Son uçuş

Son uçuş

O sıcak ağustos öğleden sonrasında, Pakistan’ın Bahavalpur şehri kırsalındaki çiftçiler, dev bir uçağın havada yalpaladıktan sonra burnunun üzerine düşüşünü dehşet içinde seyretmişlerdi. Basti Lal Kamal köyünde yere çakılan uçak,

Son uçuş

 

O sıcak ağustos öğleden sonrasında, Pakistan’ın Bahavalpur şehri kırsalındaki çiftçiler, dev bir uçağın havada yalpaladıktan sonra burnunun üzerine düşüşünü dehşet içinde seyretmişlerdi. Basti Lal Kamal köyünde yere çakılan uçak, çarpmanın etkisiyle yakıt deposunun alev alması sonucu büyük bir gürültüyle infilak ederek yanmıştı. 17 Ağustos 1988 günü, öğleden sonra saat 15.46’da Bahavalpur askeri üssünden havalanan Lockheed C-130 Hercules tipi uçağın taşıdığı 31 kişinin kimlikleri, kazaya şahit olan köylüler o anda fark etmese de, Pakistan tarihinde bir devrin sona erdiğini gösteriyordu: Devlet Başkanı General Muhammed Ziyâul Hak, Askeri Birlikler Komitesi Başkanı General Ahtar Abdurrahman, Genelkurmay Başkanı Muhammed Afdal, çok sayıda general ve istihbarat subayı… Ve, iki kilit Amerikalı diplomat: ABD’nin İslamabad Büyükelçisi Arnold Raphel ve Pakistan’a silah satışlarıyla ilgilenen Amerikan Askeri Ataşesi General Herbert Wassom. Kazada elbette kurtulan olmamıştı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Devlet Başkanı Ziyâul Hak, o gün, Tamevali kasabasında Amerikan yapımı M-I Abrams tipi tankların katıldığı bir tatbikatı izlemek için Bahavalpur’daydı. Komutanlarının ısrarıyla tatbikata gelen Ziyâul Hak, öldürülen bir rahibenin taziyesi için kendisinden önce bölgeye ulaşan Amerikalı diplomatları da gösteriye çağırmıştı. Tatbikattan sonra, hep birlikte başkent İslamabad’a kendilerini götürecek iki ayrı uçağa binmek için Bahavalpur üssüne geldiklerinde, Ziyâul Hak, sürpriz bir hareketle Amerikalıları başkanlık uçağına davet etti. Büyükelçi Raphel daveti düşünmeden kabul ederken, General Wassom küçük bir tereddütün ardından C-130’a bindi. Berrak ve sakin bir havada, yumuşak bir kalkış yapan uçak, yalnızca beş dakika sonra düşecekti.

Kazadan iki ay sonra, 16 Ekim 1988 günü, Devlet Başkanı Gulam İshak Han’a sunulan 365 sayfalık rapora göre: Uçak, havada parçalanmamıştı, dolayısıyla bombalı sabotaj ihtimali yoktu. Füzeyle vurulduğuna dair herhangi bir iz bulunmuyordu. Ölenlere uygulanan otopsi sonuçları, uçağın içinde yangın çıkmadığını gösteriyordu. Uçağın motorları, elektrik aksamı ve yakıt pompaları normal biçimde çalışıyordu. Dahası, birbirinden bağımsız iki hidrolik sistem, kaza sırasında sorunsuz olarak faaliyetteydi. Raporda, kokpitte “pentaerythritol tetranitrate” isimli patlayıcı bir maddenin izlerine rastlandığı ifade edilmişti. Ancak bu, uçağın havada infilak etmeden düşmesini açıklamıyordu. Raportörler, söz konusu patlayıcının, zehirli gaz içeren basınçlı şişeleri patlattığını, gazın da pilotları bayıltarak uçağın kontrolünü kaybetmelerine yol açtığını tahmin ediyordu. Yine de, kazanın sebebine dair kesin bir yargıya varılamıyordu. Yalnızca 30 sayfası kamuoyuyla paylaşılan rapor, 31 Ekim’de kamu erişimine tamamen kapatıldı. Kararın gerekçesi, “raporun içeriğinin Pakistan’ın bütünlüğüne ve dayanışmasına zarar verme ihtimali”ydi.

