Siz Ayşe Buğra’yı tanır mısınız, dindar Boğaziçililer!

Siz Ayşe Buğra’yı tanır mısınız, dindar Boğaziçililer!


Bir şehir efsanesidir gidiyor.

 

“Boğaziçi Üniversitesi, diğerlerine benzemez. En zor dönemlerde bile, Boğaziçi Üniversitesi’nde başörtü yasağı uygulanmamıştır!”

 

Elimde gazete kupürleri bakıyorum..

 

Bir başlık var..

 

“Türbanda üç ayrı uygulama”

 

Altında da değişik üniversitelerde, türban ile ilgili değişik uygulamalar sıralanmış.

 

Yanlış anlamayın.

 

28 Şubat sürecinin despot dönemi değil.

 

AK Parti’nin tek başına iktidarının 8. yılında..

 

“Türbanın tümü ile yasak olan üniversiteler” listesi var.

 

“Türbanın tümü ile serbest olduğu üniversiteler”in listesi var, (güneydoğuda birkaç tane)”

 

Bir de “Kampüste serbest, sınıfta yasak olan üniversiteler” başlığı var..

 

Boğaziçi de bu başlık altında yer alıyor.

 

Boğaziçi’nin özgürlüğü, sınıfa kadar, yani..

 

Ve altını çizeyim.. 2010 yılındaki durum bu..   1998’leri, 1999-2000’leri ne siz sorun, ne ben söyleyeyim..

 

Ama öyle güzel bir yalanla karşımıza çıkıyorlar ki, dindar gençlerimiz bile, “Boğaziçi farklı” diyor, başka bir şey demiyorlar..

 

Yorum yapmayalım..

 

Türkiye üniversitelerinde başörtü yasağının sürdüğü 2008’de, AK Parti’nin MHP ile ittifak ederek, anayasa değişikliği yaparak başörtüyü üniversitelerde serbest bırakma girişiminde bulunduğu dönemde, şimdilerde gaylere-lezbiyenlere bile özgürlük isteyip, ardından da “Bizim klasik tavrımız, hep özgürlükten yana olmuştur” diye algı oluşturan ve bizim dindar kızlarımızı, oğullarımızı kafakola alan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin yaptığı açıklamayı size aktarayım..

 

Tarih: 14 Şubat 2008 Perşembe

 

Radikal başta olmak üzere, birçok gazetede yayınlanan bir bildiri.

 

Hani bugünlerde konuşuyoruz ya, “Gezi isyanını organize etmekle suçlanan ve halen tutuklu yargılanan Osman Kavala”nın, Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan eşi Ayşe Buğra var ya..

 

Boğaziçi’ndeki öğrencileri provoke edenler listesinde yer aldıktan sonra, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da “Osman Kavala denilen, adeta Soros’un temsilcisi olan kişinin karısı da provokatörlerin içerisinde yer alan bir kadındır” sözleri ile kendisine atıfta bulununca, “Çok sarsıldım” diyen Ayşe Buğra hanım var ya..

 

 “Ben derslere bile gitmiyorum, nasıl provoke edebilirim ki?” derken, bir yandan da “Bizim öğrencilerimiz görüldü değil mi? Nasıl insanlar oldukları, nasıl kendilerini ifade edebildikleri… Hocalarının yönlendirmesi ile ortalığa dökülecek insanlar olmadığı herhalde görülüyor” diyerek gencecik çocukları gazlayan Ayşe Buğra hanım..

 

Bakın, başörtülü kızlar üzerinden kendi koltuklarını sağlamlaştırmaya çalışan Ayşe Buğra ve Boğaziçi’ndeki ekibi, 2008’de yayınladıkları bildiride ne demişler:

 

“Başı örtülü bir kişinin üniversite okuyabilmesi eğitim hakkının gereğidir. Ancak bunu uygulamada mümkün kılacak düzenlemenin yeri Anayasa değildir. YÖK Yasası’nda yapılacak başörtüsü tanımı da laiklik ve özgürlükle çelişecek, sorunu karmaşıklaştıracaktır.”

 

Nasıl?

 

“Başörtülü okuyabilmeli” diyor. Ama bunun serbestiyetini, Anayasa’da yapmayın” diyor..

 

 Ne kadar zekice, değil mi?

 

Sanki daha önce bu denenmemiş gibi.

 

Turgut Özal da kanunla bunu yapmak istediğinde, Anayasa Mahkemesi o kanunu iptal etmemiş gibi..

 

Boğaziçi’nin uyanık laikçileri de Anayasa Mahkemesi’nin kararından haberleri yokmuş gibi.. “Başörtülüler de okuyabilmeli” diyor.. Ama hemen devamında, “Anayasa’ya bunu yazmayın” diyor.

 

Ne zararı olur, yazılırsa?

 

Hiç. 

 

Ama yazılmadığında, 25 yıllık uygulamasında görüldü ki, “Anayasa Mahkemesi kararı var, başörtülü okuyamazsınız” denilip, öğrenciler kapıdan geri çevriliyor..

 

Boğaziçili “kendine özgürlükçü” despotların sözleri bunla sınırlı olsa, yine eyvallah..

 

Bakın, o bildiriye imza atanlar nasıl şirretler, nasıl çirkefler..

 

Aralarında “Gün Kut, Kemal Kirişçi, Nermin Abadan, Fikret Adaman, Binnaz Toprak ve Ayşe Buğra gibi akademisyenlerin” olduğu belirtilerek, bildirinin cümleleri şöyle haberleştirilmiş:

 

 “Boğaziçili 119 öğretim üyesinin imza attığı bildiride hükümetin girişimlerinin kaygıyla izlendiği belirtilerek, ‘Kaygımızın temelinde, sorunun, onu doğurmuş ve gelecekte daha da büyütecek olan uygulamalardan soyutlanmış biçimde, ‘türbana özgürlük’ sloganına indirgenmesi yatmaktadır’ denildi.”

 

Bu kadar mı? 

 

Değil!

 

Devam ediyor, Boğaziçili öğretim üyelerinin bildirisi:

 

“Sorunun çözümü bütünsel yaklaşımla yürütülmeli ve mutlaka aşağıdaki noktalar dikkate alınmalıdır; Türban serbestisinin zamanla üniversite öncesi eğitim kurumlarına yayılmasına asla izin verilmemeli. Reşit olmayan kızların başlarının örtülmesine yönelik her türlü uygulama ve girişime karşı hukuki, idari ve toplumsal tüm önlemler alınmalı. Reşit olmayan kızların başlarını örtmeleri için özel ortam oluşturan imam hatip okullarına kız öğrenci alınmasına son verilmeli. İhtiyacın çok üzerinde olan imam hatipler de normal liseye dönüştürülmeli.”

 

İHL mezunu, Boğaziçi aktivisti Şeyma kızım, devam edeyim mi?

 

Kendisine Müslüman gençlik sıfatı yakıştıran İmam Hatip mezunu, Boğaziçili evlatlarım, devam edeyim mi?

 

Özgürlükçü sandığınız o laikçi despot canavarları, size kendi bildirilerinden tanıtmaya devam edeyim mi?

Google+ WhatsApp