Sorumluluk ağır yük

Sorumluluk ağır yük


İnsana yüklenen büyük sorumluluk. Allah’ın bir takdiri. Seçim insanın elinde değil elbette. Bu alanda kendini bulduktan sonra insan olma yükümlülüğünün bilincine varma seçimine sahip. Zaman içinde koşullar insanı bir yola koyar. Kader var ve bu bir tecelli. İnsan için üzerine düşen hayatının yolunu şekillendirme, yönlendirme şansı, durumu her zaman için var.

 

Bir insan hayata başladığı andan itibaren, koşullar ve durumlar insana bir bakıma yön veriyor. Her insanın özel bir yetenek alanı var. Kavrayış ve algılayış olarak. Bir aile içinde kardeşlerin her birinin kendine göre bir yetenek alanı oluşuyor. Onları hayata hazırlayan ortam ile birlikte özel çabalar da etkili oluyor. Aynı anne babanın çocukları farklı özellikler edinebiliyorlar. Çok varlıklı ailelerin çocukları olanca imkânlarına rağmen çok üst düzey insanı olamayabiliyorlar. Bilimde, düşünce de, sanatta, orta hâlli ya da daha alt katmandaki insanların çocukları ellerine fırsat geçince çok daha başarılı olabiliyorlar.

 

Aile içi koşulları kimi zaman engel de olabiliyor. Eskiden ticaret, zanaat işlerini yapanlar, çocuklarını kendi tezgâhlarında çalıştırmazlardı. Bir başka esnafın ya da ustanın yanına çırak verirlerdi. Bunu öğrencilik yıllarımda Perşembe Pazarı’nda çalışırken bizzat görerek yaşadım. O dönemde daha çok gayrimüslimler piyasada etkiliydi. Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler. Onlar çocuklarını farklı alanlarda eğitirlerdi. Başkalarının tezgâhlarında. Bundan belki yirmi ya da otuz yıl öncesine kadar geçerli bir durumdu.

 

Günümüz ortamı ve koşulları artık çok farklı. Farklı bir dünyada yaşıyor gibiyiz.

 

Ne olursa insan için hayat bir deneyimler sürecinden ibaret. Çocukluktan erginliğe geçerken sorumluluk dönemi başlıyor. Bu dönem onun oluş zamanıdır. Kendisini hem kendisi hem de sorumlu bulunduğu kimseler yönlendirebilirler. Bizler de hayatımızı bu gibi deneyimlerden geçirerek geldik. Yazı hayatına geçişimizi koşullarımız ve çabamız yönlendirdi. Gerisi bize kalmıştı. İnsan çabaladıkça ilerler. Hangi alanda olursa olsun hiç fark etmiyor.

 

Bilinç dönemi var her insanın. O andan itibaren sorumluluk dönemi başlıyor.

 

Sorumluluklarımız bizim kendimizle sınırlı değil. İnsanız, önce kendimizden, sonra aile ve çevremizden, daha sonra bulunduğumuz düşünce ve kültür dünyasının gerekliliklerinden sorumluyuz. Alanımız genişledikçe sorumluluğumuz artıyor.

 

İdeali olan insanlar için bu çok daha ağır bir yüktür.

 

İnsan kendisini aşabilecek olana zorlamamalı. Çünkü bu ona çok daha ağır sonuçlar getirebilir.

 

Siyasal alanda insanları yönetmeye veya lider olmaya aday olma hırsı çok daha zorlu gelebilir.

 

İnsanın sorumluluğunu taşımak, hakkını teslim edememek vahim sonuçlara neden olabiliyor. Hem kendisi için hem de yönetilenler için.

 

Tezgâha, yani çıraklığa emanet edilen bir çocuğun yetenekleri zaman içinde anlaşılır. Onun nereye varacağı ve gideceği belli olur. Bu hayatın hemen bütün alanları için geçerlidir. Olduğundan farklı sorumluluk yüklemek ilerleyen zaman içinde beklenmedik olumsuz sonuçlara doğurur.

 

Müslümanlar, siyasal anlamda mevcut durum içinde kimin daha iyi yönetebileceğini, deneyimlere ve çabalara bakarak içlerinden en uygun olanını seçerlerdi. Kişi bazan bu sorumluluktan kaçardı. Bunu Dört Halife döneminde görüyoruz. Hazreti Ebubekir’e sorumluluk yüklendiğinde istemiyor, hatta kabul etmiyor. Kendisine sorumluluk yüklendiğinde bile evine kapanıyor, düşünüyor, kabul etmemek için direniyor. Koşullar ve durumlar ona işaret ediyor. O da bunu kendisini zorlayanların da desteğini alma koşuluyla kabulleniyor. Hazreti Ömer de öyle. Sonrasında giderek bir karmaşa dönemi başlıyor.

 

İnsanı en çok düşündüren yükümlendiği bir sorumluluğu hakkıyla yerine getirebiliyor mu, getiremiyor mu? Hiçbir zaman olduğundan fazlasına zorlamamak gerekiyor. İnsanın kendisi de buna razı olmamalı. Oluyorsa çok daha özen göstermeli. Yoksa sonuç kendisi için hayırlı olmuyor.

Google+ WhatsApp