SİZ EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN

SİZ EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN


SİZ EY İMAN EDENLER!  İMAN EDİN

 

Sevgili peygamberimizin mahşerde ümmetini şu şekilde şikayet edeceği, Kur’an’la bizlere bildiriyor:

‘’Yarab, kavmim bu Kur’an’ı mehcur bıraktılar.’’ Furkan:30

Kur’an’ı mehcur bırakmak, Kur’an’ı okumamak değildir, Kur’an’ı anlamamak da değildir. Kur’an’ı mehcur bırakmak; vahyin değerlerini hayata taşımamak, Kur’an’ı okuduğu halde onunla amel etmemektir.

Mübarek ramazan ayı vahyin nebiye inmeye başladığı aydır. Bu sebeple her yıl bedensel ihtiyaçlarımızı arkaya atarak, Allah’ın ilahi kelamı olan Kur’an’la daha çok buluşabilmek için bu kutlu olayı oruç gibi bir ibadetle taçlandırırız.

Kur’an her yıl ramazan ayında mukabelelerde okunur, hatim edilir, ezberlenir fakat okunan ayetler üzerinde düşünülmediği, derinlemesine anlaşılmadığı için de hayata taşınamadan kapakları kapatılır. Kur’an iki kapak arasına hapsedildiğin de pasif bir kitap fonksiyonuna indirgenir. Oysa Kur’an’a yüreğini açarak yapılan okumalarda, melekler vahyi samimi, meraklı kalplere indirir ve Kur’an, Allah’la interaktif iletişimimizin bir aracı olur. İşte o zaman vahyin değiştirdiği hayatlarda Kur’an’ın en büyük mucizesi yaşanır.

Günümüzde İslam dünyası Kur’an’ı mehcur bıraktığı için, ellerinde Allah’ın yüce kitabı bulunan Müslüman toplumlar zelil durumdadırlar. Vahyin talimatlarını hayatlarından çıkaran Müslümanlar, paramparça coğrafyalarda, işgal altında, cehalet karanlığında bocalayıp durmakta, küresel güçlerin boyunduruğu altında sömürge ve yarı sömürge hayat sürdürmeye mahkum bırakılmaktalar.

Yaklaşık 1,5 milyar Müslüman nüfusunun Filistin’deki bir avuç Yahudi zulmünü engelleyememesi Allah’ın dini İslamiyet’e yakışan bir musibet değildir, çünkü İslam dininin kitabı Kur’an’da; iblisçe bir tutum olan ırkçılık, mezhepçilik taassubundan (sad:76), birlik beraberlik duygularını zedeleyen her türlü kibirli davranıştan (lokman:18), mallarını gösteriş için harcayan (nisa:38), dünyevi çıkarlarını önceleyen (şura:20) münafıkça tavırlardan, dağılıp, parçalanmaktan (enfal:46), Allah’ı sever gibi Allah’tan başka sevgilere sarılmaktan (bakara:165), akletmenin feda edildiği hissi dindarlığın ruhbanca aşırılıklarından (hadid:27) vazgeçmek; sayıca az olunsa bile düşmana karşı zaferin örgütlü ve disiplinli bir toplum olabilmekten geçtiği (bakara:249), hep birlikte Allah’ın ipi Kur’an’a sımsıkı sarılmak gerektiği öğütlenir.

Dinimiz akıl almaz mucizelerle inanılacak, kulaktan dolma bilgilerle yaşanacak, yalnızca Allah ile kul arasındaki bilinçsiz ibadetlerin yerine getirilmesinin yeterli olabileceği bir din değildir. Müslümanlık, vahyin ahlaki ilkeleriyle kuşanarak hayatın içinde sorumluluk sahibi olabilmeyi gerektirir. Sevgili peygamberimiz bu sebeple vahyin inişiyle, Hira’daki yalnızlığından toplumunun içine büyük bir mücadeleye sevk edilmişti.

İslamiyet hiç şüphesiz Allah’ın son dini, peygamberimiz de gönderilen son peygamberdir. Peygamberimizin vefatının ardından onun risalet görevi ve mücadelesi, Allah’ın kitabını ellerinde bulunduran bu ümmete devredilmiştir. Fakat ne yazık ki Kur’an’ı mehcur bırakan Müslümanlar bu görevlerinden bihaber ve duyarsız yaşamaktalar.

Bu nedenle Müslümanlık iddiasında bulunan herkesin Allah’ın şu uyarısına kulak vermelerinin vakti gelip geçmektedir.

‘’Siz ey iman edenler! İman edin’’ Nisa:136

Yani, imanınızı, tasavvurunuzu, hayatınızı inşa eden ilkeleri gözden geçirin, Kur’an’ arz edin, öz eleştiri yapın ve adam gibi iman edin!

 

 

hilal haber

Google+ WhatsApp