Nedeni ve nasılı tespit edilemeyen kazada, cevaplanamayan bir soru daha vardı: 1977’de Başbakan Zülfikâr Ali Butto’yu devirerek iktidara el koyan General Ziyâul Hak’ı kim öldürmüştü? Bu soruya da, çok sayıda cevap vermek mümkündü:

4 Nisan 1979’da Zülfikâr Ali Butto’yu idam ettirerek büyük tepki toplayan Ziyâul Hak, aynı yıl Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmeye başlaması üzerine, ABD’nin en gözde müttefiki oluvermişti. Böylece “Butto’nun lâneti”ni hızla üzerinden atan General, Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı savaşan “mücahitler”e yardım noktasında vazgeçilmez bir yardımcıya dönüşmüştü. 1979’un başında Şah’ın devrilmesiyle İran’ı elinden kaçıran ABD için, Ziyâul Hak’ın Pakistan’ı paha biçilmez önemdeydi. Afgan Savaşı boyunca “mücahitler”e CIA tarafından aktarılan para ve silah yardımları için köprü vazifesi gören Pakistan, savaşın bitmesine doğru Afganistan içindeki bazı unsurlarla yakın temasa geçmişti. Bu durum, ABD’nin savaş sonrası için hazırladığı planlara uymuyordu. ABD, bunun üzerine Ziyâul Hak’ı ortadan kaldırmayı planlamış olabilirdi. Ziyâul Hak’ın, Amerikalı diplomatları son anda kendi uçağına davet etmesi ise, ancak tatsız bir sürpriz mesabesindeydi.

İkinci şüpheli, elbette Sovyetler Birliği’ydi. ABD’yle sıkı işbirliğine giren General Ziyâ’nın bu aktif politikası yüzünden, Afgan işgali fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Ziyâul Hak, savaştan sonra Afganistan’ın dizaynında da aktif olmaya gayret ediyordu. Bu, tıpkı ABD gibi Sovyetler’e de rahatsızlık veriyordu.

Ziyâul Hak’ın ortadan kaldırılmasını isteyen bir diğer ülke, Pakistan’ın resmî düşmanı olan Hindistan’dı. General’in Keşmir’deki Müslüman unsurlara sürekli desteği ve ayrılıkçı Sih gruplara yaptığı silah yardımları herkes tarafından biliniyordu. Hindistan istihbaratının, uzunca bir süredir General Ziyâ’nın her türlü hareketini yakından izlediği de malumdu. Ziyâ, Hindistan’ın kurduğu bir komploya kurban gitmiş olabilirdi.

Bu olağan şüphelilere ilaveten, İsrail’i zikredenler de mevcut. Onların tezi, Ziyâul Hak’ın, Afganistan’daki Sovyet karşıtı “mücahitler”e desteği karşılığında ABD’den elde ettiği “nükleer bomba yapma imtiyazı”nın, İsrail’e kabuslar gördürdüğüydü. Ziyâul Hak’ın, İslâm dünyası içinde nükleer güç elde etme yarışına liderlik etmesinden çekinen İsrail, General’in uçağına sabotaj düzenlemiş olabilirdi.

Aradan geçen 31 yılda, yukarıdaki sorulara kesin bir cevap henüz bulunabilmiş değil. Elde sadece tahminler ve akıl yürütmeler var. Spekülasyonlar ve tartışmalar ise, ilk günkü hararetiyle sürüyor. Birçok yönden Pakistan yakın tarihinin en önemli şahsiyeti olan General Ziyâul Hak’ın iktidarı ve şahsiyetiyle ilgili spekülasyon ve tartışmalar gibi…

 

taha kılınç

yeni şafak

Google+ WhatsApp