Siz hesap sormazsanız, onlar size hesap sormaya kalkar!

Siz hesap sormazsanız, onlar size hesap sormaya kalkar!

Rahmetli Hasan Karakaya abi, “illegal basın konseyi” adını takmıştı bunlara.. Arada sorardı bana: “Bunların hukukta yeri var mı? Nereden alıyorlar böyle, şunu sorgulama, bundan cevap isteme hakkını?” Cevaben, “Kerametleri kendilerinden

Siz hesap sormazsanız, onlar size hesap sormaya kalkar!

 

 

Rahmetli Hasan Karakaya abi, “illegal basın konseyi” adını takmıştı bunlara..

Arada sorardı bana: “Bunların hukukta yeri var mı? Nereden alıyorlar böyle, şunu sorgulama, bundan cevap isteme hakkını?”

Cevaben, “Kerametleri kendilerinden menkul bir konsey. Kendi kendilerine gelin güvey olmuşlar. Hukukta bir yeri yok.. Cevap vermeye bile gerek yok”desem de..

Bu illegal yapının açıkladığı her karar sonrasında, “Dava açalım şunlara. Kimmişler ki, bize kınama yayınlıyorlar” derdi. 

“Zaten bir avukat ile işleri götürmeye çalışıyoruz, onlara kim dava açacak, kim takip edecek” deyince, yine iş Hasan Abi’ye düşer, köşesinde ağızlarının payını verirdi..

İllegal konseyden, bizim dava açarak hesap soramayışımızın sebebi imkansızlıklardı..

Peki..

Devletin bunlardan hesap sormayışının sebebi nedir?

Üç tane kafadar laikçi bir araya gelmiş.

Oturmuşlar; “Şu gazeteye kınama, bu gazeteye uyarı” diye açıklama yapıyorlar..

Bakıyorsunuz, o kararı verenlere..

Hepsi, 28 Şubat sürecinden sabıkalılar..

“Gerekirse silah kullanırız” manşetini atanlar onlar..

Yani, bu ülkede, meşru hükümetin devrilmesi için silah kullanılacağı tehdidini yapanlar onlar..

Tufan Türenç’i ile onlar.

Pınar Türenç’i ile onlar..

“Muhtıra gibi tavsiye” başlığı ile, başbakanı tehdit edenler bunlar..

“Sonun Adnan Menderes gibi olur” diye tehdit eden Oktay Ekşi’leri ile bunlar..

“Muhtar bile olamaz” diye ahkam kesenler, bunlar..

Başbakan’a küfür eden generalleri cesaretlendirmek için, “Daha ağırları da gelecek” diye manşet atan Doğan Satmış’ları ile bunlar.. 

“İrtica PKK’dan tehlikeli” manşetlerini atanlar bunlar..

“Genelkurmay’da düşman değişti” diyenler bunlar..

“Ordudan dört uyarı” tehdidini yapan Orhan Erinç’leri ile bunlar..

Soruldu mu bu tehditlerin, darbe tahriklerinin, halkı birbirine düşürecek kışkırtmaların hesabı?..

Çekildiler mi emniyete..

Çekildiler mi savcılığa..

Çıktılar mı hakimin karşısına..

“Ne demek, ‘Gerekirse silah kullanırız’ manşetini atmak.. Siz kime silah kullanılmasından bahsediyordunuz? Kimsiniz siz? Bu ülkede insanların birbirini öldürmesini, iç savaş çıkmasını mı istiyordunuz? Ordunun kendi halkına kurşun sıkmasını mı istiyordunuz?” diye soruldu mu?

Soruldu mu bu densizlere..

15 Temmuz’daki halkın üzerine bomba atılmasının bir örneğini mi, 28 Şubat’ta teklif ettiniz? ‘Gerekirse silah kullanırız’ manşetinin arkasında, bu gerçek mi yatıyordu? 

‘Ordudan dört uyarı’ derken.. O uyarılar reddedilirse, ne yapılacaktı? 

‘Daha ağır sözler gelecek’ denilirken, kastınız ne idi. Bir general, bu ülkenin başbakanına, daha başka ne küfürler edecekti?” diye soruldu mu, bu darbecilere?..

