Sorumluluklarımızın farkında mıyız?

Sorumluluklarımızın farkında mıyız?


Sorumluluklarımızın farkında mıyız?

 

 

Geçtiğimiz günlerde gazetelere göz atarken Bekir Bozdağ’ın şu açıklamasına rastladım: “Kur’an kursu olmayan ilçe müftüsünü görevde tutmak istemiyorum. Bu işe önem vermeyen arkadaş orada oturmamalıdır. ‘Ben öğrenci bulamıyorum...’ Yok böyle bir mazeret...”  Bu ifadeler zihnimden atamadığım bazı soruları yeniden canlandırdı ve dini ticari bir meta haline getirme hevesi taşıyan sözde din adamlarını düşündüm… Din eğitimi konusunda gözle görülür bir rahatlama olmasına rağmen genç bireylerin neden bu kadar suça eğilim gösterdiklerini anlamaya çalıştım… Yaz boyunca din eğitimi alan çocuk ya da erişkinlerin edindikleri bilgilerin neden yaşamlarına etki edemediğini sorguladım… Ve aradığım cevabı buldum. Tamam… İnsanlarımız küresel kültürün kuşatması altında zor bir süreçten geçiyorlar. Teknolojinin hayatımıza hükmeder hale gelmesi kendimizle ya da çevremizle ilişkilerimizi büyük oranda etkiliyor. Fakat hangi durumda ya da hangi şartlar altında yaşarsak yaşayalım doğru tektir ve biz doğruya tabi olmak zorundayız. O nedenle öncelikle din adına görev alan kişi ya da kişilerin görevlerini yerine getirirken fedakârlık, samimiyet ve sabırla hareket edip gönülleri fethetmeleri gerekir.  

Kadim kültürümüzde din eğitimi gönüllülük esasına göre devam etmiştir. Halkı dini noktada bilinçlendirmek ve çocukları ahlaki değerler eksenine çekmek için çaba gösteren âlim ya da eğitmenler görevlerini asli bir sorumluluk olarak görmüş ve bundan hiçbir maddi bir çıkar beklememişlerdir. Fakat günümüzde bazı kişilerin dini çıkarlarına hizmet eden bir sektör olarak gördüklerine ve ilmi ticari bir meta olarak algıladıklarına şahit olmaktayız. O yüzden önünü görebilen, dinamik ve erdemliçocuklar yetiştirme imkânı bulamıyoruz.

Son yıllarda Diyanet çalışanları din eğitimine ağırlık vermeye başladılar. Fakat çocuklarda İslam’ı öğrenme ve yaşama bilinci oluşturma noktasında beklenilen hedefe ulaşabildiklerini söyleyemeyiz. Ailelerimize gelince zaten onların bu yönde ne bir talepleri ne de bir çabaları var. Genç bireylerimizin çoğu yaşamlarını sosyal medya bağımlısı olarak sürdürüyorlar. O yüzden Diyanet çalışmalarına ağırlık verse de gençleri bu alana çekmek kolay olmuyor. Sayın Bozdağ’ın da ifade ettiği gibi Diyanet çalışanları çocuklara bir şekilde ulaşmak ve onları İslam’ın değerleri ile tanıştırmak zorundadır. Eğer nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumun genç bireyleri suça eğilimli hale gelmiş ve inandıkları değerlere tamamen yabancılaşmışlarsa halkı dini noktada aydınlatmakla görevli olan kişilerin neler yapabiliriz sorusunu sormaları ve makul bir cevap aramaları gerekir. Diyanet çalışanları, suç odağı haline gelen çocuklarımız için yeni projeler üretmeli ve eğitimcilerle işbirliği yapmalıdırlar. Aksi takdirde bu çocukları kaybetme tehlikesi ile yüz yüze kalabiliriz.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp