Sorular ve çelişkiler

Sorular ve çelişkiler


İki güvenlik görevlisinin kollarına tutunmuş, tedirgin adımlarla ilerliyor Kadir… Dünyanın bütün yükünü omuzlarında taşıyan bir ihtiyar gibi bakıyor boşluğa… Ne olacak? Bir kadını kurtarmanın, imdat diyen birine el uzatmanın cezası kaç yıl olacak acaba? Dalgın gözlerle boşluğa bakan bu gencin suçunun ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz… Suçu şiddete maruz kalan bir kadına el uzatmak, kadını şiddet yanlısı bir adamın şerrinden kurtarmak sonra da adamın ağır tahrik ve saldırısına maruz kalıp, kendini korumaya çalışırken bu kişinin ölümüne neden olmak… Suçu, insanlık adına hamle yapıp risk almak… Ama kaderin cilvesi onu bilinmez dehlizlere sürükledi ve şiddeti engellemek için attığı o adım sosyal yaşamını, eğitim hayatını, gelecekle ilgili kurduğu hayallerini alıp götürdü. Üniversite hayatına devam etmek isterken kendini adliye koridorlarında buldu Kadir.

 

Allah aşkına söyler misiniz, sokak ortasında şiddete maruz kalan bir insanı gördüğünüzde her şeyi unutup mağdurun imdadına koşmak istemez misiniz? İmdat diyen kişiye elinizi uzatmaz mısınız? Mazlum bir kişinin ah sesini işittiğinizde sızlamaz mı vicdanınız? Böyle durumlarda elini kolunu bağlayıp şiddeti keyifle seyreden yığınlara karşı öfke duymaz mısınız? Dünyanın neresinde olursa olsun şiddete karşı olana, şiddeti engellemek için harekete geçene insan denir. Fakat gelin görün ki, hemen herkesin adaletten dem vurduğu bir dönemde 20 yaşında bir genç şiddete maruz kalan bir kadına el uzattığı ve kocanın saldırısı karşısında savunmaya geçip ölümüne neden olduğu için 12 yıl hapis cezasına maruz kalıyor. Tamam elbette gencin yanında bıçak bulundurmasını hiçbir şekilde tasvip etmiyoruz, edemeyiz de, şiddeti sergileyen kişinin canına kıyılmasını da aynı şekilde tasvip edemeyiz. Böyle durumlarda şahıslar adalet önüne çıkarılmalı ve burada yargılanmalıdır. Fakat ne yazık ki Kadir ağır tahrik karşısında savunmaya geçiyor ve yaşanan boğuşma sırasında şahıs ölüyor. Yaşanan vahim olayın kaza olduğunu kuvvetle vurgulasa da tesiri olmuyor ve mahkûm ediliyor.

 

Düşünüyorum… Anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum fakat olmuyor, olmuyor, olmuyor… Bir tarafta yetimhanede aileden yoksun büyüyen genç kızları ağına takıp fuhuş bataklığına sürükleyen, tecavüz eden, ağır şiddet uygulayan, aşağılayan, ölümüne neden olan ahlaksızların savurduğu küfürler var ki; bu kişiler toplumun tepkilerine rağmen ekranlara çıkıp yüksek mevkilerde bulunan kişilerin adını zikrediyor, destek istiyor ve ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Tepkilerimizi yüksek sesle ifade ettiğimiz halde bu caniler sokaklarımızı kirletmeye devam ediyor ve çocuklarımız için risk oluşturuyorlar. Bir asker bir genç kıza tecavüz ediyor ve ölümüne neden oluyor sonra da her nedense hiçbir müeyyide ile karşılaşmıyor, kokuşmuş hayatıyla sokaklarımızda tehlike saçmaya devam ediyor. Diğer taraftan bir genç insanlık adına hareket edip şiddet yanlısı kocaya müdahale ediyor ve boğuşma sırasında adam ölüyor… Kadir şiddeti engellemek için harekete geçiyor ve bunun bedelini ağır şekilde ödüyor, 12 yıla mahkûm ediliyor.

 

Bir sokak röportajında muhabir vatandaşlara sokakta şiddete maruz kalan bir kişiyle karşılaşsanız müdahale eder misiniz diye soruyor, insanlar, “Kadir Şeker olayından sonra böyle bir şeye cesaret edemeyiz, başımızı çevirip gideriz” diyorlar. Bu ifadeler insanlarımızın hukuka olan inancını kaybettiklerini gösteriyor ne acı değil mi? Hukuka olan inancını kaybeden fertler kendilerini güvende hissedemezler, korku, endişe ve kaygı içinde yaşar ve hayata umutla bakamazlar.

 

Bir gün Kureyş kabilesinden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Kadının cezalandırılmaması için ashaptan Üsame’yi Resulullaha gönderdiler. Resullah bu duruma çok üzüldü ve “nasıl oluyor da bazı kimseler Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur; onlar içlerinden asil ileri gelen birisi hırsızlık yapınca onu serbest bırakıyorlar zayıf ve yoksul kimseler hırsızlık yapınca onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı onun da cezasını verirdim” der. Sorulduğunda “hırsızlık yapan kızım Fatıma olsa dahi onu kayırmazdım, ona ayrıcalıklı davranmazdım, aynı cezayı ona da uygulardım” diyen bir Peygamberin ümmetleriyiz diyoruz ancak eylemlerimizde cahiliye döneminin öncülerini takip etmekten geri kalmıyoruz. Nitekim o dönemde de bu gün olduğu gibi varlık âlemini ayakta tutan adalet katledilmiş, zayıflar hak iddia edemez hale gelmişlerdi.

 

Bilinmelidir ki, medeniyetler topla tüfekle değil ahlaki kokuşmuşlukla çöküntüye uğrarlar. Ve ne yazık ki, adalet merkezli bir dine inandığımızı iddia etsek de adaleti zihinlerimizde oluşturduğumuz çarpık bakış açılarımızla katlediyor ve karanlığa kapı aralıyoruz. Nitekim ülkemde başlarını çevirip, yukarılara mesaj gönderen, destek isteyen sapıklar sokaklarda gezerken şiddete hayır diyen bir genç 12 yılla yargılandı. Bir tepsi baklava çalan çocuklar 3 yıl hapse mahkûm edildiler. Bütün bunlar toplumun adalet anlayışının aldığı ağır darbenin bir göstergesidir öyle değil mi?

 

Kadir’in makûs kaderi ve ona reva görülen cezai müeyyide sadece bir gencin umutlarını söndürmeyecek aynı zamanda insanlarımızın yardım hususundaki algılarını da etkileyecektir. Artık sokak ortasında bir sapığın, bir hırsızın, bir psikopatın saldırısına uğradığınızda avazınız çıktığı kadar bağırıp yardım istediğinizde yardımınıza koşan olmayacak, kimse sizin için elini kıpırdatmayacak. İnsanlar bu tavırlarının kendilerine zarar getirebileceğini düşünüp başlarını çevirecekler.

Google+ WhatsApp