“Manşetinize ‘İrtica PKK’dan daha tehlikeli’ ifadelerini koyarken, bu ülkenin dindar insanlarını, eli kanlı teröristlerden daha tehlikeli gösterirken, hiç mi vicdanınız sızlamadı? Nasıl bir düşmanlık hissi ile bu başlıkları attınız” diye soruldu mu?

Sorulmadı..

Sorulmadığı için de..

Şimdi onlar bizden hesap soruyorlar..

Dün açıklama yapmışlar..

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilirken ülkeye daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük vaatleri verildiği halde, 9 ay sonra yeni bir seçim atmosferinde maalesef geçmişi arar olduk” diyorlar..

28 Şubat’taki gibi, tehditvari manşetler de attıracaklar ama..

Ergenekon tasfiye edildi..

FETÖ tasfiye edildi..

Askeriye içinde destek alacak kimseleri kalmadı..

Onlar da..

İllegal konsey adına açıklama yapıyorlar.

Tehdit savuruyorlar.

RTÜK’e akıl vermeye kalkıyorlar..

“Türkiye’de siyasi iktidarın, basın özgürlüğü olduğundan söz etmesine rağmen;

- Cumhurbaşkanının mitinglerinde açık açık halka, ‘televizyonlara talimat verdiğini’ açıklamasını” diyerek, anamuhalefet partisinin yalanlarını, kimse tekzip etmesin istiyorlar..

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Hatay’da baraj-maraj yapılmadı”diyor..

Cumhurbaşkanı da, “Televizyonlar, Hatay’da yapılan barajları göstersin”deyince..

Ciyaklama illegal konseyden geliyor:

“Televizyonlara talimat verilemez!”

Siz hiçbir ilke, hiçbir kural tanımadan, yalanları atın..

Utanmadan gerçekleri tersyüz edin..

Cumhurbaşkanı, gerçekleri halka aktarmak için talimat verince..

Muhatabı olan CHP değil, tarafsız olduğunu iddia eden konsey karşısına çıksın..

Vah haline, bu ülkenin!

Vah haline, gazeteciliğin..

Gazetecilerden oluştuğu iddia edilen illegal basın konseyinin şu açıklamasına bakın:

“Halk arasında ‘yandaş’ olarak nitelenen medyanın, az sayıda yayınına aldığı muhalefetin başkan adaylarına hoyratça sorular sormasını ve iktidar sözcüsü gibi yayın yapmasını..”

Utanmazlığa bakın..

Şirretliğe bakın..

Siyasetçiye soru sormak bile suç olmuş..

Gazeteci olduklarını iddia eden hokkabazlar, “hoyratça soru sorulduğu”nu iddia ediyorlar..

Sorunun, hoyratçası mı olurmuş.

Soru bu..

Gazetecinin işi, soru sormak..

Alışmış kendileri..

Tehditler savurmaya..

Şantaj yapmaya..

Onun için..

“Soru sorulması”nı istemiyorlar..

Daha üç ay önce..

Bir tiyatrocunun, “Ayağından sallandırırlar.. Mahzende zehirlerler” tehdidi yaptığında..

“Düşünce özgürlüğü” diye ter ter tepinen bu konseyin riyakarları..

Bakın dünkü açıklamalarına, neyi eklemişler: “Muhalefet liderinin darağacında asılmasını, idam edilmesini beklediğini canlı yayınlarda muhabirlerin söyleyebilmesini..”

Bre utanmazlar..

Ayağından sallandırmak ne oluyor peki?

Mahzende zehirleyerek öldürmek ne oluyor?

Söyleyin de bilelim, gazeteciliğin utanılacak yüzleri..

Tekrar sorayım..

“Kabahat kimde?”

Cevabı basit: “Bizde..”

Her gün darbe tehdidinde bulunanlardan hesabını sormazsanız..

Onlar, sizden böyle hesap sormaya kalkarlar..

 

ali karahasanoğlu

yeni akit

Google+ WhatsApp