Sizi daha yakından tanıyabilir miyim?

Sizi daha yakından tanıyabilir miyim?


Sizi daha yakından tanıyabilir miyim?

 

 

Beni daha yakından tanımak istiyorsunuz öyle mi? Bunu gerçekten istiyor musunuz?

Şunca yıl tanımak için gayret ettim, yine de başaramadım ben bunu. İnsan kendini tanıyamazken başkaları onu nasıl tanısın! İnsan bir meçhul, malumunuz! Kim kimi layıkıyla tanıyabilir ki! Hem de şuncacık zaman içinde. Şurada şu zamanda doğdum, şurada büyüdüm, şurada hayata atıldım, şurada hayattan atıldım diye birbiri ardına birçok cümle kurabilirim size. Hayatımın seyri hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz böylece. Ama tanımak... O apayrı bir şey... Doğduğum günden beri kendimde yaşıyorum; sanıyorum ki kendimle ilgili bütün ihtimallere hakimim. Ama sonra bir şey oluyor, hayrete düşmekten kendimi alamıyorum. Bazen bir şey yapıyorum, bir şey söylüyorum, yaptığıma da, söylediğime de şaşırıp kalıyorum. Bir an geliyor, bakıyorum bakıyorum ve eni konu kendime yabancı geliyorum. Böyle beklenmedik şeyler içimin neresinden tezahür ediyor bilemiyorum. Hiçbir fikrim de olmuyor. İnsanın kendini tanımaya çalışması hiç bitmeyen bir yolda yürümesi gibi bir şey... Ya bir insanın başka bir insanı tanıması... Bakın bu neredeyse imkansız! Aslında tanıması değil sadece; şu yaşadığımız hayata bakınca, galiba tanımayı istemesi de aslında imkansız. Çünkü bir insanı tanımak için onun hayat yükünün hiç değilse birazını taşımak gerekiyor. Suları bir noktada birleşen iki dere gibi tek bir ırmak olup aynı yatağın içinde bir zaman akmak, birbirine karışmak gerekiyor. Bu devirde bunu hiç kimsenin yapmak isteyeceğini, buna azıcık bile cesaret edebileceğini sanmıyorum. “Sizi biraz tanımayabilir miyiz?” cümlesi zamanımızın ince örülmüş, fevkalade kullanışlı yalanlarından biri sadece. Kimsenin kimseyi tanımak istediği filan yok aslında. “Tanımayı istemek” diye bir oyun var, zaman zaman birlikte bu oyunu oynuyoruz. Neden peki? Çok hayat tanıyanı hayat mektebinde bir üst mertebeye çıkarıyor olmalılar! Bilemiyorum, aklıma bunun dışında bir sebep gelmiyor. Belki de olduğumuzdan daha derin gösteriyor böyle şeyler bizi. Daha ilgili, daha sıcak, daha duyarlı... Diyelim böyle değil; gerçekten tanımak istiyorsunuz beni. Ne anlatabilirim ki size kendim hakkında. Bir tenhaya çekip kendime bile anlatamadığım ne çok şey var biliyor musunuz içimin kıyısında köşesinde. Yaşadıklarım ve yaşayamadıklarım hakkında... Ne kadar çok şey var gerçekten de... Ben uykuyla uyanıklık arasındayken gelip yanağıma dokunan, alnımı okşayan, uykuya geçerken usulca kolumu dürterek uyandıran, bir şeylerle meşgulken durmadan paçamdan çekiştirerek dikkatimi dağıtan, durmadan kulağıma fısıldayan ne çok şey var. Bunların hepsi bana dahil ama bilmiyorum tam olarak kim yapıyor bütün bunlar beni. Bir çok şeyi sebepsizce özleyip duruyorum, yoklukları içimde büyüyüp duruyor, direncimi kırıyor, cephelerimi düşürüyor. Nedir onlar, nasıl kavuşulur, bilmiyorum. Ne söyleyebilirim size? Ne anlatabilirim? Siz şimdi gerçekten beni tanımak istiyorsunuz öyle mi? Bunu yan yana getirdiğim, sıraya dizdiğim kelimelerle mi yapacağız sadece? Ya bir araya toplayamadıklarım, orada burada dağınık vaziyette kendi anlamlarını doğuran kelimeler... Onlar ne olacak peki? Onlar da benim, onlar da bana dahil... Söylesem nasıl bir anlam çıkarabileceksiniz onlardan. Hem bunu gerçekten istediğinizi nereden bileceğim? Size, içimi açmayı deneyecek kadar nasıl güvenebileceğim? Boşta bulunup bunu her denediğimde, dinlemekten kısa zamanda nasıl sıkıldığını görüyorum insanların. Bu böyle evet; hiç kimsenin sabrı yetmez bu devirde bir başkasını gerçekten dinlemeye. Biliyorum konuyu mecraından çıkarttım, abartıya boğdum ve lafı uzattım. Siz aslında sadece üç beş satır biyografik detay istediniz, ben size lüzumsuz yere imkansızlığın romanını yazdım ayaküstü. Sizin bir suçunuz yok biliyorum, suç bende! İnsanların trafikte dolaşan binlerce araç gibi birbirine hiç dokunmadan birbirlerinin yanından geçip gitmelerini kaldırmıyor içim sadece. Bana sorduğunuz soruyla siz bilmeden, istemeden damarıma basmış oldunuz. Ben de hiç hak etmediğiniz halde size patladım durduk yere. Affedin beni, hiç söylemediğimi varsayın lütfen bunları. Tanıştığımıza çok memnun olup ayrılalım. Milyonlarca kez başarıyla yaptığımız gibi...

yeni şafak

Google+ WhatsApp