyen bitler oluyorlar. Oysa onların canları da bir sıkımlık bir ilâçlık o kadar. Bugün insanı kendine ancak bu kadar tuzak kurabilir ve kendini tüketir kurban eder. O devasa binalar bunlardan sadece biri. Hepsi birbirini besliyor ve tetikliyor.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp